Gezi,  Sinema

İran’ın Devasa Başkenti Tahran’da Gezilecek Yerler

Bir İran ziyaretinin olmazsa olmazı tabii ki başkent Tahran’dır derim kendi adıma. Ülkenin en büyük ve kalabalık, en modern ve kozmopolit şehri olan Tahran’a gelmeden önce aklınızda tutmanız gereken ilk şey, Tahran’ın tıpkı İstanbul gibi geniş ve kaotik, gezecek yeri bol ve iyi bir ön hazırlık gerektirdiği bilgisi olacaktır. Her şeyden önce bunu söyleyeyim, çünkü şehrin birçok farklı noktasına görülesi yerler dağılmış vaziyette. Bu ön hazırlık süreci, görülebilecek yerler, görülebilecek yerlerin açık olduğu gün ve saatler, oralara ulaşım yollarıyla ilgili olmalı. 4 gün geçirdiğim, zamanım olsa da daha da durabileceğim mega kent Tahran’la ilgili aklımda kalan her şeyi bu yazıda paylaşmaya çalışacağım. Gördüğüm yerlerden, hatalı stratejilerim nedeniyle göremediğim yerlerden bahsedeceğim.

Tahran’ın, İran’ın başkenti olmasına rağmen bu kadar önemli bir hale gelmesi, ancak Kacar hanedanı döneminde gerçekleşmiş. Öncesinde Isfahan, Tebriz, hatta Rey bile başkentlik yapmış. Özellikle Kacar’ın son, Pehlevi hanedanının ilk yıllarında kırsal kesimden yoğun bir göç alıp iyice şişmiş. Biraz Ankara’ya benziyor bu anlamda genişleme hikayesi… Bugün 15 milyon nüfusu, 2 büyük havaalanı, 7 metro hattına rağmen korkunç trafiğiyle her şeyden önce çok büyük bir macera sunuyor Tahran ziyaretçilerine. Bu yazıyı okuduktan sonra İran’a gitmeden önce dikkat edilmesi gerekenler yazıma da bir göz atabilirsiniz, çünkü büyük ihtimalle İran’a giriş yaptığınız yer Tahran olacak.

Tahran’a Nasıl Gidilir?

Türkiye’den Tahran’a gelmenin en çok tercih edilen 2 yolu, uçak ve otobüs kullanmak. Türkiye havayolu şirketlerinden THY, Pegasus ve Atlas Global, İran şirketlerinden Iran Air, Mahan Air, ATA Airlines falan gibi şirketler Türkiye’nin farklı şehirlerinden düzenli seferler düzenliyor. İstanbul ve Ankara haricinde Isparta ve Denizli gibi ‘enteresan’ şehirlerden de dönemsel seferler yapılıyor. Otobüsle gelmek isteyenler için ise İstanbul ve Ankara’dan otobüs seferleri mevcut. Yol 1 günden uzun sürüyor, 30 saat civarı. İran hazırlıkları yazılarımda bu konudan bahsetmiştim.

Tren seferleri 2015’te durdurulmuştu, yakında yeniden başlayacakmış.

İmam Humeyni Havaalanı

Ben İran’a giriş aşamasında bir sorun çıkabileceği düşüncesiyle oldukça gergin ve dikkatliydim. Ama endişelerim yersizmiş. Yine de daha önceki yazılarımdan farklı olarak Tahran’daki gezilecek yerlerden önce İmam Humeyni Havaalanı’nı ve giriş öncesi sonrası gözlemlerimi paylaşarak başlayacağım. Bir kez daha hatırlatayım, başka yazılarımda İran’ın resmi para birimi ve 1 sıfır atılmış hali olan tümen’in kullanım şekillerinden bahsettim, yazıdaki ücretleri tümen cinsinden yazacağım. 1,000 tümen yaklaşık olarak 90 kuruş ila 1 lira arasında.

En merak ettiğim konuların başında, uçuş başlarken başı açık olan kadınların başlarını ne zaman kapatacakları geliyordu. Ben tabii yolun büyük kısmında uyudum. Tahran için alçalma anonsu yapıldığında, hatta uçak indiğinde kadınların büyük kısmı başını henüz örtmemişti. Çoğunluğun son ana kadar beklediğini söyleyebilirim. Pasaport kontrolüne gelmeden önce bir sigorta gişesi dikkatimi çekti. Yabancıların ülkede sigorta yaptırmalarının zorunlu olduğu yazıyordu, ancak benim önümdekilerden yaptırmayıp geçenler görünce ben de yaptırmadım. İhtiyacım da olmadı, kimse de sormadı İran’da bulunduğum süre boyunca. Aklımda 1-31 gün arası için 14 € olduğu bilgisi kaldı sadece.

Pasaport kontrol noktası, birçok ülke gibi İran vatandaşları ve diğer vatandaşlar şeklinde ayrılmıştı. Ancak kara çarşaflı bir görevli, Türk vatandaşlarını da İran vatandaşlarının gişesine çağırdı, herhalde bizim de vize zorunluluğumuz olmadığından. “Selam aga” diyerek yanaştığım pasaport memuru pasaportumu aldı ve tek soru sormadan, hatta tek kelime etmeden giriş mührünü vurdu. Sonrasında çantalarımız X-Ray’den geçti. Beklediğimden çok daha kolay bir şekilde İran topraklarına ayak basmış oldum.

Havaalanının içinde dikkatimi çekenler, ortada dolaşan birkaç muhafız, sim kart satış standları, uçaktan inen neredeyse bütün kadınların gecenin bir vakti olmasına rağmen çiçeklerle karşılanması, kadınların çoğunun kara çarşafla değil, farklı renklerde örtülerle dolaşması, hem alafranga hem de alaturka tuvaletlerin bulunması, tahmin ettiğim üzere şehrin haritasını veren herhangi bir yer bulunmaması, döviz bozdurma olayını sorunca orada bulunan bankalardan birine yönlendirilmem gibi konulardı. Ayrıca birkaç saat geçirmem gerektiği için içerideki banklarda uyumama kimse ses çıkarmadı. Hava almak için dışarı çıkınca beni hemen birkaç taksici karşıladı tabii ki.

Şehir merkezine gelmek için metroyu kullanmak, tek başına dolaşan gezginler için en mantıklı seçenek. Sabah ilk tren 06:50’de kalkıyor. 8 numaralı metro hattı, havaalanından çıkıp Shahid Bagher Shahr durağına kadar götürüyor, orada Tahran metrosunun en uzun mesafeli ve yoğun hattı olan 1 numaralı (kırmızı) hatla birleşiyor. Şehrin çoğu merkezi yerine bu hat gidiyor, başka bir yere gidecekseniz çeşitli duraklarda başka hatlara aktarma yapabiliyorsunuz. Ben gezeceğim yerler için yaptığım programa en uygun durak olduğu için Bazaar ve Gülistan Sarayı’na yakın Panzdah-e Khordad durağında indim. Toplam yol 1,5 saate yakın sürdü. Ama zaman sıkıntınız yoksa şehir merkezine metroyla gidin derim. Bu vesileyle gezi boyunca çok işinize yarayacak Tahran Kart’ını da alıyorsunuz. Normalde şehir merkezine gidiş ücreti 7,500 tümen, ben 10,000 tümene (1,500 kart ücreti, 8,500 kredi) kart aldım ve sonra da birçok kez bu kartı kullandım. Tavsiye ederim.

Not: Ülkeden çıkışta da burayı kullandım, ekstra herhangi bir arama ya da soruya maruz kalmadım.

Tahran’da trafiğin sıkıştığı anlardan sadece biri…

Tahran Nasıl Bir Yer?

Tahran’ı şehir yapısı olarak İstanbul ve Ankara’ya belirli yönlerden benzetmek mümkün bence. İstanbul gibi kalabalık, trafikli ve ülkenin kendi standartlarına göre kozmopolit denebilecek bir şehir. Ankara gibi başkent olmadan önce pek bir numarası olmayan, başkent olduktan, hatta Kacar Hanedanlığı’nın son yılların geldikten sonra çok yoğun göç alıp büyümüş, şişmiş bir şehir. Şehrin insan profili de net ayrımlar gösteriyor. Elbruz Dağları’nın eteklerine doğru yükselen kuzey Tahran modern binaların, lüks arabaların, daha liberal ve ilerici kesimin yer aldığı bölümü oluşturuyor. Adeta Çankaya gibi. Şehrin merkezi ve güneyi ise daha muhafazakar insanların yer aldığı, nispeten daha fakir kesime ev sahipliği yapıyor, yani bir Altındağ-Keçiören karışımı diyebiliriz.

Daha birçok karşılaştırmaya açık tabii Tahran, İran Türkiye’ye de çok benzediği için farklı yorumlara ve analojilere müsait bir durumla karşılaşılıyor. İran’a geldikten sonra dikkat edilmesi gerekenler yazımda bazı başka ipuçları da bulabilirsiniz. Ve de şunu unutmayın, Tahran’da Avrupa’dan alıştığımız anlamda bir turist bilgilendirme ofisi yok. Bu yüzden iyi bir planlama, offline haritalar ve iyi bir kondisyon gerektiriyor burası. Ama her şekilde geldiğinize pişman olmayacağınızı da garanti edebilirim.

Bazaar’ın dışında el arabalı hamallar ve motorcular her daim müşteri beklemedeler…

Tahran Grand Bazaar

İran’ın tüm şehirlerinin en farkedilir olayı, her şehrin koca bir pazarı ya da ‘bazaar’ının bulunması herhalde. En büyüğü Tebriz’de diyorlar, ama Tahran’daki de gerçekten adının hakkını verecek kocamanlıkta. İstanbul’daki Kapalı Çarşı’yı hatırlatsa da ondan çok çok daha büyük olduğunu tahmin ediyorum. Sokaklarının uzunluklarının toplamı 10 kilometreyi geçiyormuş söylenene göre. Turistik olduğu kadar, hatta daha fazla gündelik ihtiyaçlara yönelik malların satıldığı bu yerde yok yok desek yeridir. Kıyafet, halı, ayakkabı, kuruyemiş, iç çamaşırı, doğum günü süsü gibi daha başka tonla ıvır zıvır için dükkanlar sıra sıra dizilmiş. Yani bir bölgede takım elbiseciler varsa yan yana 15 tane takım elbiseci görebiliyorsunuz. İçerisi günün büyük kısmında çok kalabalık, bir de tekerlekli el arabalarıyla yük taşıyan hamallarla iyice yürünmez hale geliyor. Otantiklik falan arayanlar için birebir, mutlaka hiç olmazsa bir kez girip içinde kaybolun. Şöyle diyeyim, mesela lokanta ve diğer işletmeler için sadece adisyon fişi satan yanyana 2-3 dükkan gördüm. Üzerlerinde meşhur batılı markaların isimlerinin basılı olduğu poşetleri satan ayrı dükkanlar gördüm. Daha da ne söylemek gerekir bilmiyorum.

Gülistan Sarayı – Kompleksi: Kacar döneminde yapılmış Gülistan (Golestan) Sarayı, şehrin merkezindeki en önemli ziyaret noktası bana göre. Kacar Hanedanı döneminde yapılmış saray, UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunuyor. Esasen şehrin tarihi merkezini çevreleyen Kale ya da Arg kısmının içinde kalıyor ama bugün bir sur yok. 16. yüzyılda Safeviler tarafında inşa edilmiş Arg’ın içine sonradan gelen hanedanlar eklemeler yapmış, ama asıl kısımlar Kacar dönemine ait. Gülistan Sarayı, Tahran’daki diğer önemli saraylar gibi tek bir binadan ziyade bir kompleks halinde ve ziyaret edeceğiniz bölümlerini girişte seçmeniz gerekiyor. Sabit giriş ücreti 15,000 tümen, gireceğiniz diğer bölümlerin ücretleri ekstra olarak ekleniyor. Ben kendi gördüğüm kısımlarından biraz bahsetmeye çalışayım.

Öncelikle bahçesinden söz etmek gerekiyor Gülistan’ın. İran saray ve bahçelerinin en önemli özelliği belki de özenle yetiştirilip korunmuş gül bahçeleri ve havuzlar. Gülistan’ın bahçesi, şüphesiz Sadabad kadar büyük değil, ancak harika bir bahçeye sahip. Fotoğraf, selfie çekmek için birebir.

Gülistan Sarayı’nın muhteşem binalarından sadece bir tanesi…

Asıl saray kısmı (main halls), en meşhur Gülistan bölümlerini barındırıyor. Elmastan odalar, kabul salonu (Talar Salam), tahtlar, seramik döşemeler, acayip satranç takımları, hediye gelen yemek takımlarının sergilendiği kısımlar (Zorouf Hall), Naser al-din Şah’ın öldürüldüğü ve üzerinde hala kan izlerinin görülebildiği sandalyesi gibi ekstra hatıralar da sergileniyor. Buraya giriş ekstra 15,000 tümen karşılığında mümkün, ama kesinlikle atlamayın derim.

Takht-e Marmar, yani Mermer Taht, Gülistan’ın görülmesi gereken yerlerinden. Kacarlar döneminde yapılmış muazzam mermer taht, Kacar şahlarının taç giydikleri yermiş. En son Rıza Şah Pehlevi burada taç giymiş. 200 yıllık olmasına rağmen oldukça sağlam ve heybetli duruyor, üzerindeki işlemeler ve tahtın içinde yer aldığı aynalı salon da görülmeye değer. Tahtın bazı kısımları da Yezd’den gelen meşhur sarı mermerden yapılmış. 8,000 tümen.

Howz Haneh, yani havuzlu kısım ise Avrupa sever Kacar Şahlarının topladığı Avrupai portre tabloların bulunduğu bir kısım, ortasında küçük bir havuz var. 8,000 tümen.

Talar-e Almas, Elmas Salon çok küçük ama elmastan işlemeleriyle göz kamaştıran bir yer, burayı da atlamayın derim. 8,000 tümen.

Emarat-e Bagdir, yani Rüzgar Kuleleri de 4 renkli kulenin içinde yer alan bir kısım, yine aynalı salonlar ve dikkat çekici sütunları var. 8,000 tümen.

Kakh-e Abyaz, yani Etnografya Müzesi ise klasik bir etnografi müzesi. İran’ın farklı dönemlerinden farklı halkların kıyafetleri ve eşyaları burada sergileniyor. Burası esasen Osmanlı padişahı Abdülhamid’den gelen hediyeleri sergilemek amacıyla yapılmış bir binaymış. 8,000 tümen.

Khalvat e Karim Khani, Mermer tahtın hemen yanında açıkta bulunan bir kısım. Burası, Kacar şahlarından Naser al-din Şah’ın nargilesini içip rahatlamak için kullandığı sessiz sakin bir köşeymiş. Üzerine yatar vaziyetteki işlemesinin yapıldığı lahit de burada yer alıyor.

Gülistan Sarayı’na ulaşımın en kolay yolu, tıpkı Grand Bazaar gibi 1 numaralı metro hattının Panzdah-e Khordad durağında inmek (Panzdah-e Khordad, 15 Khordad demek, İran takviminin 3. ayının 15. gününde -Miladi takvime göre 1963 yılında- yaşanan şah karşıtı ayaklanma ve kanlı bir şekilde bastırılması olayının gerçekleştiği gün, metro duraklarına isim verdiği gibi İran’ın resmi tatillerinden).

