Alanya’da gezilebilecek müzeler ve turistik yerler
Turistlerin akın ettiği deniz kenarı yerlerden ne kadar kaçınmaya çalıştığımı, kendi rızamla buralara gittiğim durumların pek nadir olduğunu bu satırları sık sık okuma teveccühünde bulunanlar bilir. İlginç bir şekilde, son zamanlarda bu tip yerlere daha çok gitmeye başladığımı da kabul etmek zorundayım.
Ancak gerçekten sadece tatil için değil, üç kuruşluk beyaz yakalı zevkim olan koşu hevesimi de alabilmek için bu aralar böyle ziyaretler yapmaktayım. Bodrum‘dan sonra Alanya’ya da bu tarz bir koşu vesilesiyle gidip ardından şehirdeki bazı görülesi ziyaret noktalarını son derece tempolu bir yürüyüşle görebilme şansına eriştim. Bu yazıda Antalya’nın en ünlü ilçelerinden Alanya’yı ve buranın tarihini, müzelerini, meşhur kalesini elden geldiğince anlatmak isterim. Evet, hiçbir zaman olmadığı gibi gece kulüpleri, plajlar, koylar, beach’ler vs. bu yazıda olmayacak, beklentisi bu yönde olanlar yazıyı okumayı hemen sonlandırabilirler. Yazımı “1 günde Alanya’da görülebilecek tarihi yerler” şeklinde okumanızı rica ederim.
Alanya tarihi
Diğer birçok coğrafi açıdan elverişli liman kenti gibi Alanya ve çevresi de binlerce yıl öncesinden itibaren insanların yerleştiği bir alan olma özelliği taşıyor. Karanın denize çıkıntı yaptığı, bugün Alanya Kalesi’nin bulunduğu noktalarda yaşam, buranın bir kale haline gelmesinden de öncesinde mevcutmuş. Kale civarlarında yapılan kazılarda ele geçenler bu bilgiyi ortaya koyuyor.
Anadolu’nun birçok şehrinde olduğu gibi Alanya’da da antik uygarlıklar, Lidyalılar gibi yöresel devletlerin hükümranlıklarından sonra Büyük İskender’in istilasıyla kaçınılmaz Helenistik, sonra Roma ve Bizans devirleri takip etmiş. O zamanlar Koracesium, Bizans devrinde ise Kalanoros adıyla anılıyormuş şehir. Alanya’nın Müslüman Türk etkisine girişi, Batı Anadolu’daki birçok şehir gibi Selçuklular devrinde gerçekleşmiş. Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat burayı Bizans adına o esnada şehri yönetmekte olan vassal Ermeni krallığından 1221’de almış. Sonrasında şehrin birçok yerine imza atacak eserler yapılmış, kalenin iç kısmı yenilenmiş, Kızıl Kule sur sistemine bağlanmış. Bu sırada da adı Alaiye olmuş, Alaettin Keykubat’tan almış bu adı.
Selçukluların ardından Karamanoğulları Beyliği ve onlar adına bölgeyi yöneten Alaiye Beyliği ile Mısır merkezli Memluklerin ardından nihayet Fatih Sultan Mehmet’in fethetmesiyle Osmanlı’ya katıldı ve günümüze kadar bu şekilde geldi. Atatürk’ün isteğiyle adı Alaiye’den Alanya’ya resmi olarak değiştirildi. Türkiye’nin güney sahillerinin popülerliğinin artması ve içeriden dışarıdan insan akınına uğramasıyla burası da kimlik değiştirdi. Başta Ruslar olmak üzere dünyanın farklı yerlerinden insanların yerleştiği kozmopolit bir tatil kasabasına dönüştü. Bugün de Türkiye’nin önde gelen tatil şehirlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Alanya’ya nasıl gidilir?
Alanya’ya en yakın havaalanı, şehir merkezine 45 kilometre mesafedeki Gazipaşa-Alanya Havaalanı. Buraya yıl boyunca İstanbul ve Ankara’dan uçuşlar yapılmakta. Yaz sezonunda ise Avrupa’nın farklı yerlerinden, Rusya’dan uçuşlarla havaalanı çok sayıda yolcuya ev sahipliği yapıyor. Havaş otobüsleriyle şehir merkezine ulaşım sağlanıyor. Alternatif olarak, daha fazla uçuşun yapıldığı Antalya Havaalanı da Alanya’ya gelmek için kullanılıyor. Ancak mesafe uzun ve direkt otobüs her zaman bulunmuyor.
Havayolunun yanında Alanya’ya Türkiye’nin neredeyse her yerinden otobüsle gelinebiliyor. Örneğin Ankara’dan günde pek çok otobüs gidiyor buraya. Hızlı gideni 8-8.5 saatte varabiliyor, yavaş ve dolanarak gidenlerinin yolu ise 11 saatleri bulabiliyor. Alanya Otogarı şehir merkezinde, 15-20 dakikalık yürüyüşle teleferiğin olduğu yere rahatça ulaşılabiliyor.
Alanya’da gezilebilecek yerler ve müzeler
Alanya’da tabii ki bir sürü plaj ve koy var ama ben buralardan bahsetmeyeceğim tabii ki. Tarihi açıdan değer taşıyan yerlere dair birşeyler söylemeye çalışacağım.
Alanya Kalesi
Alanya’nın çok orijinal bir coğrafi yapısı olduğunu düşünüyorum. Alanya Kalesi de bu yapıyı mükemmel şekilde tamamlıyor. Bodrum Kalesi gibi karanın denize çıkıntı yaptığı bir yerde, kıyıya hakim bir yerde bulunuyor, ama Bodrum Kalesi’nin aksine kıyıdan çok yüksekte, etrafına tamamen hakim ve ulaşılması oldukça güç bir noktada bulunuyor. Bir diğer ilginç tarafı da, bu kalenin bir kaleden ziyade büyükçe bir mahalle olması, yüzyıllardır burada yaşayan insanların bulunmasıdır bence. Dolayısıyla burası bir kaleden ziyade bir akropolü andırıyor desek yanlış olmaz.
Alanya’nın denize çıkıntı yapan kısmını baştan başa saran surların çevrelediği kalede surların uzunluğu 6.5 kilometreyi buluyor ki bu gerçekten de müthiş bir sayı. Bir başka önemli sayı ise, kalenin en yüksek kısımlarının deniz seviyesinden 250 metre yukarıda bulunuyor olması. Helenistik dönemde bile burada bir kale bulunduğu düşünülüyor. Bizans zamanında da burada düzenli yaşam belirtileri olduğu biliniyor, İçkale denen kısımda bugün halen ayakta duran bir kiliseyi görebilmek de mümkün. Ancak bu kaleyi bugünkü haline getiren, Alanya’daki birçok yerde olduğu gibi yine Alaeddin Keykubat olmuş. Kalenin içindeki birçok yapıdan alınan taşlar, bugün görülebilen sur yapısını tahkim etmek için tekrar kullanılmış. İçkale kısmına bir de saray yapılmış Keykubat tarafından. İran’da çok gördüğümüz cinsten eyvanlı odalar, törenler için bir iç avlu, harem bölümü Selçuklular zamanında yapılmış.

Alanya Kalesi’ne çıkmak, teleferik sayesinde çok kolay. Şehir merkezinde bulunan teleferik, 4-5 dakikalık bir yolculuğun ardından tepedeki durağa ulaşılıyor. Benim bindiğim tarih itibariyle Türkiye vatandaşı ziyaretçilere gidiş dönüş bilet 220 TL idi (Mart 2026). Teleferik kullanarak kaleye geldiyseniz 10 dakika kadar bir yürüyüşün ardından Ehmedek denilen dış kale kısmına ulaşabiliyorsunuz. İç Kale kısmına gelebilmek için ise biraz daha devam etmek, Bedesten, Süleymaniye Camii gibi yapıların yanından geçmek gerekiyor. Bu da biraz zaman alacak. Bu esnada kale arazisindeki yaşam alanlarından, manzaralı kafelerin ve restoranların, hediyelik eşya dükkanlarının, halen kullanıldığını gördüğüm bazı küçük mezarlıkların yanından geçiliyor. Hem tarihin, hem yaşamın, hem de ölümün bir arada olduğu oldukça ilgi çekici bu bölümü de geçtikten sonra, asıl kaleye yani İçkale’ye geliniyor.
Bu yürüyüş esnasında görebileceğiniz birkaç yerden yine bahsedeyim. Alanya’nın muhtemelen en tarihi camisi olan Süleymaniye Camisi örneğin, tipik bir Selçuklu camisi olarak tüm görkemiyle kale arazisinde bulunuyor. 1231’de Alaeddin Keykubat’ın yaptırdığı bu cami sonrasında fırtına ve yıldırımlar nedeniyle yıkılmış, Kanuni Sultan Süleyman devrinde orijinal malzemeler kullanılarak tekrar inşa edilmiş. 1886’da minare bir kez daha yıkılmış, son olarak 1955’de yeniden inşa edilmiş. Daha sonra önünüze çıkan Bedesten‘de yöreye özgü pek çok el yapımı eşya satılmakta. Özellikle Alanya’nın her yerinde göreceğiniz su kabağından yapılma eşyalar dikkat çekiyor. Yine yol üzerinde önünüze çıkan Mecveddin Sarnıcı‘na bir inin derim, dar ve dik basamaklardan korkunuz yoksa eğer. Kale yüzyıllardır insanların yaşadığı bir yer olmasına rağmen doğal bir su kaynağı tarafından beslenmediği için bölge sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yüzlerce sarnıç açılmış. Bu da onlardan biri, oldukça da görkemli bir yapı. Küçük bir Yerebatan Sarnıcı da denebilecek yapı, restore edilmiş haliyle görülebilmekte ki söylenenlere göre burası bir dönem disko olarak da kullanılmış.
Sarnıcın ardından Sandık Emini Kayhanlar Evi’ndeki Geleneksel Ev Sanatları merkezine hızlıca uğrayabilirsiniz. Burada ipekten yapılma çeşitli eşyalar gösteriliyor. Buraya bitişik Aksebe Türbesi’ne de dışarıdan şöyle bir göz atabilirsiniz. Buranın ardından İçkale kısmının iç kapısına ulaşacaksınız. İçkale’nin alt girişinde kalede hüküm sürmüş Türk kökenli devletlere ve Alanya şehrinin tarihine dair bilgiler verilen bilgi levhaları bulunuyor. İçerideki odalarda ise kaledeki kazılara, buradan çıkarılan buluntu ve çinilere, ayrıca genel olarak Anadolu Selçuklu Devleti’ne dair bilgiler verilen levhalar bulunuyor. Kaledeki savunma yapılarına dair bilgiler de alınabiliyor. Kalenin içinde burçlara çıkarak Alanya’nın ve denizin harika manzaralarını görebiliyorsunuz. Ayrıca kale içinde açılmış birçok sarnıç, Bizans kilisesinin kalıntıları, kalede bulunan çömlek parçaları ve top gülleleri de kalenin içinde sergilenmekte.

Ancak yine de kaleye gelmek ve bunu en zahmetsiz yoldan yapmak isteyenler için teleferiği kullanmanın en iyi yol olduğunu tekrar belirteyim. Hatta teleferiğin hava koşullarından ötürü kullanılamadığı günlerde Bedesten’in karşısındaki alandan minibüs seferleri yapıldığını da söylemiş olayım.
Teleferikle değil de arabayla geliyorsanız 3.5 kilometrelik bir yolu geçmeniz gerekiyor, yolun sonunda otopark alanına ve İç Kale’nin kapısına ulaşılıyor. İçeri giriş yabancılar için 12€, Türk vatandaşları Müze Kart ile ücretsiz girebiliyor. Biraz yorucu olsa da Alanya Kalesi kompleksini buraya gelmişken muhakkak görmek lazım diye düşünüyorum. Tarihi mevzularla hiçbir ilginiz olmasa bile İçkale’deki burçlardan göreceğiniz muazzam Alanya manzaraları için bile buraya gelinir.
Kızıl Kule
Benim için Alanya’ya dair en eski hatıra, çocukluğumda, TL’den hala sıfır atılmadan önceki 250000 TL’lik banknotun arka yüzünde resmini gördüğüm sekizgen yapı, yani Kızıl Kule‘dir. Şahsi fikrimce Alanya’nın en ikonik yapısı, Alanya dendiği zaman akla düşecek ilk görsel olmayı hak edecek türden bir yer.
Kızıl Kule’yi Alanya’yı fethettikten sonra şehrin belki de asıl kurucusu diyebileceğimiz Alaeddin Keykubat yaptırmış. 1226’da yapımı biten kulenin yüksekliği 33 metreyi buluyor. Varolan Alanya Kalesi’nin sur sisteminin limana ulaştığı yere mükemmel bir şekilde eklemlenmiş olan bu kule, tabii ki savunma sistemini güçlendirmek amacıyla dikilmiş. Kule duvarlarında her yöne yapılmış olan mazgal tipi boşluklar bunun kanıtı. Yaklaşık 800 yıldır da ihtişamından hiçbir şey kaybetmeden limanın yanındaki yerini korumakta. Adı gibi taşlarının kızıla çalan rengi sayesinde bu ismi aldığını düşünüyorum, hakikaten surların kalan kısmından net bir şekilde fark ettiriyor kendisini.

Kuleyi ziyaret ettiğinizde içeride esasen fazla birşey göremeyeceksiniz. Sadece dikkatli tırmanılması ve inilmesi gereken dar ve dik basamakları çıkarak 4 kat yukarıdaki kalenin iç avlu kısmına ulaşabiliyorsunuz. Burada zaman zaman çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Son merdivenleri de çıktığınızda hem denizin, hem de geri kalan asıl kalenin ve içindeki Tophane mahallesinin harika manzaraları önünüze çıkıyor.
Kızıl Kule kompleksine dahil olan tersane ve tophane kısımlarından da bahsedeyim. Gemiciliğe önem veren Alaeddin Keykubat’ın, Sinop’ta inşa ettiği tersanenin Akdeniz’deki karşılığı olan tersane de son derece iyi bir şekilde günümüze kadar gelebilmiş. Kızıl Kule’nin girişine birkaç yüz metre uzakta bulunan ve surların üzerindeki yoldan gidilen tersanenin girişinde Keykubat’ın kitabesi bulunuyor. 5 tane kemerin kapattığı bir kıyı şeridine inşa edilmiş tersane gerçekten ilginç bir yapı. Burada gemi yapım malzemeleri, antik dönem vinçleri ve o dönemlerde yapılan bazı gemi çeşitlerini görebiliyoruz. O devrin tersanesine benziyor mudur bilemiyorum ama o nemli ve karanlık ortamın yüzlerce yılda fazla değişmediğini düşünüyorum, o yüzden etkileyici buldum. Tophane de tersanenin yakınında, eskiden topların döküldüğü bir yermiş, zaten bütün o mahalleye de adını vermiş. Kızıl Kule’ye gelmişken buralara da uğramak gerektiğini düşünüyorum.
Her ne kadar girişte 250 TL yazsa da ben Kızıl Kule’ye girebilmek için 150 TL ödedim (Mart 2026). Belki Türkiye vatandaşı olduğum içindir, bilemiyorum. Müze Kart geçmiyor girişte. Bilet hem kule hem de tersane kısmı için geçerli, tersaneye de gidecekseniz bileti saklayın. Şehir merkezinden buraya ulaşım oldukça kolay, ancak Alanya Kalesi’ni görmek için yukarı tırmandıysanız kestirmeleri kullanarak Kızıl Kule’nin bilet gişesine varabilirsiniz, aklınızda olsun.
Alanya Müzesi
Türkiye’nin güney ve batı kıyısındaki pek çok yerde olduğu gibi Alanya civarlarında da antik Roma-Yunan dönemlerine ait çok sayıda kalıntı bulunmuş. Buna ek olarak Selçuklu ve Osmanlı devrinin önemli bir limanı olmasından ötürü Müslüman-Türk devirlerinden kalma da eserlerle iyice zenginleşmiş. Bütün bu kalıntıların sergilendiği Alanya Arkeoloji Müzesi de, oldukça zengin bir koleksiyona sahip.
Müzenin bahçesinde çeşitli arkeolojik kalıntılardan oluşan bir koleksiyon bulunuyor. Lahitler, sütun başları, ölü küllerinin konduğu ostotekler, kitabe ve mezar taşları ayrı ayrı sergileniyor. Müze binasının içinde ise Anadolu’da tarih öncesi devirlerden başlayarak gelip geçen uygarlıklar, sonra daha yakın zamandan Helenistik, Roma, Bizans devirlerine dair bilgiler, bu devirlerde bulunan kalıntılarla birlikte veriliyor. Bunlar dışında Alanya yakınlarındaki çeşitli kazılarda çıkan eşyalar, lahitler, heykeller, günlük eşyalar, ikonlar da sergileniyor. Müzenin kendine özgü kısımları ise Alanya Kalesi ve çevresinden çıkarılmış eşyalar. Özellikle oldukça zengin bir sikke koleksiyonu bulunuyor, bu da burada farklı uygarlıkların yaşadığının ve başka uygarlıklarla da yoğun bir ticaretin bulunduğunu kanıtlıyor. Çömlekler ve çiniler de oldukça dikkat çekici. Ayrıca kaleden çıkan yazıtlar da müzede sergileniyor. Kuşkusuz Alanya Kalesi’nde özellikle son 40 yıldır yapılan kazılar sonucunda bulunan eşyaların neredeyse tamamının yer alması nedeniyle Alanya Müzesi son derece görülesi bir yer haline gelmiş diyebilirim.
Müzede etkileyici bir Heracles heykeli, birkaç tane büyük mozaik, denizcilik faaliyetlerine odaklanmış bir oda da bulunmakta. Benim için en ilgi çekici alanlardan biri ise Anadolu’nun bu kesimindeki Rumların konuştuğu Karamanlıca diliyle yazılmış kitabelerdi. Yunan alfabesi harfleriyle yazılan bir çeşit Türkçe diyebiliriz bu lehçeye ki az buçuk Yunan alfabesi bilenler bu kitabeleri okuyup bazı kelimeleri çözebilir, ne anlatıldığını anlayabilirler. Anadolu’daki Rumların bu topraklara ne kadar uyum sağladığının bir kanıtı olarak da görebiliriz bunu, ancak bu insanların çoğu, ırktan çok din temeliyle gerçekleşmiş diyebileceğimiz Cumhuriyet dönemi mübadelesiyle Yunanistan’a gitmişlerdi.

Şehir merkezinde, teleferik durağının karşısında bulunan Alanya Arkeoloji Müzesi’ne giriş Müze Kart sahiplerine ücretsiz.
Damlataş Mağarası
Alanya ve çevresindeki en meşhur yerlerden biri de şüphesiz Damlataş Mağarası‘dır. Türkiye’nin en bilinen mağaralarından biri olan Damlataş’ın sarkıt ve dikitlerini ben de yıllardır duyuyordum. Her ne kadar kaleye çıkıp indikten sonra buraya uğramaya zaman bulamasam da şöhretinin aksine oldukça küçük bir mağara olduğunu ve rahatça gezilebileceğini, özellikle solunum yolu sıkıntısı çeken kişilerin bu mağaraya doktor kontrolünde, adeta tedavilerinin bir parçası olarak girip çıktıklarını biliyorum. Girişi teleferik durağının çok yakınında olan mağaraya kısaca bir uğrayabilirsiniz. Kızıl Kule’nin tersane bölümüne gittiyseniz, bu kıyı şeridinin mağara benzeri yapılar açısından oldukça zengin olduğunu da tahmin edebilirsiniz, Damlataş da aynı sahi şeridinin en bilinen mağarası diyebiliriz.
Bu arada öğrendiğim kadarıyla Alanya çevresinde çok sayıda başka mağara var, bunlara genellikle deniz yoluyla tekne turlarıyla ulaşılabiliyor. Damlataş bunların en kolay gidilebilen, en merkezi olanı. İşin jeolojik kısmına dair birşey diyemem, ancak yarımadanın diğer ucunda bulunan tersanenin de benzer bir şekilde mağara gibi oyulmuş kayaların içine yapılması herhalde sürpriz değildir diye düşünüyorum, bu coğrafya mağara oluşumuna müsait olsa gerek.
Alanya Atatürk Evi Müzesi
Alanyalılar için önemli tarihlerden bir tanesi 18 Şubat 1935 olsa gerek. O gün Atatürk bölgede yaptığı gezi kapsamında şehre gelmiş, bir süre kaldıktan sonra ayrılmış. Şehre geldiğinde kaldığı konak, bugün Alanya Atatürk Evi Müzesi olarak kullanılmakta. Evde Atatürk’ün zaman geçirdiği odaları, bazı kıyafetlerini ve kişisel eşyalarını, son olarak Alanya’dan ayrıldıktan sonra çektiği telgrafın orijinalini görebilirsiniz. Atatürk’ün telgraftaki ifadeleri bence ilginç, halkın misafirperverliğinden duyduğu memnuniyeti ifade ederken, daha uzun kalmak için bir sebep olmadığından erken ayrıldığını söylüyor. Yine de bu tek telgraf bile Alanyalılar için önemli bir hatıra olmalı ki, evin son sahibi Tevfik Azakoğlu, ölümünden sonra buranın bir müzeye çevrilmesini istemiş ve müzenin en değerli hatırası da bu telgraf olmuş.

Ne yazık ki çok az farkla müzenin kapanış saatini yakalayamadığım için bu müze eve girme imkanım olmadı. Ancak kapıdaki güvenlikçi abilerle konuşup teyit ettiğim kadarıyla yazdığım şeylerin haricinde farklı birşey pek yokmuş. Atatürk Evi’ne giriş Müze Kart sahiplerine ücretsiz.
Hüseyin Azakoğlu Kent Müzesi ve Kent Belleği Merkezi
İşte Alanya’da gerçekten ilginç bir yer varsa orası da bu Kent Belleği Müzesi olmalıdır bence. Yukarıda ismi geçen kereste tüccarı Azakoğlu ailesine mensup Hüseyin Azakoğlu’nun ailesiyle yaşadığı bu üç katlı konak (tıpkı Atatürk Evi gibi), gönüllülerin çabasıyla bir çeşit etnografya müzesi olarak hizmet veriyor.
Alanya’nın yaklaşık son 150 yılına ait pek çok şey bu müzede kendine yer bulmuş. Her odada farklı bir konsepte göre eşyalar, fotoğraflar ve hikayeler sıralanmış. Cumhuriyetin ilk yıllarından kalma belediye kayıtları, nikah defterleri gibi resmi dokümanlar da var, Alanya’da çıkmış çeşitli gazeteler, dergiler de var. Ayrıca Alanya’daki doktor, balıkçı gibi farklı iş kollarından insanların kullandıkları eşyalar müzenin ilk katında sergileniyor.
Konağın üst katı ise tipik bir Alanya konağındaki yaşam alanlarını görüyoruz, mutfak, oturma ve misafir odalarını yine o devrin kendi eşyalarıyla birlikte sergileniyor. Bodrum katında ise un değirmeni, marangozhane ve dokuma atolyesi gibi zanaatkarlıkla ilişkili odalar bulunuyor. Burada Alanya’nın sembolü su kabaklarıyla yapılmış çok sayıda dekoratif eşya da yer alıyor.

Bu müzenin en güzel tarafı ise, içerideki görevlilerin odalar ve eşyalarla ilgili çok geniş şekilde bilgiler vermeleri. Bu sayede Alanyalıların gündelik yaşamlarına dair daha fazlasını öğrenebiliyor, keyifli anekdotlar duyabiliyorsunuz. Son derece ciddi ve samimi bir emekle meydana getirilmiş bu müzeyi kesinlikle görmenizi öneririm.
Alanya Kent Belleği Merkezi’ne giriş ücretsiz.
Son sözler
Alanya’da 24 saatten az zaman geçirmiş olsam da buranın Rusların ve cümle yabancı ülke vatandaşının işgaline uğramış bir tatil beldesinin ötesinde bir yer olduğunu, ciddi bir tarihi birikim barındıran, yüzyıllardır insanların sürekli yerleştiği bir merkez olduğunu anlamış bulunmaktayım. Burada Türklerin gelişi öncesi Anadolu tarihinin genel bir özetini görebileceğiniz bir müze, Türkiye sınırları içinde görebileceğiniz en büyük kalelerden biri ve kalenin eteklerine yerleşmiş nev-i şahsına münhasır bir mahallesiyle Alanya gerçekten görülmeye değer bir şehir olarak zihnimde yerini aldı.
Tabii ki iklimi ve burada yetişen değişik ürünler, havası, denizi, toprağı, yeşilliği Alanya’yı yaşaması keyifli bir yer haline getiriyor olabilir, ama benim gibi bu tip bir yerde hiçbir zaman yaşayamayacak, aynı zamanda tatile gitmeye merakı olmayanlar için bile görülesi bir yer olduğunu kabul etmek durumundayım.
İletişim
Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.



