Kasbah Meydanı Anıtı, Tunus
Tunus

Tunus’ta gezilecek yerler – Tunus şehri ve çevresi için rehber

Tıpkı Cezayir ve Fas gibi, Tunus da henüz göremediğim ama görmek istediğim bir Mağrib ülkesiydi. Tunus diğerlerine nazaran küçük olsa da yakın dönem tarihiyle, artık Fransa’yla geri dönülmez şekilde yakınlaşmış olan kültürüyle ilgimi çeken bir yerdi. Tabii ki yıllardır Ankara’da yaşayan biri olarak Tunus Caddesi’nden ötürü ismine hep bir aşinalığım vardı. Sonunda bu bölgeye ilk adımımı Tunus’ta atabildiğim için memnunum.

Tunus’ta sadece başkenti gezmedim elbette, ancak bu yazıyı ülkeyle aynı ismi taşıyan başkentte ve oranın yakınında görebildiğim yerlere ayıracağım. Tunus’ta görme imkanı bulduğum diğer yerlerle ilgili yazılarıma da linkler vermeye çalışacağım.

Not: Benim gezdiğim 2026 Mart itibariyle 1 Tunus Dinarı yaklaşık 14 TL’ye eşitti. 1 Euro ise 3.35 Tunus Dinarı’ydı. Dinar cinsinden gördüğünüz fiyatı yaklaşık olarak 0.3 ile çarparsanız Euro karşılığını bulabilirsiniz yani. Yani basit bir hesaplamayla 10 Tunus Dinarı 3 Euro’ya eşit oluyor.

Tunus nerede?

Tunus Kuzey Afrika’nın Akdeniz kıyısının yaklaşık olarak ortasında bulunuyor. Doğusunda Libya ve Mısır, batısında Cezayir ve Fas bulunuyor. Bu 4 büyük ülkenin arasında nispeten küçük bir yüzölçümüne sahip bir çıkıntı gibi, sanki Cezayir ve Libya sıkıştırmış da onlar da kaçmak için kuzeye doğru bir hamle yapmış gibiler. Zaten Afrika kıtasının en kuzey ucu da Tunus ülkesinde yer alıyor. Başkent Tunus da ülkenin kuzeyinde, Akdeniz kıyısındaki bir körfezin iç kısmında bulunuyor.

Birkaç paragraf yukarıda isim konusundan bahsetmiştim. Evet, Tunus tıpkı Cezayir gibi, ülke ve başkentine aynı ismi verdiğimiz ülkelerden biri. Buna hakkımız var, çünkü Arapça’da da ülke olan Tunus ile şehir olan Tunus aynı şekilde yazılıp okunuyor. Ancak başka dillerde bu durum tam öyle değil. Örneğin Fransızca’da Tunus ülkesi Tunisie, başkent de Tunis olarak geçiyor. İngilizce’de ise ülke Tunisia, başkent yine Tunis olarak ifade ediliyor. Ülkenin resmi adı Tunus Cumhuriyeti, Arapça’da “El-Cumhuriyat et-Tunusiya” gibi bir şekilde okunuyor.

Kısa Tunus tarihi

Tunus, Kuzey Afrika’nın diğer ülkeleri gibi binlerce yıl öncesinden beri insanların yaşadığı bir coğrafya. Fenike kökenli Punik veya Pön devleti, sonrasında bu bölgede kurdukları muazzam Kartaca şehir devletinin adıyla anılmaya başlandı. Kartacalılar sadece bugünkü Tunus coğrafyasında değil, diğer Kuzey Afrika topraklarında, Akdeniz’deki bazı adalarda, hatta İber yarımadasında ve Roma yakınlarında savaşlar kazanacak kadar kuvvetli bir devlet haline geldi, savaş tarihinde Hannibal gibi büyük komutanları sayesinde tarihteki yerini aldı. Kartaca şehri, günümüzdeki Tunus şehrinin 20 kilometre kadar kuzeydoğusunda yer almakta.

Kartaca’nın MÖ 146’da Romalılara yenilmesiyle bu bölge Roma’nın Afrika eyaletine katıldı, sonrasında Roma yıkıldı ve Tunus Bizans’ın bir parçası oldu. İslam’ın 7. yüzyılda Arap Yarımadasından çıkan İslam, hızlı şekilde Kuzey Afrika’ya geldi ve Tunus topraklarını da etkisi altına aldı. Ağlebiler, Ziriler ve Hafsiler gibi farklı Müslüman devletleri bölgeyi kontrol ettiler. 1534’te Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, Tunus şehrini fethetmeyi başardı. Birkaç defa el değiştirdikten sonra, Akdeniz hakimiyeti açısından bu kilit bölge 1574’te Koca Sinan Paşa tarafından kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı. Ancak Osmanlı burada dolaylı bir yönetim düzeni kurdu. Önce Muradi, sonra da Hüseyni hanedanları Tunus’ta Osmanlı’ya bağlı şekilde hüküm sürdüler.

Ancak Osmanlı’nın duraklama ve gerileme devirleriyle birlikte merkeze bu kadar uzakta olan Tunus’un kaybedilmesi kaçınılmazdı elbette. 1881’e kadar bir şekilde Osmanlı toprağı olarak kalan Tunus, sonunda Fransızların asker çıkarması ve Osmanlı’nın da yardım gönderememesiyle, pek de fazla savaşmak zorunda kalmadan bir Fransız sömürgesi haline geldi. Hüseyni Bey’leri, kağıt üzerinde “bey” unvanını korusalar da ülkeyi fiili olarak Fransızlar yönetti. Ancak Tunus’ta bağımsızlık mücadelesi de hep var oldu. Bu mücadele dünyanın diğer koloni coğrafyalarında olduğu gibi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra hızlandı ve sonunda 1956’da bağımsız Tunus Krallığı kuruldu. 1 yıl sonra ise Tunus bir cumhuriyet olarak bugünkü haliyle tarih sahnesindeki yerini aldı.

Tunus bağımsızlık mücadelesinin büyük kahramanı Habib Bourguiba, ülkeyi çok hızlı bir şekilde modernleştirme hamlesine girişti. Bu modernleşme hamlesi, Atatürk’ün Türkiye’deki devrim hareketlerine fazlasıyla benzetiliyor. Ülkede okuma yazma oranı hızla artırıldı, özellikle kadınların topluma katılımı teşvik edildi. Ülke laik ve seküler bir ideolojiyle yönetildi. Ancak yaşı ilerledikçe Bourguiba, kendini ölene kadar başkan ilan etmek gibi tartışmalı hareketler yapmaya başladı, akli melekelerini sorgulamaya başlayanlar oldu. Sounda 84 yaşındaki başkan 1987’de, ülkeyi 30 yıl yönettikten sonra başbakan Zeynel Abidin Bin Ali’nin başı çektiği bir girişimle, başkanlık yapma kapasitesini kaybettiğine dair doktor raporları sonucunda görevinden alındı ve 2000’deki ölümüne dek ev hapsinde yaşadı. Bin Ali, bu “tıbbi darbenin” ardından ülkenin başına geçti. Açıkçası bu dönem Tunuslulara demokrasi getirmedi. Muhalif seslerin susturulduğu, ülkenin pek çok problemle boğuştuğu yılların ardından 2011’de (özellikle seyyar satıcı Muhammed Bouazizi’nin kendini yakarak intihar etmesinin ardından) başlayan olaylar zinciri kısa sürede tüm Tunus’a yayıldı ve Bin Ali, görevi bırakarak ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Yasemin Devrimi denen bu devrim, coğrafyadaki diğer ülkelere de yayılan Arap Baharı’nın başlangıcı olacaktı.

Sonraki yıllarda Tunus’ta demokratik seçimler oldu, ülkede yıllarca bastırılan İslamcı hareketlerin de öne çıkma imkanı oldu. 2019’dan beri anayasa profesörü Kais Said devleti yönetiyor. Said’in de muhalefeti baskı altına alma, yetkileri üzerinde toplamaya başlaması gibi eleştirildiği konular var, umarım Tunus halkının geneli şimdiki düzenden memnundur diyerek bu bahsi bitireyim.

Tunus vize istiyor mu?

Hayır, Tunus vize istemiyor. 90 güne kadar kalışlarda bütün pasaport sahipleri, Tunus’a sadece pasaportlarıyla giriş yapabiliyorlar. Ben de bordo pasaportumla giriş yaptım, pasaport kontrolünde pek bir soruya maruz kalmadan rahatça Tunus’a girebildim.

Tunus’a nasıl gidilir?

Tunus’a Türkiye’den uçakla gitmek için Türk Hava Yolları ilk akıllara gelen seçenek oluyor. Tunus şehrinin ve ülkenin ana havaalanı olan Tunus-Kartaca Uluslararası Havaalanı‘na yıl boyu düzenli uçuşlar yapılıyor THY tarafından. Ancak Tunus’un bayrak taşıyıcısı Tunis Air ve onun alt şirketi Nouvel Air’ın da uçuşları bulunuyor. İstanbul Havaalanı’ndan Tunus’a uçuş 2.5 saatten biraz fazla sürüyor.

Tunus Kartaca Havaalanı, Tunus
Tunus Kartaca Havaalanı, ülkenin en önemli ulaşım kanalı durumunda

Tunus’un diğer önemli havaalanlarından Sefakes (Sfax) ve Monastir gibi yerlere farklı havayollarının Türkiye’den dönemsel uçuşları olsa da Türkiye’den gelenler için ana ulaşım yolu Tunus-Kartaca Havaalanı’dır diyebiliriz. Avrupa’dan gelecekseniz Fransa, Almanya vs gibi ülkelerden sık sık seferler düzenleniyor bu havaalanına.

Tunus-Kartaca Havaalanından şehir merkezine gidiş

Burası Tunus şehir merkezine çok uzak değil, 7 kilometre kadar mesafede. Dolayısıyla 1-1.5 saat arasında bir sürede merkeze yürüyebilirsiniz mesela geldiğiniz saate bağlı olarak. Ancak yollar biraz otoyol gibi, yürümeye o kadar da müsait değil.

Havaalanından merkeze gelmek için en ucuz yol otobüs. Havaalanında terminal binasından çıktıktan sonra sol tarafta kalan otobüs durağından kalkan otobüslere binerek şehir merkezine sadece 1 Dinar gibi çok düşük bir ücret karşılığında ulaşabilirsiniz. Otobüsler yaklaşık yarım saatte bir kalkıyor, trafiğe yakalanmazsanız hızlıca merkeze ulaşabilirsiniz, ama Tunus’un merkezinde belli saatlerde gerçekten korkunç bir trafikle karşılaşabiliyorsunuz.

Merkeze gelebilmek için diğer yol ise taksi. Terminal binasından çıktıktan sonra, hatta çıkmadan önce bile taksiciler sizi kovalamaya başlayacaktır. Sakin olun, taksicilerin gazına gelmeyin. Özellikle gece saatlerinde çok yüksek fiyatlar çekebilirler. Şahsi tavsiyem şudur, her türlü taksimetre açtırın. Taksilerde taksimetre var ki zaten çoğu zaman siz birşey demeden taksimetre açılıyor. Biz gecenin köründe geldiğimiz için bir taksicinin istediği 20 Tunus Dinarı’na hayır demedik ve hızlı bir şekilde merkeze ulaştık. Ancak aynı yolu gündüz vakti geçtiğimizde taksimetre yalnızca 9-10 Dinar gibi bir ücret yazdı. Dolayısıyla taksimetre konusunda ısrarcı olmanızı tavsiye edeceğim.

Bizim yaptığımız gibi önceden şehir merkezine transfer de ayarlayabilirsiniz, ama tıpkı bizim gibi havaalanında fellik fellik şoförü aradıktan sonra ekildiğinizi kabul edip mecburen taksiye binmek zorunda kalabilirsiniz. Zaten bir sürü taksici olduğu için ortada kalma ihtimaliniz yok, taksiyi özellikle gece gelenlere ve 3-4 kişi binecek olanlara tavsiye ederim (bizi eken transfer şirketi, gerçekten şoförün gelmediğini kabul edip ücret iadesi yaptı neyse ki).

Tunus’ta gezilecek yerler

Kartaca Antik Kenti

Tunus dendiği zaman akla gelen bir büyük imparatorluk olacaksa o da Kartaca olmalı. Antik devirlerin ünlü komutan ve liderlerini sayarken Hannibal’in adını anmamak olmaz. İşte onun atalarının kurduğu ve uzun yüzyıllar boyunca bölgede Roma’yla hakimiyet mücadelesi veren Kartaca esasen bir şehir devletiydi. İşte bu Kartaca şehri, modern Tunus şehrinin 20 kilometre kadar kuzeydoğusunda bir antik kent olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Kartaca antik kenti oldukça geniş bir alana yayılmış bir şehir, bir kısmı da modern şehirle iç içe geçmiş durumda. Buraya geldiyseniz en az yarım gününüzü buraya ayırmanızda fayda var. TGM Treniyle Tunus şehir merkezinden yarım saatte gidilebiliyor.

Kartaca antik kentinde görülecek yerlerle ilgili daha ayrıntılı yazımı sonra yazacağım.

Sidi Bou Saïd

Sidi bou Said de Kartaca’ya gelmişken uğranması gereken bir başka yer. Tıpkı Kartaca ve Marsa gibi Tunus şehrinin bir banliyösü diyebileceğimiz Sidi Bou Said şehri kuzeyinde, deniz kenarındaki kasabalardan bir tanesi. Olanca kalabalığı ve kargaşasıyla Tunus şehrinin yanıbaşında adeta bir tatil kasabası izlenimi veriyor ziyaret edenlere.

Sidi Bou Said’e gelebilmek için tıpkı Kartaca gibi TGS banliyö trenine binebilirsiniz. Yine aynı duraktan, Tunis Marine durağından kalkıyor trenler. Kalkış saatleri biraz rastgele gibi hissettiriyor açıkçası, ama en fazla yarım saat beklerseniz tren geliyor. Oldukça eski olan ve yavaş giden bu tren Tunus Körfezi’nin kenarından ve Kartaca antik kentinin içinden ilerleyerek 35-40 dakikada Sidi Bou Said durağına varıyor. Biletler 0.80 Tunus dinarı veya 800 milim, oldukça ucuz. Binmeden önce gişeden veya ara bir durakta bindiyseniz kontrol için gelen görevliden alabiliyorsunuz.  Trenden indikten sonra 5 dakika yukarı doğru yürüdüğünüzde ve karşınıza çıkan meydandan sola doğru çıkan yokuşa girdiğinizde Sidi Bou Said’in turistik kısımlarına varmış olacaksınız. Bu caddenin adı Rue Habib Thameur olarak geçiyor.

Biz Ankaralılara Kale bölgesini ve Çıkrıkçılar Yokuşu’nu hatırlatan dar taş sokak boyunca sağda solda pek çok turistik eşya satıcı göreceksiniz. İncik boncuktan yöresel kıyafetlere ve seramik tabak çanaklara her türlü hediyelik eşyayı buralardan alabilirsiniz. Burayı kesen dar sokaklar ve sokakların sonunda gördüğünüz mavi renkli küçük evler, Sidi Bou Said’e kimliğini veren yerlerdir diyebiliriz. Her tarafta beyaz alçı boyalı ve mavi kapılı ve pencereli evler, Magrib mimarisinin vazgeçilmezi olan anahtar deliği şeklinde geçitler göreceksiniz, oldukça tatlı bir yer olduğu söylenebilir. Buralarda denize bakan pek çok kafe ve restoran da var, yemeğinizi güzel, hatta bazıları fazla klas restoranlarda yiyebilirsiniz.

Habib Thameur Caddesi’nden dümdüz devam ettiğinizde caddenin adı Hedi Zerouk Caddesi olarak değişecek, bu yolun sonuna kadar yürümenizi öneririm. Nitekim yolun sonunda Sidi Bou Said’in liman kısmının ve plajın harika manzaralarını göreceksiniz. Hatta sağ tarafta Kartaca’daki başkanlık sarayı bile manzaraya dahil. Bu noktadan sonra yokuş inip çıkmak istemiyorsanız geri dönebilir veya aşağıya zigzaglar çizerek inmeye devam edebilirsiniz.

Tunus şehrine gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yer olarak Sidi Bou Said’i not etmek isterim.

Bardo Ulusal Müzesi

Tunus şehrinin batısında bulunan Le Bardo bölgesinde bulunan Bardo Müzesi, Tunus’un en bilinen müzelerinin başında geliyor. Hatta Tunus’a gelmişken mutlaka görülmesi gereken birinci müze olduğu da söylenebilir. İçinde Tunus’a yolu düşmüş sayısız uygarlığın bıraktığı antik harikaların yanında çok zengin bir mozaik koleksiyonu bulunmakta. Zaten burası Kahire’deki devasa müzelerle birlikte Afrika’nın en büyük müzeleri arasında yer alıyor.

Burası 16. yüzyılda Osmanlı’dan önce bölgeyi yöneten Berberi Müslüman Hafsiler tarafından yapılmış ve uzun yıllar kraliyet sarayı gibi bir işleve sahip olmuş. Sonrasında farklı sarayların yapılışıyla burası önemini yitirmiş, ancak 1888’den beri bugünkü gibi müze olarak hizmet vermeye devam etmiş.

Müzede antik Roma ve Kartaca döneminden kalma pek çok eşya sergileniyor. Ancak müzenin asıl zenginliği elbette duvardan duvara halı kıvamındaki devasa mozaikleri. El Jem ve Dougga gibi benim de görme imkanı bulduğum yerler de dahil olmak üzere Romalıların evlerine ve farklı kamusal binalara yaptıkları kocaman mozaikler Bardo’da büyük bir yer kaplıyor. Mozaiklerde alıştığımız şekilde doğa manzaraları, çeşit çeşit hayvanlar, tanrı figürleri, av sahneleri ve hatta şehir manzaraları ve ilk natürmort örnekleri diyebileceğimiz sabit nesneler de resmedilmiş. Kesinlikle çok etkileyici bir koleksiyonu olduğunu söyleyebilirim buranın.

Mozaikler, Bardo Müzesi, Tunus
Bardo Müzesi’nde en çok bulunan mozaikler arasında deniz temalı mozaikler önde

Müzede ayrıca Kuzey Afrika’nın Roma öncesi önemli halklarından Numidyalılara ait de pek çok heykel, stel, mezar taşı gibi buluntular yer alıyor. Zama Regie antik kentinden çıkarılan Roma heykelleri de oldukça etkileyici. Roma dönemi eserleri, lahitler ve yazıtlar da müzede kendine yer bulmuş. Bunlar haricinde Kartaca antik kentinden çıkarılan heykeller, özellikle tophetler son derece etkileyici. Tophetlerin tanrılara kurban edilen küçük çocukların mezar taşları olduğu düşünülüyor, üzerlerinde bulunan çocuk figürleri de bunu kanıtlar nitelikte. Kartaca antik kentinden tophetlerin bulunduğu alanı mutlaka görmenizi de tavsiye etmiş olayım bu vesileyle.

Müzenin alt katında ise daha çok İslami dönemlere ait eserler bulunuyor. Kayrevan’dan gelen İslami eserler, tarihi Kuran sayfaları, çini ve seramikler, yazıtlar ile Tunus’taki İslam tarihinin önemli bir bölümünü burada gözleyebiliyoruz. Sarayın orijinal haliyle korunmuş odalarını da görebiliyoruz. Gezinizin sonunda ise bu kadar büyük bir müzeyi bitirmenin yorgunluğunu, alt kat bahçesinde bulunan kafede birşeyler yiyip içerek atabilirsiniz.

Ancak bizler bu müzeyi, bir de buraya yapılan saldırıyla da hatırlıyoruz maalesef. Mart 2015’te Bardo Müzesi’ne IŞİD militanlarının düzenlediği silahlı saldırıda çoğu turist 22 sivil, bir de Akil adında polis köpeği öldürülmüştü. İşte bu sarsıcı eylem, Bardo Ulusal Müzesi’nde gerçekleştirilmişti. Saldırıda hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazılı olduğu, müzedekilere benzer bir teknikle yapılmış bir mozaik, müze salonlarının girişinde yer alıyor.

Bu olayın hatırası müzede halen yaşatıldığı gibi, burada dolaşırken sizler gibi turist olan birilerinin burada başına geleni düşündükçe ürpermemeniz mümkün değil bana kalırsa. Yine de buraya gitmekten geri durmamanızı öneririm. Bardo Ulusal Müzesi’ne giriş ücreti 13 Dinar.

Ulusal Askeri Müze

Kahire‘yi ziyaret ettiğimde benim için en hoş sürprizlerden biri, Kahire Askeri Müzesi’nde Mısır’ın uzun tarihini sadece askeri değil, her yönüyle anlattıkları bir müze bulmamdı. Dolayısıyla Tunus’a geldiğim zaman Ulusal Askeri Müze’yi (National Military Museum) mutlaka görmek istiyordum. Bunu başardım da, her ne kadar tam düşündüğüm şekilde bir müze olmasa da Tunus tarihine dair birşeyler öğrenmeyi başardım diyebilirim.

Tunus Ulusal Askeri Müzesi, adı gibi gerçekten askeri bir birliğin içinde bulunuyor. Bu nedenle giriş çıkışlar sıkı şekilde kontrol ediliyor. Kapıdan geçerken X-ray’den geçmenizi istiyorlar, ayrıca büyük çantalarınızı girişteki kilitli dolaplara bırakıyorsunuz. Pasaportunuzu alıp kayıt yapıyorlar. Müzeye giriş ücreti olan 20 Tunus Dinarı’nı nakit olarak ödedikten sonra içeri girebiliyorsunuz.

Ulusal Askeri Müze, Tunus
Ulusal Askeri Müze’nin bahçesinde ıskartaya çıkmış araçlar sıralanmış

Eski bir sarayı andıran müze binasına girmeden önce bahçedeki eski tank, helikopter ve savaş uçaklarını, top ve uçaksavar tarzı silahları görüyorsunuz. Müze binasındaki gezinizde ise önce antik dönemlerden birtakım hikayeler ve eşyalar görülüyor, bu bölümde tabii ki büyük Kartacalı komutan Hannibal’in savaşlarına dair bilgiler de veriliyor. Sonraki salonlarda Osmanlı ve Osmanlı’ya bağlı Muradi Beyliği’ne dair eşyalar bulunuyor. Osmanlı askeri kıyafetleri ve silahların yanında Piri Reis’e ayrılan önemli bir bölüm de vardı. Piri Reis, Afrika’nın Akdeniz kıyısında yoğun olarak faaliyet göstermiş ve ünlü dünya haritasında Tunus’u da detaylı şekilde çizebilmişti. Ayrıca Turgut Reis’in Cerbe adasını almaya çalışan İspanyol denizcilerin kafataslarını kullanarak diktiği kulenin hikayesi de anlatılıyor müzede. Osmanlı’nın denizcilik tarihine dair birşeyler de bulmak mümkün yani burada.

Buradan sonra Hüseyniler devri, Fransız sömürgesi devrinden silahlar, 1. Dünya Savaşı’nda Fransız ordusunda çarpışan Tunuslu askerlerin kıyafetleri ve Tunus bağımsızlık hareketine dair Fransızca gazete kupürleri de müzede yer almakta. Son olarak da bağımsız Tunus’un çoğunlukla Birleşmiş Milletler görevleri kapsamında gittikleri yerleri ve başarılarını anlatan bir bölüm ve farklı savaşlarda hayatını kaybetmiş Tunuslu askerlerin anısına adanmış bölümlerle müze sona eriyor.

Yukarıda belirttiğim gibi 20 dinar giriş ücreti olan ve biraz şehir merkezinden uzakta bulunan bu müzeye gelmek istiyorsanız şehrin merkezi tren istasyonundan kalkan banliyö trenine binip Manouba durağında inmeniz gerekiyor. İndikten sonra da müze tabelalarını takip ederek kapıya ulaşmak mümkün. Ancak gitmezseniz fazla birşey kaybetmeyebilirsiniz, nitekim bilgi levhaları arasında İngilizce açıklamalar bazen olsa da büyük çoğunlukla sadece Arapça yazılar bulunuyor. 20 dinar da diğer müzelerle karşılaştırınca yüksek bir fiyat diyebilirim.

Tunus Medine’si

Arapça “şehir” anlamına gelen “medina” veya “medine” ifadesi, Arap dünyasındaki birçok şehrin en eski, tarihi, asıl kısmını ifade etmek için yaygın olarak kullanılmakta. Suudi Arabistan’ın Medine kentinin adı da aynı kökenden geliyor. Tunus’ta da bir medine bulunuyor ve halen yaşamın sürdüğü en eski, en otantik, en karmaşık ve tabii ki en turistik bölgelerini bu medine oluşturmakta.

Medina’nın üst tarafında Kasbah Meydanı ve belediye binası bulunuyor. Sizlere naçizane tavsiyem, bir şekilde bu büyük meydana çıkıp oradan aşağı inerek gezinizi sürdürmeniz yönünde olur. Bu geniş meydan ve ortasındaki 22 metrelik anıt, Tunus’un en bilinen yerleri arasında. Tunus hükümet binası ve adalet sarayı gibi kritik devlet binaları da buraya çok yakın bir konuda bulunuyor.

Medina içinde ek olarak Dar Lasram adlı tarihi bina, bugün Tunus Şehir Müzesi‘ne ev sahipliği yapan, Tunus Beyi Hayreddin Paşa’nın yaptırdığı Hayreddin Sarayı ve tabii ki Tourbet el Bey olarak da bilinen Bey Türbesi‘ni de anmak gerekir. Özellikle türbeyi görmenizi önerebilirim, nitekim burası neredeyse 300 yıl -uzaktan da olsa- Osmanlı idaresinde kalmış Tunus şehrinde Osmanlı mimarisine ait birşeyler görebileceğiniz belki de tek yer. 1777 civarında yapılan türbenin kubbeleri gerçekten Türkiye’de göreceğiniz türbelere benziyor. Diğer cami ve dini yapılarda Mağrib mimarisi baskın nitekim. Bu türbede Osmanlı Tunusu’nun ikinci büyük hanedanı olan Hüseyni beylerinin bir kısmı ve aile üyelerinin mezarları bulunmakta. Ancak pek de tekin hissettirmeyen bir mahallede bulunduğunu da belirteyim, bu konuda çekinceleriniz varsa gitmemeyi tercih edebilirsiniz. Türbenin giriş ücreti 5 dinar.

El Bey Türbesi, Tunus
El Bey Türbesi, son derece aşina bir görüntüye sahip

Zeytuna Camisi

Zeytuna Camisi, Tunus şehrinin en bilinen camisi diyebiliriz. Nitekim şehrin en tarihi, en büyük camisi burası. Bir anlamda Kahire için El Ezber neyse Tunus için de Zeytuna odur demek mümkün, çünkü burada sadece bir camii yok, aynı adlı üniversitesi de çok önemli bir dini eğitim merkezi konumunda. İbn Haldun gibi büyük düşünürler de burada yetişmişler.

Tıpkı Kayrevan’daki gibi ilk İslam fetihlerinden kısa süre sonra yapılmış cami, 1200 yıldan uzun bir tarihe sahip. İnşaatında Kartaca antik kentindeki sütunlardan da faydalanıldığı söyleniyor. Kolayca anlaşılacağı gibi caminin adı zeytinden geliyor, ismin kökeniyle ilgili farklı iddialar var, kimisine göre caminin inşa edildiği alanda bulunan zeytin ağaçları nedeniyle bu ad verilmiş, bir başka anlatıya göre burada Santa Olivia’ya adanmış bir kilise bulunmaktaymış. Gerçek ne olursa olsun burası Tunus’taki Müslüman’lar için son derece kutsal bir yer. 7. yüzyılın sonlarında başlayan inşaat 9. yüzyılda bitirilmiş. Bu tarihten sonra zaman zaman restorasyonlar yapılmış, 16. yüzyılda burayı işgal eden İspanyolların verdiği zararlar sonra Osmanlı ve Muradiler tarafından tamir edilmiş.

Zeituna Cami avlusu, Tunus
Zeituna Camisi’nin avlusu

Hem avlusu hem de caminin iç kısmı El Ezher’e oldukça benziyor. Zeytuna Camisinin iç avlusuna kadar gelip en azından avluyu görmenizi öneririm. Giriş kapısı medinenin içine entegre olmuş vaziyette olduğundan o kapının ardında böyle bir eserin durduğunu anlamak çok zor, ama girip çıkan insanları görünce doğru yere geldiğinizi anlarsınız. Pantolon giyen kadınları avlu kısmından öteye sokmadıklarını da belirteyim, içeri girebilmek için kadınların kapalı giyinmiş olması gerekiyor.

Habib Bourguiba Bulvarı

Tunus şehrinin modern merkezi diyebileceğimiz Habib Bourguiba Bulvarı (Avenue Habib Bourguiba), katedralin önünden başlayarak Tunus Gölü’nün kıyısına dek devam ediyor. Oldukça geniş olan bu bulvarın kenarlarında pek çok dükkan ve restoran var. Yolun en orta kısmında ise yayalara ayrılmış ağaçlıklı yürüyüş yolları bulunuyor. Buranın kenarlarından ilerleyen araç yolu ise gündüz vakti oldukça trafikli. Bu bulvara bağlanan caddelerde ise yine dükkanlar ve bazı alışveriş merkezleri yer almakta.

Tunus şehrine gelmişken burada mutlaka bir tur atın derim. Katedralin önündeki I Love Tunis levhasından başlayarak denize doğru yürüyebilirsiniz. Ağaçlıklı orta yolun bittiği yerde Bourguiba’nın at üstünde büyük bir heykeli bulunuyor. Heykelin baktığı yerde büyük ve yine çok trafikli bir dönel kavşak bulunuyor. Kavşağın ortasında da Zeynel Abidin Bin Ali’nin kendi iktidarı şerefine yaptırdığı 38 metrelik büyük bir saat kulesi yer almakta. İronik bir şekilde kavşağın bulunduğu meydana 14 Ocak Meydanı adı verilmiş. 14 Ocak, Tunus’taki Arap Baharı eylemlerinin nihayete erdiği ve Bin Ali’nin görevini bırakmak zorunda kalarak sürgüne kaçtığı gün. Yani Tunus tarihinin 3 önemli ve birbirini takip etmiş fenomenini aynı yerde görebilmek mümkün.

St. Vincent de Paul Katedrali

Tunus elbette Hıristiyanlığın yüzyıllar öncesinden beri var olduğu bir ülke. Filistin’den çıkan din, bütün Orta Doğu’ya ve Roma vasıtasıyla Tunus gibi birçok Roma vilayetine de yayılmıştı. Ancak Hz. Muhammed’den sonraki İslam fetihleri, Tunus ve bütün Kuzey Afrika’yı 7. yüzyıldan itibaren İslam coğrafyasına dönüştürdü. 1881’de Tunus’un resmi olarak bir Fransız mandasına dönüşmesine kadar da burayı hep Müslüman devletler yönetti.

Fransızların Tunus’ta yönetimi ele almasından sonra ilk yaptıkları işlerden bir tanesi, Tunus şehrine görkemli bir katedral inşa etmek olmuş. Vincent de Paul adlı Fransız din adamı, 17. yüzyılda 2 yıl Tunus’ta köle olarak yaşadığı için, sonrasında ise aziz ilan edilecek kadar hayır işleriyle ilgilenmiş biri olduğundan bu katedral kendisine adanmış. Bir de Zeytuna Camisi bölümünde bahsettiğim Santa Olivia’ya adanmış. 1897’de biten katedral, Tunus’taki Fransız Katoliklerin dini merkezi olmaya devam etmiş. Tunus bağımsızlığına kavuştuktan sonra da Vatikan tarafından idare edilmeye devam ediyor. Son derece merkezi bir konumda olan bu katedrali de zamanınız olursa ziyaret edebilirsiniz.

Kapılar

Tunus şehrinin birkaç tane tarihi kapısı bulunuyor. Bunlar günümüzde bir zamanlarki işlevlerini yitirmiş olsalar da yine de ayaktalar ve kendilerini fark ettiriyorlar. Bildiğiniz gibi kapı Arapça’da bab demek, dolayısıyla bu kapılar da bab adıyla başlıyor. Bab Saadoun var örneğin, şehrin batı kapısı diyebiliriz. Otobüs ve dolmuşların kalktığı yere çok yakın hatta, ama kapının 3 tane kemeri bir dört yol ağzının orta yerinde manasızca duruyor.

Kaldığımız otele yakın, şehrin merkezine yakın bir noktada Bab El Khadra var, o da tek gözlü bir kapı olarak hala ayakta duruyor. Ve bu kapıların en bilineni, en merkeze yakın olanı Bab El Bhar var, Medina ile şehrin modern bölümünü adeta ortadan ikiye ayıran bir noktada bulunuyor. Bu kapılardan en az bir tanesiyle, muhtemelen Bab El Bhar ile mutlaka karşılaşırsınız Tunus’u gezerken.

Bab el Bhar, Tunus
Tunus şehrindeki en önemli kapılardan, Bab el Bhar

Ayrı bir bölüm açmak istemiyorum, ancak bahsetmek istediğim bir yer daha var. 1970’lerde inşa edilen Hotel du Lac adlı otel, aklınıza gelecek en çılgın mimariye sahip yerlerden biri. Tunus’un o zamanki modern vizyonuna uygun şekilde Brutalist bir mimariyle yapılan otel, aşağıdan yukarıya doğru genişleyen, ters bir piramit gibi duruyor. 20 yıldan uzun zamandır kullanılmayan binanın yakında yıkılması düşünülüyormuş, ancak o gün gelene dek bu acayip binayı görmeye çalışın, saat kulesine çok yakın.

Tunus’ta gezilebilecek diğer yerler

Tunus kendini turist dostu bir ülke olarak tanımlamaya çalışan bir yer. Hem tarihi değerleri, hem de yazın tatil yapmak isteyenler için uygun plajları bulunmakta. Dolayısıyla hem antik kalıntı görmek, hem de denize girmek isteyenler için uygun fırsatlar veriyor.

El Jem‘deki amfitiyatro son derece benzersiz bir yapı mesela. Roma’daki Colosseum’un biraz daha küçüğü ve daha iyi korunmuşu olarak uzaktan gördüğünüz anda bile sizi şaşırtacak çok müthiş bir yapı burası. Tunus’a gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yer olduğunu söylemeliyim. Ki burası deniz tatiliyle ünlü yerlere yakın, Monastir gibi, Sefakes gibi yerlere giderseniz El Jem’e günübirlik gidebilmeniz mümkün. Tunus’ta deniz tatili dendiği zaman akıllara gelen ilk yer genelde Hammamet oluyor tabii ama bahsettiğim yerler de gayet güzeller.

Tunus’un pek çok yerinde Roma antik kenti kalıntıları bulunuyor, bunun en iyi örneği Dougga‘daki müthiş korunmuş şehirdir. Ulaşımı zor olsa da harcadığınız çabaya değecektir burayı görmek.

Tunus’un güneyine gidildikçe iklim değişiyor ve çöller hakim oluyor. Bu iklim pek çok ünlü filmin burada çekilmesine vesile oldu. Özellikle Star Wars’un burada çekilmiş olması, ülkenin turistik potansiyelini iyice artırıyor. Güneydeki Tataouine şehri, Star Wars turizmiyle oldukça ünlenmiş durumda. Aynı şekilde çölün ortasında bazı vahalar bulunuyor, özellikle Tozeur müthiş bir coğrafyaya sahip. Meraklıların bilgisine sunmak isterim.

Tunus’la ilgili kitaplar ve filmler

Kitaplar

Tunus Edebiyatı, görebildiğim kadarıyla dünyanın önde gelen ekollerinden bir tanesi değil. Dünyaca ünlü fazla bir yazarı yok, olanlar da Yahudi veya Fransız kökenli, Tunus’ta doğmuş olsa da ömrünün çoğunu Fransa’da geçirmiş insanlar. Ancak Tunuslu olmayan yazarların Tunus’ta geçen romanlarını araştırınca karşıma birkaç seçenek çıktı.

Bir tanesini aslında Türkiye’deki bir yazar yazdığı için okumak istedim. Ece Temelkuran‘ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar adlı romanından bahsediyorum. Tunus’a 2011 Arap ayaklanması sonra giden bir kadın gazetecinin burada tanıştığı 3 kadınla birlikte çıktığı ve Orta Doğu’nun farklı ülkelerinde geçen maceralı yolculuğu anlattığı kitabın ilk 100 sayfası Tunus şehrinde geçiyor. Bir turist olarak gittiğinizde karşınıza çıkabilecek çeşitli yerlerden, hatta bazı kafelerden bile adıyla sanıyla bahsediliyor, dolayısıyla ben kitabı bu açıdan faydalı buldum. Elbette bu kitap bir kadın kitabı, İyi Kötü Çirkin ne kadar bir erkek filmiyse bu da bir kadın kitabı. Bir erkek olarak buradaki kadın hikayelerini olması gerektiği kadar içselleştirmem mümkün olmasa da benim de bulunduğum Mısır ve Lübnan’daki kısımlarında, kendi gezilerimde bulamadığım şeylere, göremediğim ortamlara “benim gördüğüm ülkelerde bundan fazlası vardı” diyebilmek bile kendimi iyi hissettirdi açıkçası. Kitabın geçtiği 2010’ların başındaki konjonktürün ve gelecek beklentilerinin bu ülkelerdeki şu andaki görüntüyle pek alakası yok, yine de bu kitabı okumanızı öneririm Tunus’a gelmeden önce. Orta Doğu müzisyenlerini çok yakından tanımıyorsanız bile Ümmü Gülsüm, Feyruz, Esmahan’ın adını duymuş olursunuz başka birşey aklınızda kalmasa bile.

Baştan sona Tunus’ta geçen bir roman okumak isterseniz de, her ne kadar tedariği oldukça zor olsa da Patricia Highsmith‘in El Sürçmesi (The Tremor of Forgery) kitabını önermek isterim. Her ne kadar yazarın Batılı, hafif üstenci tavrı hafif bir şekilde hissediliyor olsa da Hammamet merkezli bir şekilde Tunus şehri, Sousse ve farklı Tunus şehirlerine uzanan bir hikaye anlatılıyor. Amerikalı bir yazarın yeni eserini yazmak için gittiği Tunus’ta yaşadığı olaylar, tanıştığı insanlar, sevdiklerinden uzakta hissettiği yalnızlık, biraz Raskolnikov’vari bir hikayeyle okuyucuya sunuluyor. Ben gerçekten iyi bir kitap olduğunu düşündüm, ayrıca Tunus’un farklı yerlerini, havasını ve doğasını oldukça detaylı bir şekilde anlatması nedeniyle de tavsiye ediyorum.

Filmler

Tunus’ta geçen birkaç filmden söz etmek gerekirse, özellikle Kairouan ve Mahdia gibi meşhur deniz kenarı yerlerde geçen, Tunus şehrinden de sahneleri olan Seni Seviyorum Hedi filmini söyleyeyim, ailesinin ayarladığı evlilikten ve hayattan kaçmaya çalışan genç bir adamın öyküsü anlatılıyor. Tunuslu genç bir adamın sıkışmışlığını, yaşça kendisinden büyük bir kadınla ilişkisini izlerken, muhtemeldir ki o yaşlarda bulunan birçok Tunuslunun benzer hisler içinde olduğunu söylemek istiyor yönetmen bu filmde.

Benzer bir ekolden gelen ama daha Batılı bir bakış açısına sahip olduğunu düşündüğüm bir başka film ise Tunus’ta Bir Divan (İngilizce Arab Blues, Fransızca Un divan à Tunis). Fransa’da büyümüş psikanalist Selma’nın yıllar sonra ülkesine dönmesi ve kendine bir klinik açabilmek için verdiği mücadele, hafif, insanı yormayan bir dille anlatılıyor. Tunus’ta devrim olmasına ve yılların cumhurbaşkanı Bin Ali’ye el çektirilmesine rağmen ülkede hala taşların yerine oturmadığını, insanların korkunç bir bürokrasinin altında ezildiğini, bununla birlikte sıradan insanların konuşmak, anlatmak istediği bir sürü dertleri olduğunu, yine de umudu kaybetmemek gerektiğini anlatan bir film. Başrolünde İranlı aktris Gülşifte Farahani’nin oynadığı filmi sadece Tunus şehirlerinin neye benzediğini görmek için de izleyebilirsiniz.

I Love Tunis, Tunus
Bu tabela tam katedralin karşısında bulunuyor

Son sözler

Tunus şehri, ülkenin en kalabalık, en turistik, en hareketli yeri olduğu için ülkenin kalbi diyebiliriz. Gördüğüm diğer Orta Doğu ve Afrika başkentleri gibi biraz kaotik, biraz gürültülü, bolca trafikli ama benim için içinde kaybolabildiğim ve normal hayatımdan farklı deneyimler yaşayabildiğim bir yer oldu. Üstelik Tunus’un çevresindeki ülkelere göre nispeten daha seküler bir ülke olduğunu, Tunus şehrinin de biz turistlerin nispeten daha rahat gezebildiği bir yer olduğunu da belirtmem gerekir. Dolayısıyla Tunus şehri, hele ki Sidi Bou Said, Marsa veya Kartaca’yı da görebilecekseniz, güzel birkaç gün geçirilebilecek bir yer olarak gezi geçmişimdeki yerini aldı, sizlere de öneririm.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Özetle söylemek gerekirse, gezmeye meraklı bir beyaz yakalıyım. Üniversiteyi bitirene kadar hiç yurt dışına çıkmadıysam da, sonrasında elimdeki imkanları olabildiğince kullanmaya çalışarak 40'tan fazla ülkeye gittim. Ülkeleri sokaklarında yürüyerek, bütün müzelere ve tarihi yerlere gitmeye çalışarak, az konuşarak, az yiyip içerek, çok yürüyerek, erken kalkıp erken yatarak gezmeyi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir