Balkanlar

Yeterli zamanım olsaydı şüphesiz tüm Balkanları tek seferde gezebilmek isterdim. Ancak bir beyaz yakalı olarak parça parça izin alabilme imkanına sahip bir kişiyim, bu nedenle bu coğrayfanın büyük kısmını ancak birkaç seferde görme şansım bulabildim.

Balkanlar derken eski Yugoslavya ülkelerini kastediyorum tabii. Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya ve Karadağ’ı görme fırsatım oldu şimdiye kadar. Buralarla ilgili de çeşitli yazılar yazarak bu sitenin okuyucularını bilgilendirmeye çalıştım.

Bu coğrafyada ayak bastığım ilk ülke Bosna-Hersek oldu. Türkiye’yle malum tarihsel bağlardan ötürü kendinizi en fazla “Türkiye’deymiş gibi” hissedeceğiniz Balkan ülkesi burası, özellikle Saraybosna için bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Nitekim Bosna-Hersek Federasyonu’nda Sırplar ve Hırvatlar da diğer önemli etnik grupları oluşturuyor. Saraybosna‘da geçirdiğim birkaç günde karşıma çıkanları, özellikle şehri saran etkileyici mezarlıkları bir yazımda anlattım. Mostar’a da en azından yarım gün ayırmayı ihmal etmeyin.

Buradan geçtiğim Hırvatistan, eski Yugoslavya’nın Avrupa Birliği’ne girebilmiş üyelerinden. Ve kesinlikle en güzellerinden biri. Hem iç kısımlardaki doğal güzellikleri, hem de tatilcilerin hücum ettiği sahil şeridiyle bir şekilde görülmesi görülen ülkelerden… Dubrovnik zaten yeterince biliniyor, ama başkent Zagreb’in de gayet görülesi yerleri olduğunu söyleyebilirim. Bir de Bosna sınırına yakın Plitvice var ki, anlatmaya kelimeler pek yetmez.

Bu yazıları yazdıktan sonra fark ettim ki ülkemizde Bosna üzerinden Hırvatistan’a kaçak girmek isteyen çok isteyen varmış. Onlara yönelik yazmadığım, sırf iki ülkenin garip sınır hatları yüzünden başlı başına bir maceraya dönüşen Bosna-Hırvatistan sınır geçişleri yazım da beklemediğim şekilde bir sürü mesaj almama neden oldu.

İkinci Balkan gezimde 3 ülkeyi daha görme fırsatı yakaladım.

Yunanistan’la olan “isim” krizinden dolayı uluslararası camiadaki adında bile “Eski Yugoslav Cumhuriyeti” unvanını taşımak zorunda kalan Makedonya, tıpkı Bosna-Hersek gibi kendinizi Türkiye’de hissedeceğiniz bir ülke. Özellikle Üsküp‘ün tarihi merkezi “Çarşı” Anadolu’nun herhangi bir şehrinin merkezinden çok farklı değil. Üsküp’ün daha modern kısımları da gezilebilir, ama bölgenin asıl incisi, Üsküp’e 1 saat kadar mesafede bulunan Matka Kanyonu. Zamanınız olursa buraya mutlaka uğrayın.

Karadağ dendiği zaman çoğu kişinin aklına Kotor ve Budva gibi Adriyatik şeridindeki kentler geliyor haklı olarak. Açıkçası başkent Podgorica’nın turistlere sunduğu fazla seçenek yok. Benim için en ilginç anı, Cetinje üzerinden karlar altındaki Lovćen’e gitmek olmuştu.

Ve tabii ki eski Yugoslavya’nın merkezi, bu mirası en çok üzerinde taşıyan ülke Sırbistan’a gelmişti sıra. Kendi açımdan gördüğüm tüm Balkan şehirleri içinde en turistik, en keyifli, en dolu şehir Belgrad diyebilirim. Müzeleri, canlı sokakları ve Kalemejdan’ıyla hiç sıkılmadan dolaşabilirsiniz burada. Her ne kadar yazın çok daha görülesi bir yer olduğunu bilsem de, Novi Sad da kısa sürede sizin için farklı bir deneyim, kültürel anlamda doyurucu bir seçenek olur. Öte yandan basketbolu seven biriyseniz eğer, “Yugoslav ekolü” denen şeyin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için sokaklarda biraz dolaşmanız yeter ama bir de basketbol maçı izlemek hiç fena olmuyor, tavsiye ederim.

Yukarıda söylediğim gibi Balkanlarda otobüse binmek başlı başına değişik bir macera, bu nedenle ikinci Balkan gezim için ikinci bir otobüsle sınır geçişleri yazısı yazma ihtiyacı duydum.

Açıkçası gezmeye yeni merak sarmış Türkiye vatandaşları için Balkanlar en uygun, en ucuz başlangıç noktalarını içinde barındırıyor. Çoğuna vize almadan gidebileceğiniz bu ülkeler, tarihi ve doğal güzellikleriyle gidenleri pişman etmeyecek seçenekler sunuyor. Umarım yazılarım, insanlara güzel fikirler verir.