Galway’de gezilecek yerler
İrlanda Cumhuriyeti’nin en yüksek nüfusa sahip dördüncü şehri olan Galway, önemli bir liman olarak yüzyıllarca kritik bir konuma sahip olmuş. İrlanda’nın en turistik yerlerini araştırırken karşınıza çıkan yazıların bir yerlerinde buradan da muhakkak bahsedilir, bu da tamam. Ama doğrusu bugün Galway dendiğinde pek çok kişinin aklına İngiliz şarkıcı Ed Sheeran’ın Galway Girl şarkısının gelmesi de boşuna değildir herhalde. Nitekim burası güzel ve canlı bir öğrenci kenti olsa da tek başına o kadar da benzersiz, harika bir yer değil, kabul ediyorum.
Bununla birlikte İrlanda’nın en güzel birkaç yerine oldukça yakın olması nedeniyle rahatlıkla üslenebileceğiniz, aynı zamanda sokaklarında gezinirken güzel zaman geçirebileceğiniz, küçük ama keyifli bir yer Galway. Ben de burada geçirdiğim iki günden aklımda kalanları bu yazıda sizlerle paylaşmak isterim.
- Galway nerede bulunuyor?
- Galway’in tarihi
- Galway’e nasıl gidilir?
- Galway’de gezilecek yerler
- Son sözler
Galway nerede?
Galway, İrlanda’nın geleneksel dört eyaletinin batıda kalanı olan Connacht‘ın en önemli şehri konumunda. İrlanda’nın tam batısında yer alıyor, adeta cetvelle çizilmiş kadar nizami bir batı istikametinde. Okyanusun karaya girinti yaptığı bir noktada, elverişli bir doğal liman olarak hep var olmuş, dolayısıyla farklı kültürlerle teması olan bir yermiş hep.
Galway’in kısa tarihi
Galway’in küçük bir balıkçı şehri olarak ortaya çıkışı 12. yüzyıla dayanıyor. Şehrin İrlandaca adı Gaillimh ki şehrin farklı yerlerinde, tren istasyonunda falan bu ismi görebiliyoruz. Bu isim, şehrin içinden geçerek okyanusa dökülen nehrin adıymış ve İrlanda dilinde “taşlı nehir” anlamına geliyormuş. (sonra bu nehrin adı bugünkü şekilde Corrib olmuş). İrlandalı krallıklar tarafından kurulan şehir, sonrasında Britanya adasından gelen Anglo-Norman kökenli tüccar ailelerinin etkisinde büyümüş. Bu ailelere Galway Kabileleri (Tribes of Galway) adı veriliyormuş. Bu 14 ailenin bayrakları hala şehrin merkezindeki Eyre Meydanı’nda dalgalanmakta. Anglo-Norman olsalar da etraftaki İrlandalı beyliklerle mücadele eden, sonra onların kültürel etkileri altında kalan bir grupmuş bunlar. Bu yıllarda Galway önemli bir ticaret limanı olarak gelişmiş, özellikle İspanyol gemileriyle burada çok alışveriş ve etkileşim gerçekleşmiş.

17. yüzyıldaki Katolik isyanı sonrasında Oliver Cromwell’in gelip İrlanda’yı kırıp geçirmesinin ardından Galway’de eski şaşaalı günlerin geri dönmesi kolay olmamış. Ancak 20. yüzyılda, yani çok yakın zamanlarda Galway bir üniversite ve öğrenci şehri olarak kendini yeniden tanımlamış, zaten Türkiye’den gelen öğrenci olduğunu da biliyoruz buraya. Galway de bu sayede küçük ama hareketli, eğlenceli bugünküne haline erişmiş. İrlanda’nın batısında turizmin gelişmesiyle de Galway hem kendi başına bir cazibe merkezi hem de diğer yerlere gidenler için bir durağa dönüştü.
Galway’e nasıl gidilir?
Galway, İrlanda’nın en büyük dördüncü şehri konumunda olduğu için ulaşım imkanları oldukça gelişmiş diyebilirim. Dublin’den gün boyunca çok sayıda otobüs kalkıyor. 2.5 saatte Galway’e ulaşmak mümkün. Hatta Dublin Havaalanı’ndan direkt seferler de var. Dublin’e uğrayan otobüs 3, uğramayan yine 2.5 saatte varıyor. Otobüs istasyonu, merkeze 6-7 dakikalık yürüme mesafesinde. Aynı şekilde Galway’e trenle de gelinebiliyor ama otobüs daha ucuz, süre açısından da fazla bir fark olmuyor.
City Link’in sitesinden otobüs saatlerine bakıp bilet alabilirsiniz. Tavsiyem bileti internetten almanız, çünkü internetten 17€’ya satılan bilet istasyonda 20€ oluyor.
Eğer Türkiye’den değil, Avrupa’nın farklı bir yerinden gelecekseniz yakın yörelerde bulunan Ireland West ve Shannon Havaalanı’nın uçuşlarını kontrol edebilirsiniz Bu havaalanları Galway’e yaklaşık 90 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
Galway’de gezilecek yerler
Galway’in en hareketli bölgesi, Latin Quarter denen kısmı. Çok uzun ve geniş olmasa da bu bölgede özellikle akşam vakitleri Galway’in kalbi atıyor diyebiliriz. Rengarenk ışıklandırmalar, rengarenk bar ve mekanları aydınlatıyor. Aklımızda tarihi bar ve pub denince canlanan klasik görüntüye sahip mekanlar özellikle Quay Caddesi’nin sağında ve solunda sıralanmış durumdalar. Sadece Latin Quarter değil, William Street’le başlayıp Shop Street, High Street’le devam eden ve sonunda Quay Street’le sonlanan bu yol, Galway’in İstiklal Caddesi gibi diyebilirim. Burada Quays Bar adında bir mekanın önündeki Galway Girl heykelini gözden kaçırmayın. Ed Sheeran’ın klibindeki Saoirse Ronan gibi değil, yöresel kıyafetler içindeki bir genç kadını betimleyen bu heykelle pek çok turist fotoğraf çektiriyor.
Çeşitli dükkanlar, birkaç Uzakdoğu ve İtalyan restoranı, bu bölgeyi tamamlıyor. Ancak yapmanız gereken ilk şey klasik bir İrlanda pub’ına gidip yöresel müzikler eşliğinde bir bira içmek olacaktır bence. Yukarıda bahsettiğim Galway Girl şarkısının klibinde gördüğümüz yerlerin çoğu da bu bölgede bulunmakta (klibin merkezindeki O’Connell adlı bar Eyre Meydanı civarında). Buralara uğramadan Galway’den ayrılmazsınız diye düşünüyorum.

Şehrin tarihini anlatan bir müze de var, Galway Müzesi. Ne yazık ki ben müzenin kapalı olduğu günlere denk geldim. Sanal turla yetinmek zorunda kaldım. Burada şehir tarihine dair ayrıntılı bilgiler bulunmakta. MÖ 1000’li yıllardan başlayarak, Galway ve yakın Aran Adaları’ndaki arkeolojik kalıntılar sergileniyor. Inishmore‘da gördüğüm Dún Aonghasa’dan çıkarılan eşyalar da bu müzede bulunuyor. Orta Çağ’da Galway’in nasıl bir yer olduğuna, siyasi ve toplumsal açıdan neler yaşandığına dair de geniş şekilde bilgiler veriliyor.
Bunun haricinde İrlanda’nın ve Galway bölgesinin orijinal halkı Gael’lere dair ayrıntılı bilgiler veriliyor. Ve tabii ki İrlanda’daki neredeyse bütün müzelerinde olduğu gibi, İrlanda’nın 1916 sonrasındaki bağımsızlık mücadelesine ve Galway’in bu mücadeledeki yerine dair de ayrıntılı bilgilerin verildiği odalar bulunuyor. Hooker adlı gemiler ve tarihin en eski Claddagh Yüzüğü (aşağıda daha ayrıntılı anlatacağım) de müzede yer alıyor. Genel anlamda Galway bölgesine dair pek çok konuda bilgi edinebileceğiniz bu müzeye giriş ücretsiz, ancak 5€’luk bir bağışı sevinerek kabul edeceklerini belirtiyorlar.
Spanish Arch yani İspanyol Kemeri adında aslında İspanyolların yapmadığı bir yer var, müzeye yakın. Burası da şehrin bir zamanlar sınırlarını belirleyen sur sisteminin ayakta kalan az kısmından biri. Varolan surlara 1584’te eklemlenmiş ve buraya demirleyen İspanyol tüccar gemilerinden ötürü bu gayriresmi adı almış. O günlerde bu kemerin üzerinde toplar da bulunmaktaymış, savunma amaçlı olarak. Ancak tsunamiler ve diğer doğal etkilerle bu surların çoğu yıkılmış. Buraya yakın bir noktada, Kristof Kolomb’un Galway’i 1477’de ziyaret etmesine dair küçük bir heykel bulunmakta. Onun yanında ise hayatını kaybetmiş denizcilerin anısına adanmış bir başka küçük anıt yer alıyor.
Spanish Arch’ın devamında denize paralel giden bir yol var, buraya Long Walk diyorlar. Deniz kenarına sıralanmış renkli evleriyle, Kopenhag‘ın Nyhavn’ını azıcık andırıyor, ama elbette oranın kalabalığıyla, canlılığının yanına yaklaşmıyor. Adı gibi uzun da sayılmaz, birkaç yüz metrelik bir yürüyüşten ibaret. Açıkçası ben buranın şöhretini neye borçlu olduğunu pek anlayamadım, ama yine de sessiz sakin bir yerde denizi seyretmek isteyenler için tavsiye etmiş olayım. Hava karardıktan sonra biraz tekinsiz hissettirdiğini de belirteyim.

Spanish Arch ve Long Walk’un olduğu bölgedeki köprüden karşıya geçerek şehrin batı yakasına geçmiş oluyorsunuz bir anlamda. Buradan akarak okyanusa dökülen Corrib Nehri’nin kollarının akışını regüle edebilmek için inşa edilmiş kanallar ve kanalların ucunda nehir kapakları var. Eglington adlı kanalın bitim noktasındaki bu kapaklar günümüzde çok aktif değilse de bir zamanlar hem gemilerin geçişinin ayarlanması, hem balık avına zaman zaman izin vermek, hem de kanalı besleyen farklı nehir kollarında bulunan değirmenlerin verimli şekilde çalışmasını sağlamakmış. Kapakların üzerindeki küçük köprü ve Long Walk’un en güzel manzaralarını görebilmek için bu tarafa da uğrayabilirsiniz, bu bölgeye Claddagh deniyor ki birazdan tekrar söz edeceğim.

Galway Katedrali nispeten yeni bir yapı. 1965’te yapılmış olmasına rağmen, belki de taştan yapılmış olmasındandır, çok daha eski ve tarihi bir görüntüye sahip. Eski bir hapishane arazisine yapılmış. Burayı ilginç kılan yan, şapellerden bir tanesinde bulunan mozaiklerde yer alan kişiler. Bildiğiniz üzere kiliselerde İsa ve Meryem’in, azizlerin, mübarek şahısların bu tarz mozaik ve tablolarını görmeye alışığız. Ancak burada rahmetli başkan Kennedy’nin mozaiklerini kendi gözümle gördüm. Bildiğiniz üzere JF Kennedy İrlanda kökenliydi ve ABD tarihinin ilk Katolik başkanıydı. Ölümünden çok kısa bir süre öncesinde de İrlanda’ya gelmişti. Herhalde o günlerde suikastinin yarattığı şok hala geçmemiş olsak gerek ki bu katedralde kendisine yer ayrılmış. Bu yeni katedral sade ama dışarıdan ve içeriden görkemli bir yer, o yüzden bir uğrayabilirsiniz.

Katedralden bahsetmişken, katedralin tam karşısında 1818’de yapılmış Salmon Weir köprüsünden (veya yanındaki bisiklet köprüsünden) karşıya geçip nehir kenarından tekrar merkeze doğru yürümenizi kesinlikle öneririm. Galway’in en güzel yerlerinden biri, Riverside Soundwalk denilen bu yürüyüş yolu bana kalırsa. Ağaçlar ve evler arasından akan nehrin kenarından yürürken, farklı noktalarda bulunan kapakları görüp bu kapakların işlevlerinin anlatıldığı bilgi levhalarını okuyabilirsiniz. Buralarda 1990’lı yıllara kadar kurulan tuzaklarda somon avlandığını, nehrin sularının taşkınlara karşı su seviyesinin belirli zamanlarda regüle edildiğini öğrenebilirsiniz. Hatta dikkatli bakarsanız nehir kenarında burada yıllarca balık tutmuş insanların adlarının yer aldığı plakaları da görebilirsiniz.
Galway’deki en önemli dini yapı ise merkezdeki St. Nicholas Kilisesi (St. Nicholas’ Collegiate Church) var. 14. yüzyılda yapılmış. Burası yüzyıllar boyunca pek çok olay görmüş ve değişikliklerden geçmiş. Mesela burası zamanında bir Katolik kilisesi olarak yapılmış olsa da sonrasında Protestan Anglikan kilisesine dönüştürülmüş. Bahsettiğim Galway Kabileleri adlı ailelerin yaptırdıkları papeller, renkli vitray camlar varmış, bazıları Cromwell tarafından yok edilmiş, sonra yeniden yapılmış. Hatta Kristof Kolomb’un bir Galway ziyaretinde bu kilisede dua ettiği de söyleniyor (Kolomb’un Galway ziyaretinin anısına küçük bir anıt, Spanish Arch’ın yakınlarında bulunuyor).
Bu kiliseye giriş paralı, ücreti 5€. Kiliseye girmiyorsanız da arka, Lombard Street tarafında kalan kısımda tek başına duran duvara dikkat edin, Lynch anı duvarı (Lynch memorial wall) da deniyor buraya. Hikayeye göre 1493 yılında, şehrin belediye başkanı ve önde gelen ismi James Lynch FitzStephen, kilisenin bahçesine bitişik bir evde yaşıyormuş. Ancak günün birinde şehirde çok sevilen oğlu, bir cinayet işleyince çok zor bir karar vermek zorunda kalmış ve oğlunun idam edilmesine hükmetmiş, hatta kendi evinin penceresinden sarkıttığı iple bizzat kendisi idam etmiş. Bu olayın gerçekten yaşanıp yaşanmadığı kesin olarak bilinmese de şehrin ortak hafızasında büyük bir yer etmiş ve bu olayın anısına 1844’te evin olduğu yere, kilisenin arka tarafına Lynch’in evinin duvarı, kapı ve penceresindeki orijinal detaylarla birlikte işlenmiş. Bence Galway’e gelmişken burayı muhakkak görmek gerekir.

Bu kilisenin hemen karşısındaki sokakta diğerleri gibi görünen ama onlardan farklı bir ev var. O evde İrlanda’nın en büyük yazarı diyebileceğimiz James Joyce’un hayat arkadaşı Nora Barnacle, 19. yüzyılın sonundan 1904’te Joyce’la birlikte Avrupa’ya gittikleri güne kadar bugün Nora Barnacle House Museum olarak bilinen evde yaşamış. Burası uzun bir süre kaderine terkedildikten sonra 80’li yıllarda orijinal haline uygun olarak restore edilmiş ve müze olarak kullanılmaya başlamış. Buraya girebilmek için önceden iletişime geçmek gerekiyor. Girmeyecekseniz bile yine de dışarıdan bir görüp geçebilirsiniz.
Şehrin en önemli meydanı, Eyre Meydanı (Eyre Square) adlı yer. Burada bulunan parkın etrafında Galway’in toplu taşıması şekilleniyor diyebiliriz. Kare şeklindeki meydanın her tarafında otobüs durakları bulunuyor. Meydanın içinde ise güzel bir park bulunuyor. Parkta martılar ve başka kuşlar özgürce geziyor. Parkın içinde bulunan birkaç tane anıttan da bahsedebilirim, mesela 1627’den kalma bir soyluya ait evin bir duvarının kalıntısı sergileniyor (Browne Doorway). Bir diğer yerde hooker adı verilen Galway’e özgü gemilerin resmedildiği bir heykel bulunuyor.

Parkın adı 1710 yılında belediye başkanı Edward Eyre’den geliyor. Ancak 1963’te bu meydanda konuşma yapmış JFK’den dolayı parka Kennedy’nin ismiyle de hitap ediliyor. Parkta Kennedy’e küçük bir anıt da yer almakta.
Galway küçük bir yer olsa da buradan çıkmış, burada icat edilmiş birşey var, o da Claddagh Yüzüğü (Claddagh Ring) adlı bir yüzük cinsi. Claddagh’ın Galway içinde bir bölgenin adı olduğundan bahsetmiştim. Burada icat edilmiş olan yüzük de Galway’in simgesi haline gelmiş, hatta İrlanda’nın genelinde sık sık karşımıza çıkan bir eşya durumunda. Bu yüzüğün ilk defa yapıldığı dükkanda bugün küçük bir müze bulunuyor, Claddagh Yüzüğü Müzesi (Claddagh Ring Museum) olarak biliniyor.
Thomas Dillon’ın 1750’de açtığı dükkan, günümüzde “orijinal” Claddagh yüzüğü damgasını taşıma hakkına sahip tek yer. Dükkanın içinde bulunan küçük müzede de yüzüğün tarihine dair bilgiler veriliyor, eski ve tarihi yüzüklerden örnekler gösteriliyor. Bir müzeden çok küçük bir sergi de denebilir buraya. Bu müzenin haricinde Legend of the Claddagh Ring (Claddagh Yüzüğü Efsanesi) adlı bir başka dükkan daha var, burada da yüzüğün tarihine dair 10-15 dakikalık bir video sürekli dönüyor.
Claddagh Yüzüğünün Hikayesi
Sembolik anlamı yüksek yüzüğün hikayesi ilginç. 17. yüzyılda Richard Joyce adında bir balıkçı, korsanlar tarafından kaçırılmış ve ta Cezayir’e köle olarak satılmış. Orada bir kuyumcunun yanında mesleğin sırlarını öğrenmiş. Kendini o kadar sevdirmiş ki, ustası ona kızını vermek istemiş. Ancak Richard, memleketindeki sevgilisini hiç unutmadığı için özgürlüğünü kazandığında ülkesine geri dönmüş. Ve sevgilisi için bu Claddagh yüzüğünü yapmış. O günden sonra bu yüzük, evlilik ve nişanlarda yaygın şekilde kullanılmış.
Bir çift elin arasında bulunan bir kalp ve kalbin üzerindeki taçtan müteşekkil tasarımdaki bütün öğelerin bir anlamı var. Kalp sevgiyi, eller dostluğu ve kraliyet tacı da bağlılığı simgeliyor ki bunlar da evlilikle ilişkilendirilen kavramlar. Haliyle insanların eşine dostuna aldığı, son derece net sembolik anlamlar taşıyan bir hediye olduğunu söyleyebiliriz. Hatta yüzüğün takılmasıyla ilgili de bir detay var, eğer taç parmağın üst kısmında kalıyorsa evli veya kalbinde biri var demekmiş, taç altta kalıyorsa ise kalbi boş anlamı geliyormuş takan kişinin.
Claddagh Ring’i aslında İrlanda’nın her yerinde bulabilmeniz mümkün, ancak alacaksınız Galway’den almanız en yerinde tercih olur bana göre. Galway’de zaten çok sayıda dükkan var bu yüzüğü zaten. Bu arada Claddagh yüzüğü orijinalinde bir yüzük olsa da aynı şekle sahip küpe ve kolye olarak da satılıyor. Özellikle Latin Quarter ve çevresindeki dükkanlarda bu yüzüğün farklı modelleri satılıyor. Kalp figürünün farklı renklerde taşlardan yapıldığı modeller de var, altın ve gümüş renkli olanlar da, el figürlerinin farklı şekilde gösterildiği modeller de var. Dolayısıyla her ne kadar konfigürasyonu çok belirgin olsa da bu yüzüğün yüzlerce farklı modeliyle karşılaşabileceğinizi belirteyim.
Son sözler
Dediğim gibi Galway’de öyle fazla şey bulunmasa da 1-2 gün gezip görmeye değecek bir yer. Şehrin kendisinde çok bir olay olmasa da Cliffs of Moher ve Inis Mor‘a yakın olması önemli. Bu iki yere birden gitmek için Galway’de kalmak kesinlikle iyi bir fikir.
Galway Avrupa’nın en uzak ucu gibi olsa da burada da Türk göçmenler var. Sadece merkezde iki berber, bir de dönerci gördüm. Zaten İrlanda adasında bu berbercilik işinin tekeli Türkiye’den gelenlerde gibi görünüyor. Nitekim daha sonrasında gittiğim Dublin ve Belfast’ta da bir sürü Türk ve Kürt berberi gördüm, özellikle bu sıcak havlu (hot towel) işi çok revaçta gibi çünkü hepsinin vitrininde bundan büyük puntolarla bahsediliyor.

Son derece güzel bir doğaya sahip olan İrlanda’nın batı bölümünün en önemli şehri diyebileceğimiz Galway eşsiz güzelliklere sahip bir yerdir diyemesem de canlı, hareketli, akşamları dolaşması keyifli yerler barındıran bir şehir olarak aklımda yer etti. Özellikle görmelisiniz diyemem, ancak İrlanda’nın batısında dolaşmak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
İletişim
Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.