Sadabad Sarayı – Kompleksi: Tahran’ın en güzel yeri olan kuzeyindeki dağlara doğru uzanan Sa’dabad Kompleksi’ni görmeden Tahran’dan ayrılmayın kesinlikle. 1 numaralı hattın son durağı Tajrish’ten yürüyebilirsiniz buraya.

Sadabad da tıpkı Gülistan Sarayı gibi bölümler halinde gezilen bir yer, yani girişte hangi bölümlere gireceğinizi belirterek ona göre bilet alıyorsunuz. 15,000 tümen sabit ücretin üzerine görmek istediğiniz yerlerin parası ekleniyor. Toplamda 70 bin tümenle 100,000 tümen arası birşey vererek önemli yerlerini ziyaret edebilirsiniz. Aslında burası sadece saraydan dolayı değil, kompleksin içinde bulunduğu harika doğasıyla da kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Uzun ağaçlardan oluşan ormanı, Derbend’den gelen ve kompleksi ikiye bölen nehriyle muhteşem bir yer zaten burası.

Millet Sarayı (Beyaz Saray) kompleksin en önemli binası. Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Farah Diba’nın konutuymuş. Görkemli yemek, oturma, çalışma, oyun salonlarıyla son derece Avrupai bir tarzda tasarlanmış. Versailles ya da başka bir sarayı görmüş olanlar için burasının benzerlikleri dikkatten kaçacak gibi değil. Burasının girişi 15,000 tümen. Buranın alt katında ise modern sanata düşkünlüğüyle bilinen Farah Diba’nın resim koleksiyonu var (Nation’s Art Museum olarak geçiyor). Yabancı sanatçılara ait eserlerin yanında İranlı sanatçıların günümüzde görmemize imkan olmayan soyut tabloları ve modern sanatın farklı akımlarına ait eserler de var. Standart bir “İran neymiş, ne olmuş” hayıflanması için birebir. Burası da ekstra 8,000 tümen.

Yeşil Saray, kompleksin en güzel yerlerinden biri. Rıza Şah’ın kullandığı mermer sütunlu, yeşil taşlı harika binanın içinde fotoğraf çekilmiyor. Ama camlı müthiş salonları akılda kalacak cinsten. Dışarıdaki yeşil taşlar, nadir bulunuyormuş ve Zencan’dan çıkarılmış. 15,000 tümen.

Sadabad Kompleksi’nin Yeşil Sarayı

Şahın araba koleksiyonu da küçük ama merak edenlerin uğrayabileceği bir kısım. Rolls Royce ve Mercedes türü arabalar, motorlar, kar araçları sergileniyor. 8,000 tümen.

Behzad Müzesi’ni de öneririm. İran’ın en iyi modern ressamlarından Hüseyin Behzad’ın birbirinden güzel resim ve minyatürleri sergileniyor. 8,000 tümen.

Güzel Sanatlar Müzesi ise kompleksin giriş kapısının biraz dışında. 18-20. yüzyıl arasına ait İranlı ve yabancı ressamların tabloları, bu 3 katlı müzede yer alıyor. 8,000 tümen.

MirEmad Müzesi’nde de hat ve kaligrafi üzerine eserler yer alıyor. 8,000 tümen.

Benim gittiklerim haricinde minyatür müzesi, silah müzesi, kıyafet müzesi, mutfak eşyaları (tableware) müzesi gibi başka başka konsept müzeler de bulunuyor, ilgi alanlarınıza göre seçim yapabilirsiniz.

Ulusal Müze: Tahran’ın modern anlamda en iyi müzesi diyebiliriz sanırım Ulusal Müze için. İran coğrafyasının kültürel tarihine yönelik birçok eser sergileniyor. İki kısma ayrılmış, İslamiyet öncesi ve sonrası şeklinde. İslamiyet öncesi bölümünde daha çok arkeolojik buluntular yer alıyor. 1 milyon yıl öncesinden Sasaniler’e kadar dönemden kalan çok sayıda eser sergileniyor. İran topraklarından geçmiş Ahameniş, Seleukos, Sasani gibi uygarlıkların eserlerine bakarak, ülke kültüründen Helenistik ve Mısır etkilerini takip etmek de mümkün oluyor. Hele Ahameniş’lerin Persepolis ve Susa gibi antik şehirlerinden gelmiş çok iyi korunmuş heybetli heykeller, insanda bir an önce Persepolis’i görme isteği uyandıracak cinsten. Bunlar dışında 7,000 yıllık kadın iskeleti, daha 25 yıl önce bir tuz madeninde keşfedilmiş 1,700 yaşındaki bir adamın kafatası gibi antik kalıntılara rastlıyorsunuz.

Ulusal Müze’nin Ahameniş (Achaemenid) Dönemi eserleri hakikaten müthiş…

Müzenin farklı bir binadaki İslam dönemi kısmında ise İran’da ilk İslam yılları, yani 700’lerden başlayarak, Selçuklu, İlhanlı, Timur, Safevi ve Kacar döneminden el yazması Kuran’lar, yazıtlar, üzeri işlemeleri kapılar, mihraplar ve seramiklerle bu kısım da görülmeye değer. İran Ulusal Müzesi’ne ulaşım için en yakın metro durakları, 1 numaralı hattın Imam Khomeini durağıyla 2 numaralı hattın Hassan Abad durağı. İki kısım için giriş ücreti 50,000 tümen.

Ulusal Mücevher Müzesi (National Treasure Museum): Tahran’a geldiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri bence Ulusal Hazine müzesi. Burası İran Merkez Bankası’na ait bir binanın içinde yer alıyor. Şehrin merkezindeki Ferdowsi bölgesinde bulunan müzeye ulaşmak için en yakın metro durağı, 1 numaralı metro hattının Sa’adi durağı. 4 numaralı hattın Ferdowsi durağını da kullanabilirsiniz.

Bu müze yoğun güvenlik önlemleriyle korunuyor. Zaten dışarıda buranın müze olduğuna dair bir işaret de yok (Central Bank of the Islamic Republic of Iran) yazıyor. Etraftaki insanlara sorarak da bulabilirsiniz. Yakındaki Bank Melli Müzesi’yle karıştırmayın, orası değil. İçeride fotoğraf çekilmesi kesinlikle yasak, asıl müze kısmına girerken fotoğraf makinesi veya telefonu geçtim, anahtar, kulaklık vs. gibi tüm metal eşyaları alıp emanet dolabına bırakmanız zorunlu. Bu yüzden buralardaki eşyaların fotoğraflarını ancak internetten aratarak bulabilirsiniz.

Ama içerideki koleksiyon gerçekten göz kamaştırıcı. İngilizce konuşan rehberlerle dolaşılıyor burada, koleksiyondaki önemli parçalara dikkatinizi çekiyor. Kacar ve Pehlevi hanedanlarının çok değerli mücevherleri burada sergileniyor. Birbirinden görkemli takılar, değerli taşlar, yüzükler, ziynet eşyaları, hatıra paraları, aralarında Osmanlı’nın da bulunduğu başka ülkelerden şahlara gelmiş hediyelerle karşılaşıyorsunuz. Asıl cevherler ise tahtlar ve taçlar tabii. Özellikle Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Farah Diba’nın boyun kıracak kadar ağır taçları ve diğer eşyaları göz kamaştırıcı cinsten. Üzeri 25 bin taşla kaplı Nadir Tahtı ve yine üzeri değer taşlarla kaplı 35 kiloluk inanılmaz dünya küresi de gerçekten görülmeye değer. Turun sonunda rehberimiz, İran’ın büyük bir medeniyete sahip olduğunu yeniden biz Batılılara hatırlatarak uğurladı. Buraya mutlaka gidin derim, giriş 20,000 tümen.

Azadi Meydanı – Azadi Anıtı: Tahran’ın sembollerinin başında kuşkusuz Azadi (Özgürlük) Meydanı ve buradaki görkemli anıt akıllara geliyor. 45 metrelik anıt, tıpkı Paris’teki Arc de Triomphe gibi dönel bir kavşağın ortasında kalmış vaziyette. Tahran’ın batısındaki bu meydan ve anıta ulaşmak için 4 numaralı (sarı) metro hattının Meydan-e Azadi durağında inebilirsiniz. Şehre yeni geldiyseniz batıdaki Azadi Otobüs Terminali de buraya çok yakın.

Tahran’ın sembollerinden Azadi Anıtı…

Azadi Anıtı, Şah Rıza Pehlevi döneminde, Pers İmparatorluğu’nun 2500. yılı şerefine 1972’de Şehyad Kulesi adıyla açıldı. İslam Devrimi’nden sonra adı Azadi (Özgürlük) olarak değiştirildi. Bir çeşit giriş kapısı gibi, kocaman iki sütunun yukarıda birleşmesiyle oluşan büyük anıtta bir de müze bulunuyor. Benim İran’da en çok yapmak istediğim şeylerden biri de, Azadi Meydanı’na gidip, artık yasaklı olan Şah devri şarkıcıları Guguş ve Hayedeh’nin birkaç sevdiğim şarkısını dinlemekti, bunu başarabildiğim için memnunum.

İran Sinema Müzesi: Ortamlardaki malum İran ‘övme’ seanslarının başlıca maddelerinden biri de İran Sineması oluyor bildiğiniz gibi. Ben de izlediğim İran filmlerinin büyük kısmını çok sevdiğimden, kişisel sinema merakım da olduğundan dolayı Tahran’daki İran Sinema Müzesi, birincil hedeflerim arasındaydı. İran’daki diğer bahçeler gibi harika bir yer olan Firdevsi (Ferdowsi) Bahçesi’nin içinde yer alan köşk şeklindeki müzede en başta İran Sineması’nın başlangıcına dair bilgiler veriliyor. Devrin Kacar Şahları ilk olarak bu işe merak salmışlar. Bu döneme ait bilgi, belge ve bol resim sergileniyor. İran’da bir zamanlar faal olan sinemaların fotoğraflarından oluşan kısım bilhassa dikkat çekiciydi benim için. Ayrıca Amerikan Sineması’nın siyah beyaz dönemlerinden kalma bazı hatıraları da sergileniyor. Kamera ve kayıt cihazı gibi teknik aletleri görebiliyorsunuz. Ama benim asıl ilgimi çeken kısımlar sonra geldi. İran Sineması’nda yeri olan önemli kişilerin, yönetmen, senarist, görüntü yönetmeni, oyuncu gibi isimlerin kariyerlerinin kısa özetlerini, kazandıkları ödülleri gösteren bir büyük salon var mesela. Önemli İran filmlerinin afişleri, 2 salona yayılmış. Abbas Kiyarüstemi, Asghar Farhadi, Muhsin Mahmalbaf ve diğer önemli yönetmenlerin bazıları aşina gelecek film afişleri, İran’ın en önemli film festivali olan Fecr Film Festivali’nde dağıtılan Kristal Simurg Ödülü’nün büyük bir kopyası vs. de buralarda var. Abbas Kiarostami’nin Kirazın Tadı filmiyle kazandığı Altın Palmiye de koleksiyonda yer alıyor. Ama asıl güzel sürpriz sonraki salonlarda… İran Sineması’nın bu önemli kişilerinin gerçek boyutlu karton maketleri de yer alıyor hep birlikte. Adeta bir gala gecesi havası oluşmuş. Tabii ki herkesi tanıyamadım, ama Asghar Farhadi, güzeller güzeli Taraneh Alidoosti, Leyla Hatemi, Şahab Hüseyni gibi yakın geçmişin ve günümüzün en değerli sinema insanlarıyla ‘yalandan’ da olsa selfie çekilebilme fırsatınız var. Burayı kaçırmayın derim. Şehrin kuzeyinde ve Tecriş’e yakın, Veliasr Caddesi’ne bitişik. Tecriş’in (Tajrish) 1 numaralı metro hattının kuzeydeki son durağı olduğunu tekrar hatırlatayım. Giriş 15,000 tümen.

Sinema müzesine ev sahipliği yapan harika Firdevsi (Ferdowsi) Bahçesi…

Bu müzeye dair ağzımda kekremsi tat bırakan bırakan tek bir detay vardı. İran hükumeti tarafından rejim karşıtı bulunduğu için pasaportuna el konulan ve yurtdışına çıkamayan, film çekmesi 20 yıl yasaklanmış Cafer Penahi’nin de müzedeki biyografiler arasında yeri var. Bu kötü birşey değil tabii ki, ancak Panahi’nin biyografisinde kazandığı ödüller anlatılırken, 2015 yapımı Taksi Tahran filminin Altın Ayı kazanmasının belirtilmesini yadırgadım, daha doğrusu çok ikiyüzlü buldum. Bu filmi Panahi yasaklıyken Tahran’da binbir güçlükle çekmiş, filmi yasadışı yollarla ülke dışına çıkarmış ve Altın Ayı kazanmıştı. Hatta geçenlerde Panahi’nin yeni filmi Üç Yüz (Three Faces, Se Rokh) Cannes’da En İyi Senaryo ödülü alınca ödülü almaya kendisi gidemediğinden kızı gitmiş, İmam Humeyni Havaalanı’nda kızını karşıladığı ve kızının da ona ödülü sunduğu görüntüler sosyal medyaya yansıdı. Bunca köstek olduktan sonra bu ödülü ‘İran Sineması’na ait bir başarı gibi göstermeleri benim hoşuma gitmedi, bunu da belirtmek isterim.

Tochal Telecabin: Şehrin kuzeyinde, Elburz Dağları’nın eteklerinde bulunan Tochal Telekabini’yle yukarı çıkıp şehrin manzarasını görmek, yaz gelse bile kar altında kalabilen 7. istasyona çıkmak bir Tahran ziyaretinin önemli noktalarından biri. Ben maalesef zaman ayarlamasını doğru düzgün yapamadığımdan hep geç kaldım, nitekim yukarı giden telekabinler erken saatte bitiyor. Ben bir seferinde 12’de orada olmama rağmen yetişemedim. Buraya gitme niyetiniz varsa mutlaka ama mutlaka sabah erken gidin, benim gibi hayal kırıklığı yaşamayın.

Buraya gelmek için şehrin kuzeyindeki Tecriş tarafından taksi falan tutabilirsiniz. Ana kapıdan sonra ilk istasyona 1-2 km mesafe var, burayı yürüyebilir veya 1,500 tümenlik elektrikli ring araçlarına binebilirsiniz.

Milad Kulesi: Dünyanın en yüksek 6. ‘desteksiz’ (freestanding) telekomünikasyon kulesi Tahran’da bulunuyor. Anteniyle birlikte 435 metrelik hayvani bir kuleden bahsediyorum. Milad Kulesi telekomünikasyon amaçlarının dışında bir alışveriş merkezine, lüks bir otele ve dinlence bölgesine ev sahipliği yapıyor.

Milad Kulesi’nden Kuzey Tahran ve hala karlı Elbruz Dağı manzarası…

Burası ulaşım açısından zorlu bir yerde. Tahran’ın batısında, yakınında metro durağı bulunmayan bir yerde olduğu için otobüs veya taksiyle gitmeniz gerekiyor, benim gibi bir sürü yolu yürümeye hazır değilseniz tabii. Kulenin 280 metre yüksekliğindeki açık terasından mega büyüklükteki Tahran şehrinin dört bir yanının manzarasını görebilirsiniz. Sadece bu açık terası ziyaret etmek istiyorsanız 12,000 tümenlik giriş bileti alabilirsiniz. Teras dışında balmumu heykel müzesi gibi ekstra atraksiyonları görmek için 35,000 tümen vermeniz lazım, bence buna gerek yok. Terasa aşırı hızlı (saniyede 7 metre hızla giden) bir asansörle çıkılıyor. Teras çelikten tellerle kapatılmış, şehrin önemli noktalarının yönleri oklarla gösterilmiş. Azadi Meydanı gibi şehir için önemli noktalar gösterildiği gibi Kerbela, Mekke gibi İranlıların kutsal yerlerinin de ayrıca gösterilmiş olması dikkatimi çekti.

İmam Humeyni Türbesi: İran İslam Devrimi’ni gerçekleştiren, bu nedenle ülkenin şu anki halinin doğrudan mimarı diyebileceğimiz Ruhullah ‘Ayetullah’ Humeyni’nin mezarı günümüzde devasa bir kompleks haline getirilmiş. Burasıyla ilgili daha ayrıntılı bir İmam Humeyni Türbesi yazısı yazdım, merak edenlerin okumasını öneririm.

İbret Müzesi: Anti-Şah, Anti-Amerikan ve Anti-Siyonist bir devlet politikasıyla yönetilen İran’da resmi ideoloji propagandasının yapıldığı birkaç müze bulunuyor elbette. Bunların en önemlilerinden biri İbret (Ebrat) Müzesi. Şah’ın karanlık polis ve istihbarat örgütü SAVAK’ın sorgulama ve tutuklamalarını yaptığı binaya kurulmuş olan İbret Müzesi’nde Şah döneminde yapılan kanunsuz uygulamalar, tutuklamalar ve işkencelere dair birçok yazı bulunuyor. Silindir şeklinde binanın ortasında yuvarlak bir avlu var ve 4 katlı binanın her katında hücreler ve yönetim odaları bulunuyor. Girişte bir sinema salonuna alınıyor ve burada feci şekilde ajitasyonlu bir tona sahip bir propaganda filmi izliyorsunuz. İngilizce altyazılı filmde burada işkence görmüş insanlar anılarını anlatıyor. Ardından diğer odalara geçiliyor. Odaların bazılarında bekleyen yaşlı amcalar, odanın anlam ve önemini benimle birlikte gelen diğer ziyaretçilere Farsça anlattılar. Orada bir süre geçirmiş kişiler olduklarını tahmin ediyorum. Bu odalarda farklı işkence usulleriyle muhaliflerin nasıl vahşetlere maruz kaldıklarını görüyorsunuz, döneme uygun giydirilmiş mankenler ve odaların döşenme şekli ve videolar da bu boğucu havayı arttırıyor. Burada zaman geçirmiş Ali Şeriati, Ali Hamaney gibi devrimin önde gelen isimlerinin de hücreleri ve maketlerini görüyorsunuz. Böyle şeyler ilginizi çekmiyorsa boşverin, ama resmi ideolojinin anlattıklarını duymak isterseniz Ulusal Müze’ye yakın İbret Müzesi’ni 10,000 tümene görebilirsiniz.

Eski Amerikan Büyükelçiliği: Ayrıca duymadıysanız da Ben Affleck’in 2012 yapımı Oscar ödüllü Argo filmini izlediyseniz 1979’daki ünlü ABD Tahran Büyükelçiliği rehine krizini muhakkak biliyorsunuzdur. Filmde daha çok Kanada Büyükelçisi’nin konutuna sığınan 6 kişinin kurtarılma operasyonuna odaklanılsa da büyükelçiliğin geride kalan çok sayıda çalışanı 444 gün boyunca İranlı öğrencilerin büyükelçiliği işgali sonrası rehin tutulmuştu. Gerekçe ise ülkeden kaçıp ABD’ye sığınan Şah Rıza Pehlevi’nin iadesini sağlamaktı. Tabii ki büyükelçilik işgali diye birşey medeni dünyada yeri olan bir durum değil, ama o zamanki durumlar gereği bu olayın ciddi sonuçları olmuştu. Humeyni İran’daki destekçileri gözündeki iktidarını sağlamlaştırmış, bu süreci iyi yönetmediği düşünülen Jimmy Carter’ın sonraki başkanlık seçimini Reagan’a kaybetmesinde önemli bir etkisi olmuştu. Krizin bittiği ve rehinelerin salıverildiği 20 Ocak 1981’den sonra ABD ile İran arasında diplomatik ilişkiler sıfıra yanaşırken, büyükelçilik tekrar Amerika tarafından kullanılamadı tabii ki. Bunun yerine İran’ın Den of Espionage (Casuslar Yuvası) olarak da bilinen 13 Aban müzesine dönüştü (13 Aban, İran takviminde işgalin başladığı 4 Kasım gününe denk geliyor) Buranın dış duvarlarında çok ikonik duvar resimleri, bahçesinde de ilginç Amerikan karşıtı posterler bulunuyor. İçeride ise işgali kendi açılarından anlatan yazı ve açıklamalarla müzede ele geçirdikleri bilgi ve belgeler, casusluk amacıyla kullanıldığı belirtilen teknolojik aletler sergileniyor. Oldukça enteresan bir yer olduğunu söyleyebilirim. Giriş 20,000 tümen. Tahran’ın İranşehr bölgesindeki müzeye ulaşmak için 1 numaralı metronun Taleghani durağında inmeniz gerekiyor.

Eski Amerika Büyükelçiliği’nin duvarındaki ikonik resimlerden bir tanesi…

Burada propagandanın doğrudan yapıldığı bir de İngilizce broşür dağıtılıyor. Dini lider Ali Hamaney’in ağzından 2015 Paris Saldırıları sonrası ‘Batılı gençlere’ hitaben kaleme alınan bu bildiride terörün dini ya da ırkının olmadığı, Paris’te yaşananların her gün İslam coğrafyasının Filistin, Suriye, Yemen gibi farklı noktalarında yaşandığı gibi konulara değinilmiş. Bunu da yanınıza alın, bir ara okursunuz.

Aziz Sarkis Ermeni Katedrali: İran, Ermenilerin önemli azınlıklardan biri olduğu yakın coğrafya ülkelerinden. 20. yüzyıl boyunca göçlerle sayıları azalsa da Tahran’da ve Isfahan’da belirli bir sayıda Ermeni yaşamlarını sürdürüyor. Nejatollahi Caddesi’nde şehrin büyük Ermeni Katedrali, Aziz Sarkis Katedrali varlığını sürdürüyor. Nispeten yeni bir bina olan bu katedralde fotoğraf çekimi kesinlikle yasak, hem içeri girmeden, hem içeride kendi halinizde otururken bile sürekli uyarılıyorsunuz. Çok da önemli ya da tarihi birşey yok açıkçası ama kural kuraldır, yapacak birşey yok.

Burasıyla ilgili unutamayacağım anı ise girişteki görevliyle konuştuklarımdı. Kapıdaki görevli, çantamı emanet olarak yanına bırakırken bana nereli olduğumu sordu. Buna yanıt vermemem daha iyi olabilir diye düşündüm anlık olarak, soruyu anlamazlıktan geldim. Adam ısrarla aynı şeyi sormaya devam etti, yakın coğrafyadan başka bir ülke mi uydursam diye düşünürken mantıklı bir yanıt bulamadım ve Türkiye’den geldiğimi söyledim. Görevli hiçbir düşmanca tavır takınmadı. “Ben Ermeniyim ve sen de hoşgeldin” dedi. Türkiye’nin ne kadar güzel bir ülke olduğundan falan bahsetti. Tedirginliğim boşunaymış, İran genelinde karşılaştığım misafirperver tutum, bir İran Ermenisi tarafından da desteklenmiş oldu. Her Ermeni aynı şekilde tepki verir miydi bilmiyorum ama benim karşılaştığım kişi, sağolsun gayet yardımseverdi.

Zahir-od Dowleh Mezarlığı: Tahran’ın en bilinen mezarlığı Behesht-i Zehra, ama küçük olsa da önemli rahmetlileri barındıran Zahir-od Dowleh Mezarlığı’ndan bahsetmek isterim. Özellikle Devrim öncesinde kullanılıyormuş, eski dönemin şair, yazar, müzisyen, akademisyen gibi tanınmış isimleri buraya gömülmüş. Ben özellikle Füruğ Ferruhzad’ın mezarını görebilmek için buraya geldim, ama kapalıydı. Google haritalarında sadece perşembe günleri açık olduğu yazıyor, ben maalesef perşembe günü orada olamadığım için yüksek duvarların arkasındaki mezarlığı göremedim. Siz denk gelirseniz Tajrish metro durağının biraz yukarısında, Derbend tarafında bulunan Zahir-od Dowleh Mezarlığı’na uğramayı düşünebilirsiniz.

Şehirde birçok park var, en güzellerinden biri Şehir Parkı’ydı (Shahr Park). Burada hem dinlenebilir, hem de şehir halkının nasıl boş zaman aktivitelerinde bulunduğuna dair fikir edinebilirsiniz. Ben mesela burada dinlenirken bir kick-box okulu öğrencilerinin antrenmanına şahit oldum, kas yapmış genç erkeklerle başı kapalı eşofmanlı genç kadınların parktaki çalışmalarını izledim.

Tahran trafiğinden bir başka sahne…

Benim Tahran’da göremediklerim, yukarıda belirttiğim Tochal, Niyavaran Sarayı, Derbend, Halı Müzesi, yakınlardaki Rey şehri ve başka birçok müzeden oluşan bir yığın. Tahran’ın ne kadar büyük ve görülecek ne kadar çok müzesi olduğunu aklınızda tutun gelmeden. Ben 4 gün içinde elimden geldiğince hızlı ve verimli şekilde gezmeye çalışsam da eksikler kaldı. Siz gelmeden önce iyi bir plan yapın, toplu taşıma imkanlarını iyi araştırın ve öyle gelin. Her şekilde çok dolu bir gezi yaşayacağınıza eminim bu mega şehirde…

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili veya genel olarak gezmekle ilgili her türlü sorunuzu, ilgili yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Ayrıca Instagram adresimi takip ediniz: https://www.instagram.com/geckalmisyolcu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir