Antonin Hamamı, Kartaca, Tunus
Tunus

Kartaca antik kenti gezisi – Tunus’un büyük imparatorluğunun kalbinde gördüklerim

Kartaca, antik dünyanın iz bırakmış uygarlıklarından bir tanesinin merkeziydi. Aynı isimli imparatorluğun bütün Kuzey Afrika’ya yayılmadan önce temellerinin atıldığı coğrafyada bugün dünyanın en geniş, bir yandan da etrafındaki modern kentle en güzel şekilde iç içe geçmiş antik kentlerinden bir tanesi yer alıyor.

Kartaca’nın Tunus için önemini şöyle anlayabiliriz: Kartaca sadece yabancıların dışarıdan dayattığı bir referans değil, günümüzün modern Tunus’unun da sahiplendiğini görüyoruz. Hannibal’in savaş taktikleri müzelerde anlatılıyor, futbol milli takımının lakabı ‘Kartaca Kartalları’, ülkenin en büyük havaalanında Kartaca’nın adı geçiyor. Dolayısıyla Tunus için Kartaca’nın çok önemli bir yer olduğunu söylemek belki eksik bile kalır. Ülke için bir gurur kaynağı, turistlere satılacak bir hikaye olmanın ötesinde gençlere anlatılacak resmi tarih anlatısının merkezinde yer almaya layık bir uygarlığın en parlak hatırasının günümüze ulaşmış bir kalıntısı olduğunu söylemek mümkün.

Tunus’un en bilinen turistik noktası diyebileceğimiz Kartaca antik kenti, Tunus’a gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bu yazıda sizlere Kartaca antik kentinin bölümlerinden, şehre nasıl gelinebileceğinden, nasıl gezilebileceğinden bahsetmeye çalışacağım.

Kartaca Devleti’nin kısa tarihi

Kartaca’da bildiğimiz büyük devletin kuruluşu MÖ 814’e kadar gidiyor. Efsaneye göre kocası öldürülen Fenike prensesi Dido veya Didon (bir diğer adıyla Elyssa) maiyetiyle birlikte Lübnan’daki Sur (Tyre) şehrinden buraya kaçmış. Buradaki yerel halk, ona tek bir öküzün derisinin çevirebileceği kadar bir alanı vermeyi taahhüt etmiş. Ancak Dido, deriyi o kadar incecik kesmiş, o kadar büyük bir alanı kapatmış ki limanı ve limana bakan tepeleri içine alan genişçe bir alanı kapsayabilmiş. Sonra koloniyi güçlendiren Dido, Yunan kumandan Aeneas gelene kadar başarılı bir yönetimle devleti büyütmüş, ancak Aeneas’a aşık olmuş, işi gücü bırakmış, sonunda Aeneas tekrar çekip gidince de kederinden kendini ateşe atmış. Atmadan önce de Aeneas’a lanetler etmiş ki Roma şehrinin kuruluş efsanesinde yer alan Aeneas belki de sonraki yıllarda çıkacak Roma-Kartaca savaşlarının sebebi olmuş.

Gerçek hikayeyi bilemeyiz tabii, ancak bilinen şu ki Kartaca da diğer Fenike kolonileri gibi ticari amaçlarla kullanılsa da aradan geçen yıllarda bunun ötesinde siyasi ve askeri bir güç olarak ortaya çıkıyor. Fetihçi karakterleriyle İber Yarımadasında, Kanarya adalarında, Malta, Sicilya ve Sardinya’da topraklar kazanıyorlar. Dönemin bir diğer büyük gücü Roma İmparatorluğu’yla Akdeniz’de çıkar çatışması hemen başlıyor tabii, ancak MÖ 509’daki barış anlaşmasıyla savaşları öteliyorlar. Ancak kaçınılmaz savaş MÖ 264’te geliyor. Kartaca’nın sonunu getirecek Pön (veya Punic, Kartaca’yla ilgili konularda Batılılar bu ifadeyi kullanıyor, “Kartaca’ya dair” veya “Kartacalı” demek) Savaşları’nın ilki tam 23 yıl sürüyor, sonunda Romalıların zaferiyle sonuçlanıyor, Sicilya’nın neredeyse tamamı Roma’ya veriliyor. Bundan yaklaşık 25 yıl sonra çıkan ikinci savaşta meşhur general Hannibal, Roma ordularını defalarca yenerek Roma kapılarına dayanıyor. Ancak sonra işler yavaş yavaş tersine dönüyor ve Roma 17 yıl süren savaşların ardından Kartaca’yı mağlup ederek adeta bir mandaya döndürüyor.

Bundan sonra da Romalıların içi soğumamış, özellikle Yaşlı Cato (Cato the Elder) adlı senato üyesinin yaptığı alakalı alakasız her konuşmayı “Kartaca yıkılmalıdır” (Carthago delenda est) cümlesiyle bitirmesi insanlık tarihinin farklı dönemlerinde farklı bağlamlarda kullanılan bir kavrama dönüşürken, Roma’nın niyetini de açığa vurmuş aslında. Sonunda Üçüncü Pön Savaşı’yla Roma Kartaca’yı ele geçirmiş, MÖ 146’da şehri yerle bir etmiş ve Kartaca devleti tarihe karışmış. Kartaca şehrinde yaşayan binlerce insan öldürülmüş, geride kalanlar köle olarak satılmış.

Romalılar bugünkü Tunus topraklarının içlerine inerken Kartaca şehrini ihmal etmişler, 100 yıl kadar sonra gelen Sezar’a dek. Bu kez bir Roma şehri olarak yeniden inşa edilen Kartaca’da bugün ziyaret edebileceğimiz yerlerin çoğu Roma devrinden kalma. Şehir bir süre sonra yeniden eski ihtişamına kavuşsa da önce Vandallar, sonra Bizans, sonra da İslam devletleri devrinde şehrin önemi giderek azalmış, 19. yüzyılda yeniden keşfedilene dek adeta unutulmuş.

Kartaca antik kenti nerede?

Kartaca, modern Tunus kentinin yaklaşık 20 kilometre kadar kuzeydoğusunda bulunuyor. Tunus kentiyle arasında Tunus Gölü var diyebiliriz kabaca. Konum olarak Tunus Körfezi’nin içinde, elverişli bir liman bölgesinde bulunduğu söylenebilir. Zaten bu yüzden bu kadar başarılı ve zengin bir ticaret kolonisi burada filizlenebilmiş.

Kartaca antik kentine nasıl gidilir?

Turist grupları buraya otobüslerle geliyor haliyle ki antik şehrin ne kadar dağınık olduğunu düşünürsek böyle dolaşmak elbette mantıklı. Bir tura dahil değilseniz bir taksiciyle anlaşıp bütün ziyaret noktalarına hep birlikte gitmek de mantıksız bir hareket olmaz. Ancak biz buraya toplu taşımayla geldik ki bunu yapan başkalarını da gördük. Tunus ile çevresini bağlayan banliyö treni TGM, Tunus’tan Kartaca’ya gitmek için en uygun yol bana kalırsa. TGM sözcüğü Tunus, Goulette ve Marsa’nın kısaltması ki Goulette, gölün karşısında Kartaca’dan önceki yerleşim birimi, Marsa ise trenin son durağı olan sahil kasabası. Biz, Tunis Marine istasyonuna geldiğimizde bir önceki treni az farkla kaçırdık ve sonraki tren yarım saat sonra geldi. Trene 80 santim (0.80 TND) ödedik kişi başı. Biletler gişeden de alınabiliyor, vagonları dolaşan kondüktörden de. İneceğiniz durağa göre ödeyeceğiniz para da değişiyor.

TGM Treni, Salammbo durağı, Kartaca, Tunus
Tunus Kartaca ulaşımı için kullandığımız TGM treni

Tunis Marine durağı Tunus şehrinin merkezinde. Habib Bourguiba Bulvarı’nın sonunda, saat kulesinin biraz ilerisinde bulunan istasyondan kalkan tren, yaklaşık 35 dakika sonra Kartaca antik kentinin bulunduğu yere vardı. Mesafe çok uzak değil aslında ama biz gittiğimizde demiryolu hattında bir çalışma olduğu için normalden yavaş ilerledik. Antik kentin yayıldığı alan çok büyük olduğu için farklı duraklarda inip farklı yerlerini görmek mümkün ama önce en merkezi yerinden başlamak isterseniz size Carthage Hannibal durağında inmenizi tavsiye ederim. Her durumda yukarı aşağı biraz yürümek, biraz yorgunluğu kabul etmek gerekecek. Antik şehrin her tarafına gideceğiz derseniz bayağı yürüyüş olacaktır, belki bazı yerleri taksiyle geçebilirsiniz.

Tunus’tan Kartaca’ya belediye otobüsleri de var, 20C gibi, ama ben treni tercih ettim. Sadece trenlerin kalkış saatleri konusunda pek bilgi sahibi olmadığım için biraz doğaçlama takıldığımı söylemek durumundayım.

Kartaca’da bütün bir gün geçirebilirsiniz, ancak yüksek ihtimalle gün bitmeden görülecek her yeri görmüş olursunuz. Hazır oraya kadar gelmişken günün kalan kısmını Sidi Bou Said veya Marsa‘da geçirmenizi öneririm. Buralar deniz kıyısındaki turistik kasabalar, Tunus’un yakınlarındaki popüler günübirlik destinasyonlar. Üstelik ikisine de aynı TGM treniyle rahatça gidilebiliyor.

Kartaca antik kentinde görülecek yerler

Kartaca şehrinin geniş bir alana yayılmış olmasından ötürü ben kendimce bir önem sırasına göre gördüğüm yerlerden bahsetmeye çalışacağım. Öncelikli olarak şunu belirteyim, antik şehrin farklı alanlarına girmenizi sağlayacak tek bir kombine bilet satılıyor, bunu herhangi bir ören yerinin girişindeki gişeden alabilirsiniz. Kartaca antik alanına giriş ücreti 12 Tunus Dinarı. Verilen kombine biletle alan kapsamındaki yerlere girebiliyorsunuz. Girdiğiniz yerlerde biletin üstündeki ilgili alana işaret konuyor, böylece oraya sadece 1 kez girdiğiniz teyit ediliyor.

Antonin Hamamı (Baths of Antoninus)

Kartaca şehrinin muhtemelen en ünlü yeri, en turistik alanı burası. İmparator Antoninus Pius döneminde inşa edilen hamam, benim gördüğüm en tam, en iyi korunmuş Roma hamamlarından biriydi diyebilirim. Zaten tüm Roma İmparatorluğu’nda yapılmış en büyük üç hamamdan biriymiş burası.

Hamamın olduğu ana antik kalıntı bölgesine girdiğinizde önce üst kısımdaki şehir kalıntılarını görmenizi, hamamı sona bırakmanızı tavsiye ederim. Alanın üst bölgesinde, mozaikleri duran Bizans bazilikaları ve Pön dönemi nekropolleri, mezarlıkları bulunuyor. Zaten çok uzun sürmeyecek bu kısmın ardından assoliste, yani hamam bölümüne geleceksiniz. Bu devasa hamamın inşası Hadrian döneminde başlamış ve 162 yılında Antonin zamanında tamamlanmış. 5. yüzyılda Vandal istilasına dek ayakta kalmış, sonra taşları başka yapılar için kullanılsa da kalan kısımları olabildiğince iyi korunmuş. Sonradan ayağa dikilmiş sütunları sayesinde buranın bir zamanlar ne kadar görkemli bir yer olduğunu az çok kafamızda canlandırabilmemiz mümkün oluyor. Denizin dibinde böylesi bir hamama girip çıkmak tam keyif düşkünlerine göre bir hareket diye düşünmeden edemiyorum.

Antonin Hamamı, Kartaca, Tunus
Antonin Hamamı’nın sadece kendisi değil, yeri de çok güzel

Biz bilgisiz çıplak gözlerimizle çok ayırt edemesek de hamamın giyinme odası, soğuk odası, latrin (tuvalet) bölümü, vestiyeri yerli yerinde duruyor. Hamam kompleksinde neredeyse hiç bilgi levhası yok, ama en azından alana yukarıdan bakan balkonumsu kısımdaki krokiye bir göz gezdirebilirsiniz nerede neyin bulunduğuna dair fikir edinmek isterseniz.

Antonin Hamamı’nın bitişiğinde, kuzeyde kalan tepelerin üzerinde Tunus devlet başkanının sarayı bulunmakta. Ta Habib Bourguiba zamanından beri Tunus cumhurbaşkanı burada oturuyor. Ne diyeyim, denize nazır güzel bir yer seçmişler. Bu durumun biz standart turistlere şöyle bir etkisi var, hamam arazisinin saraya yaklaşan kısımlarında, yukarılarda nöbet bekleyen askerler var. Belirlenen alanın dışında çıktığınız zaman bağırarak sizi uyarıyorlar, geri dönmenizi söylüyorlar. Bu duruma bizzat şahit oldum. Dolayısıyla askerle papaz olmamak için size belirlenen alanın dışına çıkmayın.

Bir başka not, hamam kısmı, Kartaca antik kentinin en turistik yeri olduğundan, kafe ve tuvalet gibi imkanlar burada mevcut, ne ihtiyacınız varsa öncelikli olarak burada halledin derim.

Bu alana yakın yerlerden bahsetmem gerekirse, yolun yukarı kısmında bulunan Roma villaları (Roman villas) ve antik tiyatrodan bahsedeyim. Romalı zenginlerin oturduğu, zamanın lüks evlerinin bulunduğu mahalle, bazı evlerin tabanındaki mozaikler hala görülebiliyor. Antik tiyatro veya Odeon da birkaç tane kabartmasını saymazsak standart, restore edilmiş, günümüzde konserler ve etkinlikler için kullanılan aktif bir tiyatro olarak kullanılmakta, oraya da bir uğrayıp yorucu gezinizde tribünlerde soluklanabilirsiniz.

Byrsa Tepesi (Acropolium, Müze, Katedral)

Bence bu tepe, Kartaca’nın asıl arkeolojik alanından sonra en görülesi yeri. Burası Helen şehirlerinden alışık olduğumuz gibi denize, limana ve şehrin kalanına hakim bir tepe, tipik bir akropol yani. Buraya Kartaca devletinin doğum yeri de diyebiliriz, nitekim tepenin adı Byrsa, Yunanca “öküz” kelimesiyle benzer bir kökten geliyor. Yukarıda anlattığımız efsaneye uygun bir ismi var yani.

Burada Roma işgali öncesi de bir Pön kalesi ve yerleşimi bulunmaktaymış. Ancak Romalıların ele geçirmesiyle buranın mimarisi fazlasıyla değiştirilmiş, tipik Roma şehirleri gibi forum ve kapitol alanları yapılmış. Bugün görebildiğimiz alan da daha çok Roma devrinin izlerini taşımakta. Ancak tepenin alt kısmında bir Pön mahallesi (Quartier Punique) bulunmakta. Bütün bir mahalle ve içindeki evler, sokaklar görülebiliyor. Bütün bu tepenin arkeolojik açıdan en kıymetli yeri belki de burası.

Pön Mahallesi, Byrsa Tepesi, Kartaca, Tunus
Byrsa Tepesi’ndeki Pön Mahallesi, Romalılar’dan kalmayan yerlerden

Akropol alanının içinde bir de müze var, Kartaca Ulusal Müzesi adıyla biliniyor ancak bizim gittiğimiz zamanda yenileme çalışmalarından ötürü kapalıydı, giremedik. İçeride kazılarda ortaya çıkan hem Pön hem de Roma dönemi eserleri sergilenmekteymiş, görmek nasip olmadı.

Burada bulunan St. Louis Katedrali de, tıpkı Tunus şehir merkezindeki gibi Fransız sömürge döneminin bir ürünü. Bu kiliseye sonradan aziz ilan edilen Fransız Kralı 9. Louis’nin adı verilmiş. Nitekim kendisi Haçlı Seferleri kapsamında bölgeye gelmiş, Kartaca’da bir salgın hastalık sonucu ölmüş. Öldüğü noktaya yakın bir yerde 1884’te bu katedral inşa edilmeye başlanmış. Kilise Bizans-Mağrib mimarisiyle yapılmış, arka bahçesinde ise Aziz Louis’nin sembolik bir mezarı yer almakta. Bu arka bahçedeki heykellere ve özellikle duvar inşasında kullanılan dolgu malzemelerine dikkatinizi çekerim, sanki antik heykel ve sütun parçalarını duvar yapımında kullanmış gibiler, ama bu yeni yapılmış bir dekordan ibaret de olabilir tabii. Son bir not olarak kilisenin, Tunus şehir merkezindeki Aziz Vincent de Paul Katedrali’nin aksine tamamen Tunus devletine bağlı olduğunu, günümüzde dini değil kültürel amaçlarla kullanıldığını belirtmiş olayım.

St. Louis Katedrali, Kartaca, Tunus
St. Louis Katedrali, oldukça yüksek bir yapı

Gezinize başlayabileceğiniz uygun yerlerden bir diğeri burası bence, nitekim eğer taksiyle geliyorsanız tepeden başlayıp sonra aşağıya inmek daha kolay gelebilir. Bir diğer notum da şu, Antonin Hamamı ve burası dışında hiçbir alanda su alacak bir yer bulamayabilirsiniz, burada tedariğinizi yapın.

Amfitiyatro ve Sarnıçlar

Amfitiyatro diyoruz ama Dougga‘daki gibi birşey beklemeyin. Tribünü olmayan, yalnızca dış duvarları ve ana eksenleri belirgin durumda olan ama oldukça geniş bir alanı kapsamasıyla bir zamanlar çok haşmetli olabileceğini düşündürten bir yer diyebilirim Kartaca Amfitiyatrosuna. MÖ 1. yüzyılda yapılan bu amfitiyatronun kapasitesi tahminlere göre 30 bin gibi çok yüksek bir sayıymış. Amfitiyatro antik kent merkezinin batısına, nispeten biraz uzak tarafına düşüyor.

Amfitiyatro, Kartaca, Tunus
Kartaca’nın amfitiyatrosu, bir zamanlar oldukça etkileyici bir yermiş anlaşılan

Buraya yakın bir yerde bulunan La Malga Sarnıçları‘nın (Cisterns of La Malga) çok yakınına yaklaşamıyorsunuz, en azından gördüğümüz uyarı levhaları bunu söylüyordu, sadece burada gördüğüm devasa su kemerleri aklımda kaldı.

Quartier Magon

Burası da denizin hemen kıyısında yer alan bir antik kalıntı bölgesi. Pön döneminden kalma küçük bir yerleşim yeri, kazılarda bulunanlara göre burada önce Pön, sonra Roma devri yapıları yer almış. İçindeki küçük müzede bazı Roma seramiklerinden örnekler ve bir zamanlar burada bulunan ev ve surlu yapıların maketleri bulunuyor. Ama görmeseniz de olur açıkçası, müzede pek İngilizce açıklama yoktu. Yine de hem Hannibal durağına yakınlığı, hem de denizin dibinde yer alması nedeniyle hızlıca uğrayabilirsiniz.

Buranın karşısında yer alan Beyt el Hikma Vakfı binasına da dikkatinizi çekmek isterim. Burası 19. yüzyılda Ahmed Zarrouk adlı bir general tarafından yaptırılmış, Zarrouk Sarayı adıyla da bilinen bir yer. Sonrasında Tunus Bey’leri burayı almış, son Tunus Beyi Lamine Bey de burada zaman geçirmiş. Burası Tunus Sultanlığı’nın bir sarayı olarak hizmet vermiş yani. Tunus’un bağımsızlık belgesi ile cumhuriyet ilanının da imzalandığı yer olmasıyla da bir tarihi değeri var. Ancak içeri girmek her zaman mümkün değil, girebilirseniz sarayın görkemli odalarının bazılarını görebilirsiniz. Burası günümüzde bir edebiyat ve sanat akademisi olarak hizmet vermekte. En kötü bu denize nazır güzel sarayın dışarıdan birkaç fotoğrafını çekin derim.

Pön Limanı ve Okyanus Müzesi

Antik kent alanının güneyinde, yani Salambo adlı bölgede kalan Pön Limanı, özellikle yukarıdan bakılınca fark edilen yuvarlak yapısıyla dikkat çekiyor. Ben gitmedim, ancak gidenler içeride fazla bir açıklama bulunmadığını söylüyor. Sadece bu yapay liman yapısının dünyada çok az yerde olduğunu ve “kothon” adıyla bilindiğini söyleyebilirim. Yakında bulunan Okyanus Müzesi (Dar el Hout da deniyor) ise birçok deniz canlısının fosillerinin yer aldığı, ayrıca canlı deniz hayvanlarının akvaryumlarda bulunduğu bir yer. Kartaca tarihinde bir yeri olmasa da ilgisini çekenler, özellikle çocukları olanlar için güzel bir seçenek olabilir.

Tophet

Burası da bütün antik kentin belki en uğursuz, en gizemli yeri diyebiliriz. Salambo’daki Pön Limanı’nın biraz ilerisinde bulunan bu Tophet alanında küçük birçok taş var esasen. Çocuk mezarlarını andıran bu ortamda gerçekten bir zamanlar çocuk kurbanlarının gerçekleştirildiği bir yer olarak kabul ediliyor. Kurban konusu yüzde yüz kesin olmamakla birlikte burada küçük küçük taşların yan yana bulunması, taşların üzerindeki figürlerden çıkarılan yorumlar, bu taşların çocuklara ait olduğunu kanıtlıyor. Her şekilde ürkütücü bir yer, gezmesi kısa sürüyor ama etkisi daha fazla bence.

Tophet, Kartaca, Tunus
Tophet’te yanyana yüzlerce taş var, insanı ürpertiyor

Tophet’i gördüyseniz veya görecekseniz, Tunus’un en önemli müzesi Bardo’ya gitmek de mutlaka şart olmuştur diyebiliriz. Zaten her türlü Tunus ziyaretinde mutlaka görülmesi gereken bir yer, ancak Bardo’da bu taşlardan birkaç tanesi sergileniyor, böylece üzerlerindeki sembollerin neye benzediğini daha rahat anlayabilirsiniz. Aynı şekilde Kartaca’dan çıkarılmış özellikle Pön döneminden kalma ikonlar ve diğer eşyaları da Bardo’da görebilirsiniz.

Son sözler

Yazıyı bitirirken burada gezerken aklınızda bulundurmanızda fayda olabilecek birkaç konuya tekrar dikkatinizi çekmek isterim.

  • Alan çok büyük olduğu için aklınızda bir rota olsun, mümkünse bir haritayla gelin. Ben bu haritayla geldim, en azından nereleri görebileceğimin planını önceden yapmış oldum.
  • Belirttiğim gibi Byrsa Tepesi’nden başlayarak, sonra amfitiyatro tarafına gidip, ardından antik tiyatro ve Roma villalarını geçip en son hamam kısmına gider, ondan sonra görmek istediğiniz diğer yerleri ziyaret ederseniz hem enerjinizi verimli kullanmış, hem de bu kadarı sizin için yeterliyse en önemli yerleri görecek kadar antik kenti gezmiş olursunuz.
  • Antik kentin genelinde bilgilendirme levhası çok çok az, ya gelmeden önce bütün alanlarla ilgili birşeyler okuyun, ya gördükten sonra araştırma yapın ya da bir tura katılmayı düşünün.

Üzerinden uzun zaman geçmiş olsa da önce bir şehir-devlet, sonra ise iki kıtada at koşturan büyük bir devlet olarak tarihte yerini almış Kartacalıların geride bıraktığı miras gerçekten dikkate değer. Elbette bugün gördüğümüz antik kent, Romalıların ve daha sonra gelenlerin pek çok katkısıyla bugünkü hibrit haline ulaşmış. Kartaca dendiği zaman insanın aklına Fenikeliler yani Pönler geliyor öncelikli olarak, ama Kartaca’da çoğunlukla Roma dönemi kalıntıları bulacaksınız, bu da bir hayal kırıklığı yaratabilir. Yine de Kartaca, bugünkü Tunus’un öncelikli ziyaret noktası olmayı sürdürüyor. Büyüklüğü ve çok yönlülüğüyle orijinal bir antik kent olarak anılmayı hak ediyor.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Özetle söylemek gerekirse, gezmeye meraklı bir beyaz yakalıyım. Üniversiteyi bitirene kadar hiç yurt dışına çıkmadıysam da, sonrasında elimdeki imkanları olabildiğince kullanmaya çalışarak 40'tan fazla ülkeye gittim. Ülkeleri sokaklarında yürüyerek, bütün müzelere ve tarihi yerlere gitmeye çalışarak, az konuşarak, az yiyip içerek, çok yürüyerek, erken kalkıp erken yatarak gezmeyi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir