Gezi

Güzel ve Yeşil Isfahan’da Gezilecek Yerler

İran’ın en büyük şehirlerinden biri olmasının yanında en turistik yerlerinden bazılarını barındıran, herhalde Şiraz’la birlikte en güzel şehri Isfahan, İran’a gelip de görmemenin olmayacağı şehirlerden hiç şüphesiz. Tahran’a yakınlığı da şehri rahatlıkla ziyaret edilebilecek bir konuma yerleştirmiş.

Isfahan (İranlılar Esfahan şeklinde telaffuz ediyor), Safeviler devrinde (1598’de Kazvin’den taşınmış) başkent olduğundan şehirdeki önemli eserler çoğunlukla Safeviler zamanında yapılmış, onların mimari etkisini taşıyor. Nehirleri kurutan kuraklığa rağmen çok yeşil bir şehir. Parklarda, ağaçlı yerlerde dut ağaçlarını tekmeleyip dut düşürmeye çalışan dayılarla sık sık karşılaşıyorsunuz. Tahran gibi mega büyüklükte değil, yürüyerek dolaşması çok keyifli ve 2 gün içinde iyi bir planlamayla şehir merkezi ve yakınındaki yerlerin büyük kısmını görmeniz mümkün.

Isfahan’a Nasıl Gidilir?

Isfahan Uluslararası Havaalanı’na THY yıl boyu düzenli seferler yapıyor. Bazı İran havayolu şirketleri de dönemsel olarak uçuşlar gerçekleştiriyor. Her ne kadar Türkiye’den Isfahan’a direkt çalışan bir otobüs seferi olmasa da İran’a daha yaygın bir gezi düzenlemek isteyenler için İran’ın başka bir şehrinden, özellikle Tahran’dan otobüsle gelmek en mantıklı ve ucuz yöntem olur. Tahran’a 6 saat gibi bir mesafede ve sürekli otobüsler bulunuyor. İran’ın en lüks otobüs sınıfı olan VIP otobüslerle 33 bin tümen (yaklaşık 30 TL) karşılığında gayet konforlu bir şekilde ulaşabiliyor Tahran’dan Isfahan’a.

Isfahan’a gelen otobüslerin büyük kısmı ana terminal olan Kaveh Terminali’ne geliyor. Kaveh’nin hemen yanında ise aynı adlı bir metro durağı var, buradan şehir merkezine 10 dakika içinde rahatça gidebilirsiniz. Metroya Tahran gibi bir ‘Isfahan Kart’la biniliyor, 5 bin tümene kart + bir miktar biniş kredisi alabilirsiniz, kart almanızı tavsiye ederim. Her ne kadar bazı metro duraklarında yoğun tadilatlar olsa da, bazı duraklar 2018 Mayıs itibariyle kapalı olsa da merkeze ulaşımın en rahat yolu metroyu kullanmak.

Soffe Dağı’ndan yarım bir Batı Isfahan manzarası…

Isfahan’a gelenler için yakın başka şehir önerilerim Kaşan, Yezd, Şiraz ve Mervdeşt (Persepolis) şeklinde olur.

Isfahan’da Gezilebilecek Yerler

Chahar Bagh Caddesi: Ortası ağaçlıklı bir yaya yolu, yanları araç trafiğine açık, kenarları yaya kaldırımı ve birçok dükkandan müteşekkil, şüphesiz şehrin en canlı yeri bu cadde ve çevresi. Chahar Bagh e Abbasi adıyla da geçiyor. Cahar bağ, 4 bahçe demek kelime anlamı olarak.

Si-o-se (33) Köprüsü: Isfahan bir zamanlar Zayande Nehri’nin hayat verdiği bir şehirmiş. Zaten Zayanderud, “hayat veren” demekmiş Farsça’da. Ancak özellikle son yıllarda tamamen plansız yönetimler ve iyi kontrol edilemeyen tarımsal sulama nedeniyle nehir Isfahan’a gelmeden kurumuş. Şehrin kuzey ve güney yakaları bir zamanlar köprülerle birbirine bağlanırken şimdi kurak, çatlamış koca bir toprak parçası kalmış arada. Bu nedenle bu tarihi, güzelim köprüler amaçsızca ortada kalmış vaziyetteler. Nehrin debisine göre zaman zaman açılıp su tutmaya yarayan baraj kapakları anlamsız şekilde duruyor. İnsan görünce hakikaten çok üzülüyor bu duruma. Hatta okuduğum başka yazılara göre susuzluktan kuruyan nehir kenarındaki ağaçlar kesilmeye başlanmış, durum vahim yani.

Si-o-Se’nin gece manzarası…

Şehir içinde 10’dan fazla yaya ve araç köprüsü var, bunların en ünlüsü de Si-o-se Pol. 33 tane kemeri olduğu için köprüye bu isim verilmiş (ben tek tek saydım, gerçekten 33 tane). Yaya geçişi için kullanılıyor, ama tabii ki motorlar da girip özgürce karşıya geçiyor buradan. Safevi devrinde yapılmış, iç tarafında güzel işlemeler ve süslemeler bulunuyor. Bir hatırlatma, buraya gündüz geldiyseniz bile gece de uğrayın, ışıklandırmasıyla daha da harika bir görüntüye kavuşuyor burası. Akşamları gençler kemerlere tünüyor, her yaştan insan rahatlamak için geliyor. Keşke nehir halen akıyor olsaydı, eminim çok daha güzel bir manzarası olurdu hafif esintiyle beraber.

Khajou Köprüsü: 33 Köprüsü gibi Safevi döneminden kalma bir diğer köprü ise Khajou (Hacı) Köprüsü. 400 yıldan uzun bir tarihi var. Diğeri kadar uzun olmasa da kemerleri, iç tarafındaki süsleme ve oymalarıyla görülmesi gereken bir yer burası da.

Khajou (Hacı) Köprüsü

Bu köprünün yakınında İran’la ilgili birçok bilimsel çalışma yapmış ve Şiraz’da 1969’da vefat etmiş Amerikalı sanat tarihçisi Arthur Pope ve eşi Phyllis Ackerman’ın anıt mezarları yer alıyor. Ben ne yazık ki atladım, siz atlamayın burayı. Ebedi istirahatgahı İran olan pek Amerikalı yok tahmin edebileceğiniz üzere. Tebriz’deki Howard Baskerville’den Tebriz yazısında bahsederiz.

Vank Katedrali ve Ermeni Mahallesi: Isfahan’da uzun yıllardır yaşayan bir Ermeni cemaati mevcut. Şehrin güneyindeki Jolfa Mahallesi’nde toplanmış vaziyetteler. Mahalle, adını bugün Nahçıvan sınırları içinde kalan Culfa şehrinden alıyor, orada yaşayan Ermeniler, Şah Abbas tarafından Isfahan’a göç ettirilip bu bölgeye yerleşmiş. Bu mahallenin en önemli turistik değeri ise Vank Katedrali. Etrafı duvarlarla çevrili katedral kompleksinde katedral dışında başka yerler de var. Vank Katedrali 400 yıldan uzun bir tarihe sahip. İslam mimarisinden etkilenmiş bir kubbesinin yanında içinde etkileyici tavan resimleri var. Hemen yandaki Khatchatour Kesaratsi Müzesi ise şehrin Ermeni mirasına dair anıların yanında Ermeni Soykırımı’na dair standart söylemleri barındırıyor bünyesinde. Bir Türkiye haritası üzerinde Ermeni soykırımı yapıldığı iddia edilen şehirler işaretlenmiş, birçok büyük şehir de soykırım yapılmış yerler olarak gösteriliyor. Ayrıca Ermeni Soykırımı’nı tanıyan Türkiyeli otoritelerin de adı verilmiş. Soykırımı tanıyan ülkelerin bayrakları da bir saygı duruşu olarak sergileniyor. Bu arada müzeye adını veren Khatchatour Kesaratsi, Isfahan’a matbaayı getiren ilk kişiymiş, bu yüzden onun zamanında basılmış İncil ya da Kuran gibi kutsal kitapların örnekleri de müzede yer buluyor. Bunlar dışında İran Ermenilerinin en önemli şahsiyeti diyebileceğimiz Yeprem Khan’ın büstü ve onun hatıraları da sergileniyor. Kompleksin bahçesinde bir soykırım anıtı da bulunuyor. Buraya giriş 30,000 tümen.

Vank Katedrali, İslam mimarisinin yoğun etkisini taşıyor.

Vank’ın etrafı söylediğimiz gibi Ermenilerinin yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Ve burada çok sayıda modern, Avrupai kafeler yer alıyor. Çoğunun Ermeniler tarafından işletildiğini tahmin etmek zor değil, kafelerin Gümrü, Ahtamar gibi isimleri var. Oryantal yerlerde takılmaktan sıkıldığınızda buradaki mekanlarda oturabilirsiniz.

Naksh-e Jahan Meydanı: Söylenenlere göre dünyanın Çin’deki Tiananmen Meydanı’ndan sonra en büyük meydanı Nakş-ı Cihan Meydanı’ymış. 560 metreye 160 metre genişliğinde olağanüstü büyük bir alana sahip. Meydan üzerinde çim alanlarda insanlar piknik yapıyor, havuzlara ayaklarını sokuyor, ayrıca meydan turu attırmak için bekleyen at arabaları bulunuyor. Meydan tamamen bazaar bünyesindeki dükkanlarla çevrilmiş vaziyette. Meydan komple UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilmiş zaten. Ayrıca girişi meydan üzerinde olan birkaç tane görülesi yer bulunuyor.

Göz alabildiğine uzanan Naksh-e Jahan Meydanı…

Lütfullah Camii: Meydanın doğu ucunda yer alan küçük ama kesinlikle görülesi bir yer Şeyh Lütfullah Camii. Söylenenlere göre akustiği o kadar iyiymiş ki caminin bir köşesinden konuşulduğunda diğer köşesinden rahatlıkla duyulabiliyormuş. Ben gittiğimde içeride bir turist kalabalığı olduğundan bunu test etme şansım olmadı tabii. Giriş 20,000 tümen.

Lütfullah Camii

İmam Camii: Meydanın güney ucunda Şah Camii, ya da yeni adıyla İmam Camii bulunuyor. Bildiğiniz gibi devrim sonrası İran’ında adında “şah” geçen neredeyse tüm yapıların adı değiştirilmiş. Bu “şah” da aslında Pehleviler’le hiçbir ilgisi bulunmasa da İslam Devrimi’ne kurban gitmiş. Şah Abbas zamanında yapılmış, yani birçok tarihi bina gibi 400 yıl civarı bir tarihi var. 4 eyvanlı, muhteşem güzellikte bir camii. Özellikle merkez eyvan içindeki camii kısmının duvar ve tavan işlemeleri olağanüstü. Ana eyvanın minareleri hafif asimetrik duruyor, nedeni iç avlunun her tarafından görülebilmesiymiş. Gezerken Elhambra’daki Nasrid Sarayları’nı geziyormuşum hissine kapıldım, bence o derece kıymetli bir İslam mimarisi örneği. Dikkatimi çeken ilginç bir detay girişin sol tarafındaki kalan eyvanın içindeki küçük avluda “ücretsiz sohbetler” gerçekleştiriliyormuş. Ben denk gelemedim ama sohbetlerin gerçekleştiği sedirleri gördüm. Burayı gösteren tabelalar İngilizce, herhalde gelen yabancı ziyaretçilere “gerçek İslam’ın ne olduğunu” anlatıyor buradaki görevli mollalar.

İmam Camii’nin harika giriş eyvanı ve içindeki oymalar…

Giriş 20,000 tümen, audioguide ekstra 17,000 tümen. İran’da dikkat edilmesi gerekenler yazımda bahsetmiştim, audioguide alabilmek için pasaport bırakmak gerekiyor ama pasaportunuzu otel/hostelinize bıraktıysanız kaldığınız yeri belgeleyen birşeyler vermeniz gerekiyor. Ben bunu akıl edip hostelimin kartvizitini almıştım, onu bıraktım. Siz de mutlaka yalnızca Isfahan’da değil, İran’ın neresinde olursanız olun eğer otel/hostel gibi bir yerde kalıyorsanız onun kartvizitini yanınızda bulundurun.

Ali Qapu Sarayı: Naksh-e Jahan Meydanı’nın bir diğer önemli eseri ise Ali Kapu Sarayı. Çok büyük olmasa da farklı mimari etkileri ve orijinal salonları içinde barındırmasından dolayı, her katın farklı mimari kaygılar ve ekollerin etkisiyle inşa edilmesinden dolayı değişik bir kimliğe bürünmüş. Balkona çıkmadan önce birkaç kat çıkmanız gerekiyor, burada merdivenlerde bile enteresan seramik işlemelere rastlıyorsunuz.

Müzik salonunun tavanındaki müzik aleti işlemeleri…

Balkon tarafında buralarda görmeye alıştığımız şekilde tahta sütunlar var. Çok güzel bir meydan manzarası izleyebileceğiniz balkon kısmının ortasında kenarı mermer, dibi bakır plakalardan oluşan bir havuz bulunuyor. Balkon katındaki salonda tablolar var, ama yüzleri silinmiş vaziyette. En üstte, 6. katta çok enteresan bir müzik salonu var. Duvar oymaları müzik aletleri şeklinde. Farklılıkları bünyesinde başarıyla bir araya getirmesinden dolayı Ali Kapu Sarayı da Isfahan’ın görülesi mekanları arasına giriyor kanaatimce.

Chehel Sotoun Sarayı: “40 sütun” demek “chehel sotoun”. Aslında ön yüzde 20 ahşap sütun var, ama sudaki yansımaları da hesaba katınca 40 oluyor. Sarayın kendisiyle birlikte çevreleyin bahçesi de harika. Saray dediğim ana binada çok birşey yok, tek katlı ve yüksek tavanlı bir yapı zaten. Ama içeride İran tarihinin çok önemli kilometre taşlarına işaret eden büyük tablolar bulunuyor. Benim için en ilgi çekici olan, tabii ki Çaldıran Savaşı’nın resmedildiği girişin hemen karşısındaki tabloydu. Tablonun açıklamasında yazıldığına göre, Osmanlıların Safevileri yenmesinin nedeni, Şah İsmail’in ordusuna ateşli silah kullanmamaları yönünde verdiği emirmiş. Zaten tabloda da Osmanlı ordusu tüfeklerle görülürken Safevi ordusu kılıç ve oklarla saldırıyor. Durum böyle olunca savaşın sonucu da kaçınılmazmış tabii ki. Ülkelerin resmi tarihlerinin ne kadar subjektif olduğunun bir kez daha ispatı oldu benim için.

Chehel Sotoun ve sudaki sütun yansımaları…

Sarayın çevresi söylediğim gibi çok iyi bakılan büyük bir bahçeden müteşekkil. Yüksek ağaçlar, güller ve başka çiçeklerle harika bir ortam oluşturulmuş. Ayrıca kompleksi çevreleyen duvarlarda iki tane de tarihi kapı var eyvan şeklinde, onları da görün. Giriş 20,000 tümen.

Buraya çok benzer bir de “Hasht Behesht Konağı” var. 8 Cennet anlamına geliyor. Burası Chehel Sotoun’a çok benziyor dışarıdan, onun gibi bir parkın içinde ve önünde havuzu var. Ben girmedim, zamanı olanlar buraya da uğrayabilir. Zamanında bir çeşit “harem” olarak kullanılmış.

Chehel Sotoun’un yanında Doğal Tarih Müzesi de var ama bu tür müzeler ilgimi artık hiç çekmediğinden girmedim. Girişinde dinozor heykeli falan var, bence benim gibi Ankara’da yaşayanlar açısından girmemek için yeterli sebep oluşturuyordur.

Bazaar: Diğer İran şehirleri gibi Isfahan’ın da koca bir bazaarı var. Naksh-e Jahan Meydanı da bazaar sayılabilir, meydanı çevreleyen surların iç tarafları hediyelik eşya dükkanları ve küçük çaycılarla dolu. Onun haricinde Ali Cami’nin çevresinde de büyük bir bazaar var. Şahsen ben birazdan sözünü edeceğim Soffe Dağı’na tırmanırken pantolonumu fena halde yırtınca hemen bazaara geldim ve uygun bir fiyata kendime yeni bir cepli pantolon aldım buradan. Çünkü tıpkı Tahran’daki bazaar gibi yok yok denilecek cinsten bir yer.

Ateşgah (Atashgah): İran Zerdüşt inancının temelinin atıldığı yer, her ne kadar günümüzde çok çok az kalmış olsalar da Zerdüştlerin bir tapınağının kalıntıları, Isfahan yakınlarında bulunuyor. Şehir merkezinin 8-10 km batısında Ateşgah, bir tepenin üzerinde konumlanmış vaziyette. 1,500 yıllık bir tarihi olduğu düşünülüyor. Bileti aldığınız kapıdan sonra asıl tapınak kısmına çıkmak biraz dertli, çünkü standart bir merdiven yok, kayaların üzerinden bazı yerlerde dağcı gibi tırmanmanız gerekiyor. Ama yapılmayacak birşey değil, tepenin ne kadar havadar olduğunu görünce, Isfahan’ın ve arkasındaki tepelerin güzel manzaralarıyla karşılaşınca geldiğimize değmiş diyorsunuz. Her ne kadar buradaki yapılar restore edilmiş veya fazla ortaya çıkarılmamış olsa da gidilmesini öneririm. Giriş 20,000 tümen.

Ateşgah tapınağı

Ben 33 Köprüsü’nün başlangıç noktasındaki Enghelab (İnkılap) Meydanı’ndan 15 bin tümene taksi tutup gittim mesela, 20 dakikada vardık. Siz de vakit kaybetmek istemiyorsanız bu yolu tercih edebilirsiniz.

Manar Jonban (Sallanan Minareler): Ateşgah’a giderken atlamamanız gereken bir yer daha var, Ateşgah’a beni götüren taksicinin yol üzerinde parmağıyla göstermesiyle tesadüfen buldum.

Burası esasen Emu Abdullah Garledani’nin türbesi olarak 14. yüzyılda İlhanlılar döneminde inşa edilmiş. Safeviler döneminde eklenen 2 minare ise çok nadir bulunan bir özelliğe sahip. Yerden 10 metre yüksekteki 7 metrelik minarelerden biri sallandığında diğeri de sallanıyor. Tabii günümüzde iyice yıpranmış bu minareler daha dikkatli bir şekilde sallanıp turistlere gösteri amaçlı kullanılıyor. 1,5 saatte bir minare sallama gösterisi yapılıyor. Turistlerin çıkmasına artık izin verilmeyen üst avluya iki görevli çıkıyor, minareleri yaklaşık 5 dakika boyunca elle sallıyorlar. Minarelere bağlı çanlar şıngırdıyor, böylece gerçekten minarelerin sallandığını ikna oluyorsunuz. Ben büyük bir tesadüf eseri tam gösteri başlamadan önce buraya ulaştım, saat 12:00’ydi. Siz de gidişinizi uygun bir saate denk getirin ki fazladan beklemek zorunda kalmayın. Giriş 20,000 tümen.

Soffe Dağı – Parkı: Isfahan’ın görülesi doğal zenginliklerinden bir tanesi de şehir merkezinin 7-8 kilometre güneyinde kalan Soffe Parkı. Burada piknik vs. yapılan yeşillik bir park ve arkada kayalık bir tepeler sırası bulunuyor. Bu tepeye tırmanmak için yürüyüş patikasını tırmanabilir ya da telekabine binebilirsiniz. Telekabin en tepeye değil, tepenin yakınındaki yüksek bir düzlüğe çıkıyor. Gidiş dönüş 30,000 tümen, çıkış yaklaşık 10 dakika sürüyor. Son durakta restoran ve kafeler bulunuyor. Buranın manzarasında açıkçası pek birşey yok, ama telekabinle yukarı çıkarken tepenin güzel bir manzarasını farklı açılardan izleyebiliyorsunuz.

Soffe’nin çıplak tepeleri…

Ben telekabine binip yukarı çıktıktan sonra biraz aşağı yürüyüp asıl tırmanış patikasına geçip asıl tepeyi tırmanma yolunu seçtim. Bir süre normal patika devam ediyor, sonra sert kayalık yokuşları başlıyor. Biraz kondisyon, çokça kararlılıkla radyo televizyon antenlerinin olduğu bir tepenin zirvesine çıkabildim ben. Dikkat edin, İran’da çok az sayıda başıboş köpek göreceksiniz, onlardan biri buradaki küçük barakanın önünde, fazla yaklaşmayın 🙂 Bir de rahat bir kıyafetle tırmanın, yukarıda anlattığım pantolon yırtma vakası buraya çıkarken gerçekleşti. Şehrin batı kısmının manzarası burada önünüze seriliyor, şehir merkezleri haricinde İran’ın ne kadar ağaçsız, kurak olduğunu görmenin bir başka yolu diyebilirim.

Takhte Foulad Mezarlığı: Bu mezarlık Kacarlar döneminden kalma. Toyserkani adıyla da biliniyor. Mezar taşları eski ve park benzeri bir oluşumun içinde kalmış. Bazı yerlerdeki mezarlar, ara yollara dönüştürüldüğünden bu mezarların üstüne basmadan bir yere geçmek imkansız hale gelebiliyor. İran’da mezar geleneği, çoğunlukla yere dikine yükselen taşlar barındırmadığından, sade dikdörtgen yekpare bir taş ya da mermerle üzeri kapalı olduğundan bu çok yadırganacak bir durum oluşturmuyor, adeta Avrupa’daki büyük kilise ve katedrallerin zeminine gömülmüş kişilerin üzerine basılmaktan yassılaşmış kitabelerini hatırlatan mezarlar görüyorsunuz. Pek bir olayı yok gibi görünse de benim gibi mezarlık gezmeyi severler için farklı bir mezarlık ekolünü görmenize yardımcı olması bakımından ilgi çekici. Takhte Foulad Mezarlığı, Khajou Köprüsü’nden güneye geçip yaklaşık 1 km yürüdükten sonra karşınıza çıkacak. Bu tarafa gelirseniz, buraya yakın Gülistan Şehitliği’ne (Golestan Shohada) de uğrayabilirsiniz. Çoğu İran-Irak Savaşı’nda ölmüş askerlerin gömüldüğü şehitlik yine ilginizi çekebilir.

Takhte Foulad Mezarlığı’nda yol üstünde kalmış mezarlar….

Isfahan’ın fazlasıyla görülesi bir şehir olduğunu tekrar belirtmek isterim, Tahran’dan daha egzotik bir yer olduğunu, çok daha fazla Orta Doğu havasını taşıdığını belirtmek isterim tekrardan.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili veya genel olarak gezmekle ilgili her türlü sorunuzu, ilgili yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Ayrıca Instagram adresimi takip ediniz: https://www.instagram.com/geckalmisyolcu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir