Petersburg view
Gezi

Güzeller Güzeli St. Petersburg’da Gezilecek Yerler

Düşünüyorum da, yıllardır Ankara’da yaşayan biri olarak sonradan gelişip serpilmiş, gerçek tarihi çok geriye gitmeyen şehirlerin turistlere verdiği keyfin sınırlı kalmasını çok iyi anlıyorum. Ama konu St. Petersburg (Rusça adıyla Sankt Peterburg) olunca işler değişiyor tabii ki. Sadece 300 yıl önce sıfırdan kurulmuş bir yerleşim birimi nasıl bu kadar güzel ve hatıra yüklü olabilir? Birinci kısmın yanıtı Çar’ın bizzat isteği ve direktifleriyle, müthiş bir coğrafi kesişim noktasına, başarılı bir şehir planlamasıyla kurulmuş olmasıyla verilir. İkinci kısma, yani hatıralara gelirsek, bu şehrin sokaklarında bir zamanlar Raskolnikov adında birinin, adı başka olsa bile onun gibi birinin dolaşmış olduğu ihtimalini düşünmek yeter de artar bile benim için.

Bu yazıda, Petersburg’da geçirdiğim 3 günde görme fırsatı bulduğum ve bulamadığım yerlerden bahsetmeye çalışacağım. Diğer Rusya yazılarımda söylediğim gibi, ben gittiğimde (Ağustos 2018) Türk Lirasındaki korkunç düşüşten dolayı 100 Rus Rublesi yaklaşık 9-10 TL seviyesine gelmişti. Hesaplamaları buna göre yapabilirsiniz.

Petersburg’da bu çeşit bolca kanal ve güzel fotoğraflar çekilecek yerler bulunuyor.

St. Petersburg’a nasıl gidilir?

Türkiye’den THY ve Aeroflot’un Petersburg’un ana havalimanı Pulkovo’ya direkt uçuşları var. Benim gibi Moskova‘dan gelmeyi düşünüyorsanız tren iyi bir seçenek olabilir, gece trenleriyle makul bir fiyat karşılığında ve 8-9 saatte Petersburg’a geliniyor. Rusya’nın Avrupa’ya en yakın majör şehri olan Petersburg’a Finlandiya’nın başkenti Helsinki’den tren veya otobüsle de gelinebiliyor, ama Türkiye’den gelirken gerektiği gibi buradan da gelirken Rusya vizenizin olması gerekiyor.

St. Petersburg’da gezilebilecek yerler

Ermitaj Sarayı

Ermitaj ya da Hermitage sadece St. Petersburg’un değil, tüm Rusya’nın hatta dünyanın en büyük, en değerli sanat ve tarih koleksiyonlarından biri şüphesiz. Büyüklük ve nitelik olarak Louvre ile karşılaştırılabilir. Saatlerce gezdikten sonra, artık yorgunluktan daha fazla kültür alamayacak kadar dolduğunuz anlarda bile daha önce fark etmediğiniz ya da atladığınız bir salon çıkıveriyor karşınıza. Antik çağlardan günümüze birçok farklı kültürden kalıntılar var mesela, devasa Sovyet coğrafyasında yer alan Tacikistan, Ermenistan, Özbekistan gibi yerlerden çıkarılan arkeolojik kalıntılar hep Ermitaj’da sergileniyor. Osmanlı, İran, Afrika ve Uzakdoğu eşyalarına da ayrılmış bölümler var. Bunlar dışında çok kıymetli çarlık eşyaları, tahtlar, heykeller ve salonlar dolusu tablolar, Ermitaj’ın envanterinde. Bence en ilginç parça, Çar 2. Nikolay’ın portesinin arkasına Ekim Devrimi’nden sonra yapılmış Lenin portresiydi. Giriş 700 ruble.

Asıl önemli konu, fiyatından ziyade Ermitaj’a nasıl girilebileceği mevzusu. Ciddi bir turist akınına uğramasından ötürü bilet kuyruğu uzun oluyor haliyle. Ama önceden bilet almadıysanız girişe yakın bilet otomatları hayat kurtarıcı niteliğine bürünecektir. Oralarda kuyruk çok daha kısa. Kredi kartıyla bileti alıp yüzlerce kişinin önüne geçebilirsiniz. Bunu mutlaka aklınızda tutun.

Aleksandr Nevski Caddesi (Nevsky Prospekt)

Ankara’yı bilenler için tarif etmek gerekirse Atatürk Bulvarı gibi diyebiliriz herhalde Nevski Caddesi’ne. Oldukça uzun, şehrin merkezini baştan başa kesiyor, etrafında bir sürü şey var… Dükkanlar, lokantalar, barlar, evler, metro durakları, katedraller, köprüler… Burayı bir baştan diğer başına yürüseniz bile yarı yarıya Petersburg’u gezdim diyebilirsiniz. Biraz abartılı olabilir bu ifade ama Petersburg’u Petersburg yapan değerlerin çok büyük kısmı, Nevski ve etrafında toplanmış. Bu nedenle burada uzunca bir yürüyüş yapmayı zaman kaybı olarak değerlendirmeyin.

Nevski Caddesi, arka planda şehrin en meşhur kafelerinden Cafe Singer…

Tihvin Mezarlığı

Hayran olduğum Dostoyevski’nin mezarını görebilmek için Tikhvin’i planlarım arasında en öne koymuştum zaten. Petersburg’a gelince anladım ki oldukça kolay bir lokasyonda bulunuyormuş. Nevski Caddesi’nin uzak ucunda, Nevski metro durağının yakınında, Nevski Manastır kompleksinin yanında yer alıyor. Aslında Dostoyevski’nin mezarının bulunduğu kısmın adı tam olarak değil, Necropolis of Master of Arts, yani bir çeşit “üstatlar mezarlığı”. Hemen bitişiğinde bulunan normal insanlar mezarlığının adı Tihvin. Ama ikisine de girmek için aynı bilet gerekiyor, ücreti ise turistlere 400 ruble.

Bu “üstatlar mezarlığı” Çarlık Rusyası’nın en kıymetli yazar, şair, ressam, besteci, aktörlerinin son durağı olmuş. Sınırlı sayıda insan gömüldüğü için mezarları bulmak kolay, girişte bir kroki de veriyorlar. Büyük üstat Fyodor Mihayloviç’in mezarı girişin sağında. Ön tarafında İncil’den bir ayet (Yuhanna 12:24) yer alıyor, Karamazov Kardeşler’de geçiyor bu bölüm (Doğrusu ve doğrusu size derim: Buğday tanesi yere düşüp ölmezse, o yalnız kalır; fakat ölürse, çok mahsul verir). Öyle gözyaşlarına boğulmadım belki ama mezardaki büstüne bakmak bir tuhaf hissettirdi.

Dostoyevski’nin mezarına aile üyeleri de gömülmüş…

Söylediğim gibi mezarlıkta sadece Dostoyevski yok, Çaykovski, Mussorgskiy, Rimski-Korsakov, Borodin, Cui gibi besteciler, Kuindji gibi ressamlar ve başka değerli sanatçıların mezarları, etkileyici mezar taşları ile birlikte burada. Karşı taraftaki asıl Tihvin kısmı ise daha kalabalık ve sıkışık, 1800’lerin başlarından kalma çok eski mezarlarla dolu. Matematikçi Leonhard Euler’in ve Puşkin’in eşi Natalya Gonçarova’nın mezarları burada bulunuyor.

Nehrin hemen öbür tarafındaki Nevski Manastırı’nın Petersburg’un önemli dini ziyaret noktalarından biri olduğunu hatırlatayım son olarak.

Dostoyevski Müzesi

Yazının başından beri Dostoyevski’den bahsediyorum, gelmişken müzeye dönüştürülmüş evini görmesem olmazdı. Kuzneçnıy Sokağı’nda küçük bir kavşağın köşesinde bulunan bu ev, Dostoyevski’nin son günlerini geçirdiği ev olma özelliğini taşıyor. Üstadın şapkasını, çalışma odasını, yemek odasını ve hayat öyküsünü anlatan oldukça kapsamlı büyükçe bir başka odayı görebiliyorsunuz. Dostoyevski’yi seviyorsanız kesinlikle çok duygulanacağınız garanti. Hele ki Dostoyevski’nin, babası öldüğünde henüz 10 yaşında olan kızı Lyubov’un, babasını kaybettiği günün tarihini atıp “babam bugün öldü” yazdığı sigara tabakası insanı ağlatır.

Büyük üstat Dostoyevski’nin ömrünün son dönemlerindeki çalışma odası…

Müzeye giriş 250 ruble, bir 250 daha verip Dostoyevski’nin hayatını uzunca anlatan audioguide’ı da almanızı tavsiye ederim.

St. Peter and Paul Fortress (Petropavlovsk)

Şehir merkezinde kalan adalardan en turistik olanı şüphesiz Petropavlovsk. Burada şehrin en önemli katedrali diyebileceğimiz Petropavlovsk Katedrali de yer alıyor. Adayı çevreleyen surlarla birlikte kale gibi bir ada haline gelmiş.

St. Peter and Paul adıyla da bilinen adanın az önce bahsettiğim katedrali, Romanov hanedanı üyelerinin gömüldüğü yer. Bizim Deli Petro dediğimiz Büyük Petro’yla birlikte neredeyse tüm hanedan üyeleri buraya gömülü. Hatta Ekim Devrimi esnasında ülkeden kaçarken Yekaterinburg’da öldürülen son Çar 2. Nikolay ve yanında bulunan akraba ve saray çalışanları da 1998’de törenle buraya yeniden gömülmüşler. Sovyetler döneminde diğer birçok dini yapı gibi burası da farklı amaçlarla (Devrim Müzesi olarak) kullanılmış. Danimarka’daki Roskilde veya İsveç Uppsala’dakiler gibi Kraliyet nekropolislerine meraklıysanız burayı muhakkak görün. Giriş 450 ruble.

Deli (Büyük) Petro’nun mezarı ve madalyaları…

Surların dış kısmındaki kumsal bölümünde yürüyüş yapmayı da ihmal etmeyin derim. Yağmurlu bir hava olmasına rağmen ben bayağı keyif aldım.

St. Peter and Paul Fortress’ın girişlerinden biri. Çift başlı kartal hemen dikkati çekiyor.

Adanın hemen karşısındaki bölümde St. Petersburg Camii ve Rusya Siyasi Tarih Müzesi bulunuyor. Caminin mimarisi, İran’da gördüklerime oldukça benziyordu, herhalde Özbekistan, Türkmenistan etkisiyle yapılmış diyebilir mimarlık bilgisi olan biri. En azından bir görün dışarıdan.

Rusya Siyasi Tarih Müzesi

Bu müze, Rusya yakın tarihini en kapsamlı şekilde anlatan yerlerin başında geliyor. 19. yüzyılla başlayan bölüm daha çok konu ediliyor. Çar 2. Aleksandr’ın serflere özgürlük vermesi, sonrasında suikaste kurban gitmesiyle başlayan, 1905 olayları, Duma’nın açılıp kapanması ve 1917 Ekim Devrimi, sonra tabii ki Sovyetler Birliği yılları geniş şekilde anlatılıyor. Ayrıca bu binayı Lenin bir süre karargah olarak kullandığından Lenin’e ait yazı masası ve eşyalar da sergileniyor. Putin’in 2000 yılbaşında göreve gelişine kadar bu coğrafyada yaşananlarla ilgili bilgi ve eşyalara ulaşmak isteyenler burayı mutlaka görmeli derim. Giriş 250 ruble.

Stalin dönemine ait bir devlet görevlisinin odası aşağı yukarı böyleymiş.

Petergof

Petersburg’da yaşayan çok eski bir arkadaşım, burada 3 gün kalmanın yeterli olacağını söylemiş, planlamayı da (1 gün Ermitaj, 1 gün Nevski, 1 gün Petergof) şeklinde yapmıştı benim adıma. 3 günlük bir ziyaret için lüks kaçabilir belki şehir dışına çıkmak, ama Peterhof’taki sarayın görülmeye değer bir yer olduğunu, en azından dışından bakarak bayağı Versailles’ı hatırlattığını söyleyebilirim.

İçeri giremediğim için ‘Alt Bahçe’nin fotoğrafını dışarıdan çekebildim.

Petersburg şehir merkezine yaklaşık 40 km mesafede Peterhof. Trenle Baltiyskiy İstasyonu’ndan 60 rubleye yarım saat 40 dakikada Novi Petergof İstasyonu’na varılıyor. Oradan da 2-3 km yürüyerek ya da otobüsle Petergof Sarayı’na ulaşılıyor. Ben -ne kadar cesaretliysem artık- rezervasyon yapmadan gittim. Sarayın girişinde hayvani bir kuyruk görmeme rağmen bilet kuyruğuna girdim. Ama olumsuz hava şartları ve fırtına beklentisinden dolayı sarayın Alt Bahçesi kapatılmıştı, bu yüzden bireysel ziyaretçilere bilet satılmadığı gibi rezervasyonu olanlara da biletleri verilmiyordu. Bu içimi biraz rahatlattı, hatamı bir şekilde örten dış faktör oldu. Hatta müze yönetiminden bir hanımefendi bana oldukça yardımcı oldu, beni turist gruplarıyla birlikte içeri sokmaya çalıştı ama işe yaramadı. Rusya’da karşılaştığım en yardımsever insandı sanırım, sağolsun varolsun. Daha fazla zaman kaybetmeyip Petersburg’da başka yerleri görebilmek için hemen tren istasyonuna yollandım. Üst Bahçe’de biraz dolanıp asıl cevher olan Alt Bahçe’ye de parmaklıkların gerisinden bakmakla yetindim. Siz siz olun, Petergof’a gelecekseniz havaların güzel olduğu bir mevsim ayarlamaya çalışın.

St. Isaac Katedrali

St. Petersburg’un simgelerinden biri olan bu katedral, hem dışıyla, hem de içiyle oldukça etkileyici. 150 yıldan eski bir tarihe sahip katedralin içine ya da kubbesini çevreleyen balkonuna çıkabilmeniz mümkün. Balkonda güzel şehir manzaralarının tadını çıkarmayı ihmal etmeyin bence. Balkona giriş 150 ruble.

Şehrin en etkileyici yapılarından St. Isaac Katedrali

Bronz Atlı

Petersburg’un kurucusu, isim babası, bugünkü halinin müsebbibi 1. Petro’nun, yani Deli Petro’nun, yani Büyük Petro’nun heykeli, Isaac Katedrali’nin hemen ilerisinde, nehir kenarında bulunuyor. Meşhur Katerina tarafından yaptırılmış heykel, Petersburg’un hiç ele geçirilememesinin bir simgesi haline gelmiş yıllar ve savaşlar, kuşatmalar sonra.

Köprüler

Petersburg’u diğer bütün meşhur kanallı şehirlerden ayıran (Amsterdam, Stockholm, Kopenhag vs.) yanı, şehrin yarımada ve adalarını birbirine bağlayan köprülerinin günün belli saatlerinde açılarak, büyük deniz taşıtlarının geçişine izin verecek şekilde tasarlanması. Galata Köprüsü gibi yani. Her bir köprünün açılış kapanış saati belli ve özellikle geceleri dolaşırken bu saatlere dikkat etmek lazım, birkaç saat önce yürüyüp geçtiğiniz yolun artık geçilmez hale geldiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmayın. Özellikle ‘beyaz geceler’den birini yakalarsanız mutlaka gece dolaşın ya da geceleri düzenlenen gemi turlarına katılın.

Kamchatka Bar ve Bogolovskoe Mezarlığı

Moskova yazımda bahsettiğim Tsoy Duvarı ve genel olarak Tsoy fenomenini en yakından hissedececeğiniz yer Petersburg olacak, çünkü burası Viktor Tsoy’un memleketi. Blokhina Sokağı’nda bulunan Kamçatka Bar & Müzesi’ne gidip Tsoy’un hatıralarını görüp Kino şarkıları çalan grupları dinleyin derim, rock müzik seven herkese öneririm. Tsoy’un mezarı da Petersburg’da, Bogolovskoe Mezarlığı’nda. Mezarını görünce Tsoy’un hala ne kadar çok sevildiğini kolayca anlayabiliyorsunuz. Daha ayrıntılı bilgi için Yazıhane‘ye yazdığım yazıyı okuyabilirsiniz. Geç kalmış yolcu’ya ise İngilizce versiyonunu yazdım.

St. Petersburg’da bulunan cami, İran ya da Özbekistan’daki camilere oldukça benziyor.

Chyzhik pizhik

Petersburg’un en enteresan ziyaret yeri Chyzhik pizhik bence. Çok bir olayı yok aslında, şehirdeki onlarca köprüden birinin kenarına yapılmış minik bir serçe heykeli. Efsaneye göre köprü kenarlıklarının yaklaşık 3 metre altında bulunan küçük heykele ve onu tutan kaideye attığınız bozuk paralar suya düşmeden heykelde kalırsa dileğiniz gerçek oluyormuş. Bazıları ise kuşun kafasını vurmaya çalışıyordu. Artık kime yanlış anlatılmış onu bilmiyorum 🙂

Böyle tuhaf geleneklere ilginiz varsa burayı ziyaret edin. Panteleymonovskiy Köprüsünün üzerinde. Benim 30-40 rublemi yedi, gelirken bozuk paralarınızı getirmeyi unutmayın. Ayrıca buranın bitişiğinde bulunan Yaz Bahçesi (Letnıy Sad) parkı da şehrin güzel parklarından bir tanesi, aklınızda olsun.

St. Petersburg şehri, “güzel” sıfatını en çok hak eden dünya şehirleri arasına girer bana göre. Keşke biraz daha iyi bir planlama yapabilseydim, daha çok yer görebilseydim diye hala hayıflanıyorum ama görebildiklerim hiç de az değil, bundan dolayı çok memnunum. Özetle, Rusya ziyaretinizin bir kısmını mutlaka bu hatıralarla yüklü şehre ayırın. Daha önce gitmediyseniz bile buraya yakın hissedeceksiniz kendinizi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir