Chellah giriş kapısı, Rabat, Fas
Fas

Fas’ın başkenti Rabat’ta gezilecek yerler

Rabat her ne kadar Fas’ın başkenti olsa da ülkenin en meşhur, en görülesi yerleri arasında genelde sayılmayan bir yer. Bir Ankaralı olarak Fas’ın Ankarası gibi görüldüğüne dair bir inancım vardı nedense. Ama ne şekilde anılırsa anılsın, beklentimin ötesinde bir yer olarak aklımdaki yerini aldı. Çünkü burası son derece organize, çeşitli tarihi yerleri, modern müzeleri ve iyi bir tramvay ağının yanında Orta Doğu hissiyatını fazlasıyla veren mahalleleri ve çarşılarıyla bence görülebilecek, en azından 1 gün ayrılabilecek bir şehir.

Tabii ben biraz önemsemez gibi bir üslupla anlatıyor olsam da Rabat’ın şehir olarak 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine girdiğini, bunu da tarihi şehir ile modern şehri pürüzsüz bir şekilde bünyesinde barındırabilmesine borçlu olduğunu söylemek isterim. Fransız sömürge devrinde planlı bir şekilde yeniden inşa edilen Rabat, aynı zamanda tarihi medine‘siyle ve kasbah‘sıyla farklı devirlerin yapılarını modern bir altyapıyla bünyesinde toplamış bir yer. Buna ek olarak Fas’ta imparatorluk şehri olarak bilinen 4 tarihi şehirden bir tanesi (diğerleri Fes, Marakeş ve Meknes). Yani tarihi açıdan Fas’ın en zengin şehirlerinden bir tanesi hiç kuşkusuz.

Bu yazıda Rabat’ta yaklaşık 1.5 günde görebildiğim yerleri, buraya geliş ve toplu taşıma ipuçlarını anlatmak isterim.

Not: Mayıs 2026’da 10 Fas Dirhemi yaklaşık 1 Euro’ya eşitti. Hesaplarınızı bu orana göre yapabilirsiniz.

Rabat nerede?

Rabat Fas’ın batısında, Atlantik kıyısında yer alıyor. Bou Regreg nehrinin okyanusa karıştığı yerin güneyine doğru genişleyen kısmında bulunuyor. Birçok önemli Fas şehri de Atlantik sahil şeridine sıralanmış durumda. Rabat da Kazablanka’nın 80 kilometre kadar kuzeyinde yer alıyor. Nehrin kuzey tarafında bulunan Salé, bir anlamda Rabat’ın ikiz şehri veya yaşam alanlarının yer aldığı banliyösü gibi bir işleve sahip. Havaalanları da ortak, adeta tek bir şehir gibi de değerlendiriliyor, Rabat’a birkaç günlüğüne gelenlere Salé’yi de görmeleri tavsiye ediliyor.

Rabat’a nasıl gidilir?

Rabat, Fas’ın başkenti olmasına rağmen Fas’ın en büyük şehri değil. Havaalanı da ülkenin en büyük, en yoğun havaalanlarından bir tanesi değil. Türkiye’den Rabat-Salé Havaalanı‘na direkt uçuş yapan bir havayolu var, o da Air Arabia Maroc. İstanbul Havaalanı’ndan haftanın belirli günlerinde uçuşlar yapılıyor. Rabat’a daha çok Avrupa’dan seferler yapılmakta. Mesela ben de Rabat’a Belçika’nın Brüksel-Charleroi Havaalanı’ndan uçtum, uçuş yaklaşık 3 saat sürdü. Dolayısıyla eğer Schengen vizeniz varsa önce Avrupa’da bir ülkeye, oradan Rabat’a gitmek bir seçenek olabilir.

Rabat-Salé Havaalanı, Rabat, Fas
Rabat’ın havaalanı küçük ama imkanları yeterli bir yer

Türkiye’den direkt Fas’a gelmek istiyorsanız da sadece Kazablanka veya Marakeş gibi havaalanlarına inip oralardan Rabat’a geçmeyi düşünebilirsiniz. Zaten Kazablanka’ya oldukça yakın Rabat, standart trenle 1 saat 10 dakikada rahatça gidilebiliyor. Hızlı trenle 1 saatten bile kısa sürüyor. Ama hızlı trende koltuğunuz olduğunu, yavaş trende ayakta gitme ihtimalinizin yüksek olduğunu belirteyim.

Rabat’ta farklı tren istasyonları var, Rabat Ville şehrin merkezinde olan. Rabat Agdal biraz daha yeni, merkezden biraz daha uzak olan gar. Tren bileti aldıysanız hangi istasyona gitmeniz gerektiğini mutlaka kontrol edin tren saati gelmeden.

Rabat Havaalanı’ndan şehir merkezine gidiş

Rabat’ta gördüğüm genel düzenli ve organize hava aslında havaalanında başlamıştı. Rabat-Salé Havaalanı, Rabat şehir merkezine çok yakın, Rabat’ın komşusu Salé’ye daha da yakın zaten. Şehir merkezine gelmek için Alsa şirketine ait bir otobüs düzenli olarak çalıştırılıyor. Bu otobüs hafta içi sabah 6’da, hafta sonu 6.45’te başlıyor (güncel otobüs saatlerini buradan kontrol edebilirsiniz). Otobüs, terminal binasından çıktığınız yerin karşısındaki duraktan kalkıyor, kolaylıkla bulunacak bir yerde. Şehir merkezine gidiş 25 dirhem, hem nakit hem de kredi kartıyla ödeme yapılabiliyor. Rabat Ville ve Rabat Agdal duraklarına ulaşım bu otobüs sayesinde çok kolay. Gidiş dönüş biletini birlikte alırsanız fiyat 40 dirhem oluyor.

Yakın mesafesinden dolayı taksiyle de gidilebilir, zaten terminal çıkışında birkaç tane taksici de sizi karşılayacaktır. Benim de karşıma çıktılar, hayır deyince de hiç uzatmadan saygılı bir şekilde uzaklaştılar.

Rabat’ta gezilecek yerler

Hasan Kulesi – Muhammed V Mozolesi

Rabat’ın belki en güzel yeri birazdan bahsedeceğim Chellah olabilir, ama tarihi ve siyasi açıdan ilk görülmesi gereken yeri Hasan Kulesi‘dir (Hassan Tower). Çünkü burası, Fas’ı yüzyıllarca yönetmiş hanedanların birbirine değdiği, geçmişle gurur duyanların kendini özdeşleştirdikleriyle yan yana geldiği bir yer.

Hasan Kulesi, Fas tarihi açısından oldukça önemli bir yapı, bununla birlikte aslında bir kule değil, tamamlanamamış bir caminin minaresinden ibaret. Fas tarihinin en büyük hanedanlardan biri olan Muvahhidler (Almohad) devrinde, Endülüs dahil çok büyük bir coğrafyaya hükmetmelerken, 12. yüzyılın sonlarında sultan (veya kendi ifadeleriyle halife) Yakub el Mansur zamanında yapımı başlamış. Hedefleri, o devirde görülmüş en büyük camiyi yapmakmış. Ancak minarenin bir kısmı yapılıp, dış duvarlar ve sütunlara başlandıktan sonra el Mansur’un ölümüyle birlikte inşaat yarım kalmış, ardından gelenler bu işe zaman ayırmayınca bu yarım kalmış inşaat, depremler sonucu yıkılan duvar ve sütunlarının da eklenmesiyle biraz amaçsız, bağlamsız bir yapı olarak günümüze dek gelmiş. Normalde Marakeş’teki Kutubiyye Camisinin mimari açıdan kardeşi olması düşünülmüş ki burayı görenler minarelerin ve dışarıda kalan sütunların benzerliğini fark edeceklerdir. Aynı şekilde günümüzde saat kulesine çevrilmiş olan, Sevilla’daki Giralda da aynı mimari ekole göre yapılmıştı, benzerlikleri gerçekten fazlasıyla dikkat çekici.

Hasan Kulesi, Rabat, Fas
Hasan Kulesi ve tamamlanmamış sütunları, tamamlansa ne olurdu diye düşündürüyor

Ancak Hasan Kulesi’nin inşaatı hiçbir zaman bitemediği için, sadece 45 metrelik kısmı yapılabilmiş minarenin tamamlansaydı neye benzeyeceğini ancak tahmin edebiliriz, tahminlere göre 80 metreyi geçeceği düşünülüyor eğer bitseydi. Yine de bu haliyle de etkileyici buldum ben, etrafına hakim bir tepede inşa edilmiş yüksek bir minare, belki de Rabat şehrinin en yüksek noktası ve bir anlamda şehrin en akılda kalıcı yeri olmuş. Boyları değişen, ancak hiçbiri 2 metreyi geçmeyen mermer sütunlar da oldukça geniş bir alana yayılıyor, cami bitmiş olsaydı ne kadar büyük olurdu, bunu da az çok tahmin edebiliriz. Ama şunu belirteyim, belli ki Faslıların içinde kalan dünyanın en yüksek minareli camisini inşa etme hevesi yüzyıllarca geçmemiş, belki bu sebepten Kazablanka’daki 2. Hasan Camisi’nin inşa etmek istediler, yarım kalan işi 800 yıl sonra, ancak 1990’ların başında bitirdiklerini düşünmüşlerdir belki de.

Tabii bu komplekste sadece Hasan Kulesi yok, burayı daha da ilginç yapan bir ekleme de 1970’li yıllarda gelmiş. Modern Fas Krallığı’nın ilk kralı olan 5. Muhammed’in 1961’deki ölümünün ardından kulenin karşısındaki alana kral için bir mozole inşa edilmiş. 5. Muhammed Mozolesi‘nin içindeki, özellikle tavanındaki işlemeler son derece renkli ve ilgi çekici. Yapımı 1971’de tamamlanan mozolenin girişi üst kattan yapılıyor. Kapısında ve içerideki köşelerinde Fas kraliyet askerlerinin beklediği mozoleden aşağı bakınca 5. Muhammed’in ortadaki mezarını görebilmek mümkün. Daha sonraki yıllarda kralın genç yaşta vefat eden oğlu Prens Abdullah ve babasının ardından 38 yıl tahtta kalmış oğlu 2. Hasan da buraya gömülmüş, kenarda daha küçük taşların altında bulunuyorlar. Bazı turistler askerlerin ikazlarını pek ciddiye almıyorlardı, siz böyle şeyler yapmayın, izin verildiği zaman fotoğraf çekin mesela, boşuna azar işitmeyin. Kraliyetin kurallarına burada bilhassa saygılı olun.

V. Muhammed Mozolesi, Rabat, Fas
V. Muhammed Mozolesi son derece özenilmiş bir yapı, içi de dışı kadar göz kamaştırıcı

Mozole sadece 50 küsur yıllık bir yapı, ancak Hasan Kulesi belki -artık bitiriliyor olsa da- Sagrada Familia’yı andırır şekilde bitmemişliğiyle de hatırlayacağım bir yer oldu benim için. Ve bu haliyle yüzyıllar ötesinden bizlere bakıyor hala. Bu nedenle Rabat’a gelmişken uğramanız gereken birinci yerin burası olduğunu söyleyebilirim.

Bu kuleye gelmişken dikkat etmeniz gereken birkaç noktaya daha değineyim, birincisi Fas’ta pek çok yerde göreceğiniz sur duvarlarındaki deliklerin burayı çevreleyen duvarlarda da oluşuna dikkat edin. Bu delikler elbette güvercin gibi kuşların yuva yapabilmesi için açılmış, Fas’ta bu tür kuşların yuvalarına çok büyük saygı gösteriliyor. Hasan Kulesi’nin etrafında da bol miktarda güvercinin buralarda yaşadığını görebilirsiniz.

İkincisi, kule ve mozole kompleksinin etrafında çok güzel bir park var, Fas’ta göreceğiniz birçok park gibi yemyeşil, çeşit çeşit ağaç ve kuşların yaşadığı, son derece bakımlı bir yer. Gezinizin öncesinde veya sonrasında burada biraz zaman geçirmenizi öneririm.

Üçüncüsü de giriş kapısında bekleyen atlı askerler. Beyaz ata binmiş 2 kraliyet askeri kapıda bekliyor, bu da buranın her gün tekrarlanan ritüellerinden biri.

Burası merkezin bir miktar kuzeyinde olsa da yürüyerek gelinmeyecek bir yer değil, ben de sabah erken saatte sallana sallana yürüdüm. Sabah 8 buçuk civarında bizi içeri almaya başladılar. Erken gelmenin -gününüzü verimli şekilde kullanmak ve kalabalıklardan uzak durmak dışında- şöyle bir faydası oluyor, açılmadan önce içeride yapılan temizliği, kraliyet askerlerinin mozoleye gelişini ve tabii ki atların yerlerini alışlarını izleyebilme şansınız oluyor. Rabat’taki gününüzü verimli kullanmanız için gezinize Hasan Kulesi’nden başlamanızı önerebilirim, çünkü diğer müzeler genellikle 9 civarında açılıyor. Burada işiniz yarım saat sürmez zaten.

Ben yürüyerek gitmiş olsam da buraya toplu taşımayla, yani tramvayla da gelmek mümkün. Şehrin 2 tramvay hattının (L1-L2) ikisi de buraya yakın bir noktada bulunan Tour Hassan durağından geçiyor. Hasan Kulesi ve 5. Muhammed Mozolesi’nin bulunduğu komplekse giriş ücretsiz.

Chellah

Rabat’ın kuşkusuz en önemli arkeolojik değeri Chellah (Şella şeklinde okunuyor). Nitekim burası sadece tek bir uygarlığın değil, 3 farklı dönemden 3 kültürün yerleştiği, yaşadığı, çok farklı amaçlarla kullandığı ve izlerini bıraktığı bir yer olma özelliğine sahip.

Önce tarihine biraz bakmak gerekirse, burada ilk olarak Fenikeliler, yani Pönler’in bu bölgede bulunduklarının işaretleri bulunmuş kazılarda. Tarihi MÖ 300’lere kadar gidiyor en azından. Ancak tıpkı Kartaca Devleti gibi Romalıların kontrolü altına girince bütün bu bölge gibi Chellah da Romalılaşmış. Antik Berberilerin Şalat dedikleri bu bölgeye Romalılar Sala demişler ve burada izlerini daha net görebildiğimiz bir Roma şehri kurmuşlar. Tıpkı Tunus’taki Dougga gibi caddeleriyle, capitol binasıyla, her yönüyle bir Roma şehrine ev sahipliği yapmış burası. Nihayetinde Romalılar güç kaybettikçe burası da ihmal edilmiş ve sonunda terkedilmiş. Ancak Arapların bu coğrafyayı fethiyle yeniden canlanmaya başlamış. Özellikle 13. yüzyıldan itibaren Meriniler döneminde buraya pek çok Merini sultanının ve ailesinin mezarlarının yer aldığı türbeler yapılmış. Ancak o devletin de yıkılmasıyla burası yine unutulmaya yüz tutmuş, ta modern zamanlarda bu kalıntıların etrafına küçük barakalar kurup yaşayan bazı dervişler dışında buralara pek uğrayan olmamış. Ve yine Mağrip coğrafyasındaki bütün antik kentlerde olduğu gibi Fransızların gelişiyle burada kazılar başlamış, antik Roma kentinin kalıntıları ve diğer buluntular gün yüzüne o şekilde çıkarılmış.

Chellah, Rabat, Fas
Yakın planda Roma’dan, arka tarafta Müslümanlardan kalanlarla Chellah bir kültür mozaiği

Bugün Chellah, restore edilmiş büyük bir sur yapısının içinde yer alıyor. 1339’da inşa edilen 2 sekizgen kulenin arasındaki sur kapısının üzerindeki işlemeler ilgi çekici. Çok bakımlı yemyeşil ve çiçeklerle dolu bir bahçenin arasından geçerek Roma forum alanına geliyorsunuz. Burada ev ve dükkanların kalıntılarını yukarıdan görüyorsunuz. Daha sonra geriye birkaç kitabe, sütun başı, belirgin ana caddeleri ve ev temelleri dışında pek birşey kalmamış Roma şehrinin kalıntılarını hızlıca görüp bence buranın asıl cevheri olan Merini kısmına geçebilirsiniz. Müslüman coğrafyasında iyi bildiğimiz hamamlara benzeyen bir hamam kompleksini gördükten sonra Bou Regreg nehrinin içinden aktığı vadinin mükemmel manzaralarını görebileceğiniz arka tarafa geçmenizi öneririm. Bu ikisinin arasında kalan bahçe ise yine harika çiçekleri, bambu ve diğer türlerden ulu ağaçları ve o sıcakta daha da takdir edeceğiniz serin ve huzurlu ortamıyla kesinlikle biraz zaman soluklanıp zaman geçirmek isteyeceğiniz bir yer.

Bahçeden sonra da Chellah’ın asıl cevheri olan Merinilerin yaptırdığı sultan türbelerinin dış duvarlarına ulaşacaksınız. Burada bulunan bazı türbelerin kitabeleri son derece iyi korunmuş vaziyette. Özellikle Ebu El Hasan’a ait mezarın hem iç hem dış duvarları son derece güzel ve Merini sanatının özelliklerini taşımakta. Kompleksin içinde kalan yerlerde de hem başka mezarlar, hem ortasındaki havuzu ve zillej dedikleri sağlam duran medrese gibi bölümlerle karşılaşıyorsunuz. Tabii ki bazı mezarlar da günümüze kadar gelebilmiş (ortasında üçgen şeklinde dar bir taş sıra olan bu mezarların benzerlerini Marakeş’teki Saadi Mezarları’nda da görebilirsiniz). Onun dışında minaresi, avluları ve zillej kitabeleriyle birlikte Ebu Yusuf Yakub Camisi’ni de görebiliyorsunuz. Bütün bu yapılar birbirine bitişik şekilde yapılmış. Ancak biraz dışında buranın abdest alma bölümü duruyor, burası ise bir havuza dönüştürülmüş. İçinde yılan balıkları ve kaplumbağalar bulunuyor.

Merini kompleksine yukarıdan bakan tepede ise sufi dervişleri, halk nezdinde kutsal kabul edilen şahısların yaşadığı kulübeler yer alıyor. Burası yakın zamana kadar kullanılmış, hatta bir tanesinde Faslı ünlü bir soyut ressam olan Jilali Gharbaoui 1960’larda yaşamış.

Chellah leylekleri, Rabat, Fas
Chellah’taki minare ve duvarların üzerinde sayısız leylek ailesi yaşıyor

Chellah’a giriş 70 dirhem, eğer audioguide ile ziyaret etmek isterseniz 120 dirhem ödemeniz gerekiyor. İçeride pek fazla açıklama bulunmadığı için audioguide almayı düşünebilirsiniz. Chellah Roma antik kenti olarak düşündüğümüzde benzerlerine kıyasla biraz zayıf kalsa bile Merini mezarları ve türbelerin tepesine tünemiş aşırı sevimli leylek aileleriyle ve müthiş bahçeleriyle görülmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Biraz şehir merkezinin dışında yer alan Chellah’a yürüyerek de gidilebilir, ancak merkezde Bab el Had önünden kalkan L8 otobüsüyle de ulaşabilirsiniz.

Kasbah Oudayas

Kuzey Afrika şehirlerindeki kasbah’ların en güzellerinden biri Rabat’ta bulunuyor. Surların içinde kalan bir zamanların kalesi, bugünün turistik bölgesi, aynı zamanda halkın da yaşamaya devam ettiği Oudayas kasbah‘sı hem tarihi bir atmosferi yaşayacağınız, hem kaliteli mekanlarda birşeyler yiyebileceğiniz, hem de mükemmel deniz manzaralarını yakalayabileceğiniz bir yer.

Tipik bir kasbah gibi dar sokaklı, beyaz boyalı evlerle dolu, içinde rahatça kaybolacağınız küçük bir mahalle burası. Farklı kapıları olsa da üst taraftaki ana kapı Bab el Kebir’den (Bab Oudayas da deniyor) gezmeye başlayabilirsiniz. Chellah’daki ana kapı veya medinanın Bab el Had kapısı gibi heybetli bir kapı burası. Hemen yanında bulunan sanat galerisini ve sergilerini de inceleyebilirsiniz ilginizi çekiyorsa. Çekmiyorsa doğrudan kapıdan içeri girebilirsiniz. Etrafta hediyelik eşya dükkanları ve restoranlara bakarak 300 metre kadar yürüdükten sonra Kasbah’nın en popüler yeri olan balkona ulaşacaksınız. Burada Bouregreg Nehri’nin Atlantik’e döküldüğü yerin manzaraları önünüze serilecek. Sol tarafta yüzlerce insanın aynı anda denize girdiği plajı göreceksiniz. Açıkçası klasik bir Old Town kadar büyük bir yer olmasa da bir Old Town havası olduğu kesin. Dilerseniz ara sokaklara girip kaybolabilir, küçücük boşluklarda futbol oynayan çocuklarla karşılaşabilirsiniz.

Oudayas sahili, Rabat, Fas
Oudayas’tan görülen plaj çok kalabalık

Buranın içinde bir de bahçe var Endülüs Bahçesi (Jardins Andalous) adında, biraz Chellah’daki bahçeyi andıran bir yerdi. Açıkçası Fas’ın farklı şehirlerinde bu tarz bakımlı, adeta cennetten bir köşe gibi hissettiren bahçeler çok. Güneşin altında dolanırken bu tarz bir bahçeye girip serinleyebilmek çok iyi hissettiriyor açıkçası. 1919’da, Fransız sömürge döneminde yapılan bahçede Elhamra ve genel olarak Endülüs bahçeleri model alınmış.

Bahçenin bitişiğinde Ulusal Mücevher Müzesi bulunuyor, özellikle yöredeki kadınların kullandığı ziynet eşyaları ve kıyafetler bu müzede yer alıyor.

Kasbah alanının önceki devletler tarafından savunma amaçlı olarak kullanıldığının bir başka kanıtı da 2001 yılında keşfedilmiş. Bab el Kebir kapısının biraz gerisinde, denize bakan tarafta küçük bir arkeolojik alan göreceksiniz. Rabat şehrinin Chellah’dan çıkıp ayrı bir yerde Tachfine Ribat‘ı (Ribat de Tachfine) denilen bu kale kalıntısı, 12. yüzyılda Murabıtlar (Almorad) döneminde yapılmış. Kendilerini tarih sahnesinden silecek olan Muvahhitler’e (Almoravid) karşı savunma amaçlı inşa edilmiş. Fazla görülecek birşeyi olmasa da kasbah’nın ne kadar tarihi olduğunu belgeliyor.

Bu bölümü bitirmeden bir de Rabat’ın kordonu diyebileceğim bölgeden bahsedeyim. Arap ülkelerinde bu tarz deniz kenarı yerlerine corniche diyorlar. Beyrut’taki kadar uzun ve etkileyici olmasa da Rabat’ta da bu tarz bir corniche var. Oudayas’ın manzara terası diyeceğim noktanın sağ tarafında kalan, Bouregreg Nehri’nin okyanusa döküldüğü yerde bulunan bu kordonda aşağı yukarı yürüyebilir, çay bahçelerinde çay içebilir, rıhtımdan denize atlayan gençleri izleyebilirsiniz.

Medina

Her büyük Kuzey Afrika şehrinde olduğu gibi Rabat’ta da bir tarihi Medina (medine) bölümü bulunuyor. Buraların Old Town‘ı yani. İçinde aşırı eski evleri, daracık sokakları, sokaklarındaki çeşit çeşit dükkanıyla Rabat Medina’sı da şehrin kalbinin attığı yerler diyebilirim. Burada gezerken rahat takılmak isterseniz 5. Muhammed Caddesi’nin (Avenue Mohammad V) medine içinde kalan kısmında gezinmenizi önerebilirim, nitekim burası daha geniş ve nispeten daha turistik bir ortama sahip. Ancak daha otantik bir deneyim yaşamak niyetindeyseniz sadece burayla sınırlı kalmayın, ara sokaklara girin, kaybolun. Hava aydınlıkken buraların gayet güvenli olduğunu düşündüm, sadece bazı yerlerde yerlerdeki çöpler ve koku rahatsız edici olabilir. Rabat’taki yaşamı, diğer turistik yerler kadar temiz ve organize olmayan yanlarını da görmüş olursunuz.

Medina’nın bazı kısımları yüksek surlarla çevrelenmiş vaziyette. İçeri geçiş için sur kapılarından geçmeniz gerekiyor. Naçizane tavsiyem Bab el Had kapısından başlayıp, dolaşa dolaşa denize, Oudayas tarafına kadar geçmeniz yönünde olur.

Modern Sanat Müzesi

Rabat’ta gördüğüm kadar kapsamlı bir modern sanat müzesi sanırım ülkenin başka hiçbir yerinde yok. 2 kata yayılmış bu müzede Fas’ın özellikle 20. yüzyılda yetişmiş önemli sanatçılarının büyük kısmının eserleri sergilenmekte. Müze neredeyse tamamen Faslı sanatçılara ayrıldığı için, Fransız sömürgeliğinden çıkmış bir İslam ülkesinde modern sanat denen şeyin 20. hatta 21. yüzyılda hangi çizgide ilerlediğini gözlemleyebilmek mümkün oluyor.

Müzenin giriş kattaki geniş geçici sergi alanında adını başka yerlerde de duyduğum Muhammed Melehi‘nin sanat kariyeri hakkında çok detaylı malumat ve pek çok eseri gösterilmekteydi. Hayat hikayesiyle başlamışlar, kariyerinin farklı noktalarında ortaya koyduğu eserler, katkıda bulunduğu dergiler, yer aldığı sergilerle birlikte çok geniş kapsamlı bir panoramasını çıkarmışlardı.

Müzenin üst katında ise daha geniş bir perspektiften Faslı sanatçıların son 100 yıldaki yolculuğu ve ilerleyişi aktarılıyor. Bağımsızlıktan önce, Fransız mandası zamanında yapılan ilk çalışmalardan, yarı amatör ama öncü sanatçılardan bahsedilen bölümler bence ilgi çekiciydi. Ayrıca Fas’ta çıkan sanat akımları, mesela Kazablanka Okulu, bu okulun önde gelen sanatçıları, iyi bir kronolojik sırayla ziyaretçilere aktarılıyor. Bir de giriş katındaki fotoğraf sergisinden bahsedebilirim, 1975 yılında Yeşil Yürüyüş (Green March) denen olayları anlatıyor. Bu olaylarda Fas kendi toprağı olarak kabul ettiği Batı Sahra topraklarına askeri operasyonlar düzenlemiş, geniş halk kitleleri de bu yürüyüşlere katılarak desteğini göstermişti. Fas burada elde ettiği toprakları hala elinde tutsa da Batı Sahra’daki egemenliği bütün dünya tarafından kabul edilmiş değil. Ancak Fas buralarda de facto şeklinde hakimiyete sahip. İşte bu yürüyüşe katılan insanların, çöllerde yürüyenlerin, kamyonların arkasında gidenlerin pek çok fotoğrafı bu sergide mevcut, elbette Fas devleti bu olayı meşru bir hareket, yürüyüşü de barışçıl bir eylem olarak aktarıyor ki gerçekten bir sıcak çatışma çıkmadan anlaşmayla sonuçlanmıştı.

Modern Sanat Müzesi, Rabat, Fas
Modern Sanat Müzesi’nin binası da modern

Müzenin bazı yerlerinde İngilizce açıklamalar vardı, bazı noktalarda sadece Fransızca’ya dönüyorlardı ama genel olarak derdini anlatabilen bir müze olduğunu düşünüyorum buranın. Hem içiyle, hem dışıyla belki de Fas’ta gördüğüm en modern müze olduğunu da belirtebilirim. Modern sanat sevenlere tavsiye edebileceğim bu müzeye giriş ücreti 60 Fas Dirhemi.

Kraliyet Sarayı

Burayı ben göremesem de yazmak istedim, nitekim bu sarayın bahçelerine girmek ve gezmek mümkünmüş. Sarayın içi olmasa da yeşilliklerle süslü bahçesinde yürüyüş yapılabiliyormuş. Ancak okuduğum bazı yazılarda söylenenlerin aksine elimi kolumu sallayarak girebildiğim bir yer olmadı benim için. Yüksek duvarlarla çevrili ve çok geniş bir alana yayılmış bahçenin giriş kapılarında kıyafetlerinden hemen ayırt edeceğiniz kraliyet askerleri nöbet tutuyorlar. Ben şansımı denemek için birine gidip içeri girip giremeyeceğimi sordum. Bu şekilde kendi başıma giremeyeceğimi, yanımda Fas vatandaşı resmi bir tur rehberi olursa pasaportumla birlikte girebileceğimi söyledi. Sonra uğraşmadım ama bu bilgiyi aldım, sizlerle de paylaşıyorum.

Fas’ın gittiğim birçok şehrinde bir kraliyet sarayı gördüm, belli ki kralın zaman zaman konakladığı veya konaklama ihtimali olan büyük şehirlerde hazır bir saray tutuyorlar. Marakeş ve Kazablanka’da da gördüm örneğin. Ancak Rabat başkent olduğu için kralın en çok kaldığı konutu burası olmalı, dolayısıyla daha sıkı tedbirler almış olabilirler. Sebebi her neyse saray kompleksine giremedim, çok da birşey kaybettiğimi düşünmüyorum açıkçası. Sarayın kendisine giremeyecek veya Fas tarihine dair birşeyler öğrenemeyecektim nasılsa.

Tarih ve Medeniyetler Müzesi

Rabat’ta küçük bir Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Burada Rabat ve Salé civarlarından çıkarılmış buluntular sergileniyor. Çağ olarak farklı dönemlerden eserler, farklı konseptlere ayrılmış olarak sergileniyor. Mesela farklı İslam hanedanlarının bozuk paralarını görebiliyoruz. Binlerce yıl öncesinden kitabeler, insan iskeletleri, ilginç duvar resimleri, Roma devrinden mermer ve bronz heykellerin olduğu salonlar, İslam dönemi mezar taşları da bulunuyor. Klasik bir arkeoloji müzesi gibi binlerce yıl öncesinden kalma aletler de koleksiyonda bulunuyor.

Açıkçası burada çok geniş bir koleksiyon olduğunu söyleyemeyiz ama yolunuzun üstüne düşerse hızlıca gezip yolunuza devam edebilirsiniz. Zaten çok yüksek bir giriş ücreti yok, 20 dh. Ancak sadece Arapça ve Fransızca bilgi levhalarının bulunması bir talihsizlik elbette.

Peygamberin Hayatı ve İslam Medeniyeti Müzesi

Burası açıkçası normal şartlarda gideceğim türden bir müze değildi, çünkü Hz. Muhammed’in hayatına dair birçok detayı biz de Türkiye’de yetişmiş ve zorunlu Din Kültürü dersini almış kişiler olarak iyi biliyoruz. Ancak hem Rabat’ta fazla zamanımın olması hem de laik ve seküler bildiğim Fas Krallığı’nın İslam dininin peygamberine yönelik bakış açısını merak ettiğim için buraya zaman ayırmak istedim. Beklediğimden oldukça oldukça farklı bir deneyim yaşadığımı söyleyebilirim.

Bir defa, benim araştırma eksikliğimden ötürü ancak kapıda öğrendiğim üzere burası kafanıza göre bir saatte gelip tek başınıza dolaşabileceğiniz bir müze değilmiş. Hatta bir müzeden ziyade interaktif bilgi ekranları ve gerçeğe uygun maketlerle dolu bir çeşit kültür merkezi desem daha iyi tanımlamış olurum. Buraya ancak önceden internet üzerinden randevu alarak, web sitelerindeki formu doldurarak girebiliyorsunuz. İngilizce dahil çeşitli dillerde rehberli turlar düzenleniyor, saatiniz geldiğinde size atanan rehber ve diğer turdaşlarınızla birlikte turunuz başlıyor. Bir diğer önemli detay ise şu, bu oldukça büyük ve bakımlı binadaki müze, Suudi Arabistan’ın kurucusu ve hem finansal hem de ideolojik açıdan itici gücü olduğu World Muslim League (Dünya İslam Ligi) adlı organizasyona ait. Doğal olarak bu müze de Suudi Arabistan’ın resmi ideoloji ve bakışını yansıtma eğiliminde diyebiliriz.

Hz. Muhammed'in Hayatı Müzesi, Rabat, Fas
Hz. Muhammed Müzesi’nin önünde organizasyona üye ülkelerin bayrakları bulunuyor.

Turda önce kaligrafi sanatından bahsedilen girişteki büyük salonda geziyoruz. Rehber benim için biraz zor anlaşılır İngilizcesiyle kaligrafinin sadece birşeyin adını vermekten ibaret olmadığını, aynı zamanda neye benzediğini de aktarabildiğini anlatıyor bizlere. Sonra Hz. Muhammed’in hayatından bahsedilen odalara geçiyoruz. Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemki evlerin ve ev eşyalarının aslına uygun canlandırmaları gösteriliyor, siz de mesela bu su kaplarına dokunabiliyorsunuz. Onun dışında Hz. Muhammed’in 99 adından, hadislerinden, diğer iyi huylarından bahsediliyor. Yanımdaki diğer iki katılımcı kadın olduğu için mi bilmiyorum, peygamberin özellikle kadınlara yönelik sözlerini, yani kabaca anaya saygılı, kız çocuklarına da insani hareketlerde bulunmayı öğütleyen sözlerini rehberimiz tekrar tekrar anlattı. O dönemin Medine’sinin detaylı krokisi eşliğinde peygamberin evi ve sonrasında Mescid-i Nebevi’ye dönüşecek alanın maketini inceledikten sonra kitap satış alanına geçtik. Türkiye’den geldiğimi bilen rehberimiz, bana Türkçe kitapları gösterdi ki birçok farklı dilde kitap satışı yaptıklarını gördüm.

Gezinin sonunda Hz. Muhammed’in evinin bir mezara ve sonrasında Mescid-i Nebevi’ye dönüşümünü anlatan üç boyutlu bir gösterim için bir odaya alındık, 10 dakika süren gösterimden sonra ise peygamberin hayatının hicretle başlayıp ölümüne dek olan kısmının anlatıldığı bir animasyon film gösterimi için organizasyonun genel kurul toplantılarının yapıldığını tahmin ettiğim, içinde Türkiye hariç onlarca Müslüman çoğunluğa sahip ülkenin bayrağının yer aldığı devasa bir salona alındık.

Yukarıda anlattığım gibi burası Suudi Arabistan’ın finanse ettiği bir yer. İçerisi son derece bakımlı, görevliler düzgün giyimli, her yer tütsü vs kokuyor. Ancak burada ideoloji ihracı yaptıkları, hiçbirşey olmasa bile kendi topraklarında bulunan Mekke ve Medine’deki kutsal yerlere fazlasıyla odaklandıkları söylenebilir. Dolayısıyla burada Fas’a dair herhangi bir perspektif olduğunu sanmıyorum, sonuç olarak Suudilerin Hz. Muhammed anlatımıyla bizdeki anlatımın son derece yakın olduğunu gözlemlediğimi söyleyebilirim.

Buraya giriş dediğim gibi önceden internetten randevu almak suretiyle yapılıyor ve ücretsiz. Ancak şehir merkezinin oldukça uzağında bulunan bu yere gelebilmek için L6 gibi otobüslere binip zahmetlere katlanmaya, mail adresinizi paylaşmaya değmeyebilir. Ben yine de gitmek isteyen olursa diye randevu alınan siteyi paylaşayım.

Rabat Botanik Bahçesi (Jardin d’Essais Botaniques de Rabat)

Şehir merkezinin biraz dışında, Rabat Agdal tren garı yakınlarında bulunan bu büyük park, Fas şehirlerindeki bakımlı ve yemyeşil bahçelerin bir başka örneği. Kat kat taraçalı bir şekilde oluşturulmuş bahçede yüzlerce bitki türü, ulu ağaçlar konseptlerine göre farklı bölümlere ayrılmış. Pek kalabalık ve turistik bir yer gibi gözükmese de dolaşırken denk gelmeniz halinde mutlaka biraz oturup soluklanmanız gereken bir yer bana kalırsa. Büyüklüğü açısında Kazablanka’daki Arap Ligi Parkı’nı hatırlatıyor.

Rabat Botanik Bahçesi, Rabat, Fas
Rabat Botanik Bahçesi kat kat aşağı iniyor

Bu tip benzer yerlerde olduğu gibi bir Avrupalı, yani bir Fransız olan Jean-Claude Nicolas Forestier tarafından 1914 yılında vücuda getirilmiş. Fransız sömürgesi sona erdikten sonra burayla pek ilgilenen olmamış, ancak 2013’te burası rehabilite edilerek yeniden halkın ziyaretine açılmış. Kuzey Afrika şehirlerinde Fransız izleri rahatlıkla görülüyor, bu bahçe de görebileceğiniz en güzel izlerden bir tanesi hiç kuşkusuz.

Diğer yerler

Rabat’ta diğer Fas kentleri gibi büyük bir katedrale sahip. Saint Pierre Katedrali, merkeze çok yakın, 1920’lerde inşa edilmiş bir sömürge dönemi yapısı. Etrafındaki diğer binalardan çok rahat bir şekilde ayrılıyor. Place al Joulane tramvay durağının hemen yanında yer alıyor.

St. Pierre Katedrali, Rabat, Fas
Rabat’ın en güzel sömürge dönemi yapılarından biri katedral

Rabat’ta bulunan müzelerden benim görmediğim bir tanesi Ulusal Fotoğrafçılık Müzesi‘ydi. Deniz kenarındaki küçük bir kalenin, Rottembourg Kalesi (Burj el Kebir olarak da bilinir) adlı yapının içinde yer alan bu küçük müze 2020’de kurulmuş. İçinde çoğunlukla Faslı sanatçıların çektikleri fotoğraflar, sergiler yer alıyor. Giriş ücreti 30 dirhem. Bu müzeye girmeseniz bile müzenin bulunduğu kaleyi görmeye gelin derim. Deniz kenarındaki halı sahada top oynayan gençleri, kayalıkların arasındaki boşluklarda yüzen insanları ve önünüzde uzanıp giden okyanusu izleyin derim.

Kalenin bulunduğu geniş caddeden yürüyerek Oudayas kasbah‘sı tarafına gitmenizi de tavsiye ederim. Yol boyunca cadde kenarında pek çok virane apartmanla karşılaşacaksınız, çoğunluğu terkedilmiş, bazıları yıkılmış ve yeni bir bina dikme çalışması başlamış evler. Okyanusa nazır bu evlerin neden bu kadar kötü vaziyette olduğunu muhakkak sorgularsınız. Muhtemelen buralarda büyük bir kentsel dönüşüm hamlesi gerçekleşiyor, belki bundan 10 yıl sonra buranın çehresi değişecek, lüks ve pahalı evlerle dolacak burası. Buralarda yürürken ister istemez aklıma 2016 yapımı Brezilya filmi Aquarius geldi. Bu filmde de Recife şehrinin denize nazır bir caddesindeki evinden, bölgeye süper lüks rezidanslar yapmaya niyetli müteahhitler tarafından adeta sürülmeye çalışılan bir kadının öyküsü anlatılıyordu. Buradaki evleri o filmdeki evlere çok benzettim. Ne diyeyim, inşallah oradaki insanlar yapmak istemedikleri şeyleri yapmak zorunda kalmıyorlardır.

Neyse, Oudayas’ın altındaki sahil kısmına doğru yürürken sağ tarafta devasa bir mezarlık göreceksiniz. Şehitler Mezarlığı (Cimetière des Martyrs) denen bu mezarlığı biraz gezmek istedim. Kapıda karşıma çıkan kişi (görevli miydi, normal vatandaş mıydı bilmiyorum) benimle konuşmaya çalıştı, fotoğraf çekmeye kalkınca bunun yasak olduğunu söyledi. İçeride grup grup kadınlar, erkekler, çocuklarla karşılaşıyorsunuz. Biraz tekinsiz hissettirdiği için fazla uzun kalamadım, ancak burada mütevazi mezar taşlarından bir denizin ortasında kalacağınızı bilin, meraklıysanız en azından bir deneyin derim girmeyi.

Rabat’ta toplu taşıma

Rabat’ta toplu taşıma fena değil bence. 2 tramvaylı bir raylı sistem ağı var ki bu trenler merkezdeki önemli yerlerden geçtiği gibi aslında şehrin iki yakası Rabat ve Salé’yi de birbirine bağlıyor.

Ek olarak çok sayıda belediye otobüsü de var. Havaalanı otobüsü gibi Alsa Rabat şirketi işletiyor bu otobüsleri ki Fas’ın başka şehirlerinde de bu şirketi gördüm, mesela Kazablanka’da da işletmeci şirket oydu. Birkaç kez otobüslere binme imkanım oldu. Kalabalık değilse bence otobüsler yeterince konforlu, tabii benim bindiğim seferlerde klima çalışmaması azıcık sıkıntı oldu, onun dışında otobüsler bence son derece sistemli şekilde çalışmaktalar. Ücretler bizzat şoföre nakit olarak ödenebiliyor, ben de merkezin biraz dışındaki bir yere gitmek için 5.50 Fas Dirhemi ödedim. Otobüs hatlarına dair ayrıntılı bilgiyi Alsa Rabat sitesinden alabilirsiniz.

Son sözler

Rabat’a gelmeden önce Ankara gibi sadece orada yaşayanların sevebileceği türden, biraz sıkıcı ve manasız bir başkentle karşılaşmayı bekliyordum. Ancak küçük ve düzenli havaalanından başlayarak son derece iyi planlanmış, gezmesi rahat, birkaç keyifli yeri ve etkileyici tarihi yapıları ve tam içinde kaybolmalık bir Medina’sı olan, rahatlıkla en az bir gün ayrılabilecek bir şehirle karşılaştım. Başkent ve kraliyetin merkezi olmasından kaynaklı olarak birkaç kasıntı durumla karşılaşmış olsam da herhangi bir sıkıntı yaşamadan gezebileceğiniz bu şehri Kazablanka – Tanca arasında bir durak gibi düşünebilirsiniz.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Ayrıca Substack‘te de bir bülten yayınlıyorum, gördüğüm ülkeleri, ilginç bulduğum konuları bir konsept dahilinde aylık olarak paylaşıyorum. Buraya da abone olmak isterseniz beklerim.

Özetle söylemek gerekirse, gezmeye meraklı bir beyaz yakalıyım. Üniversiteyi bitirene kadar hiç yurt dışına çıkmadıysam da, sonrasında elimdeki imkanları olabildiğince kullanmaya çalışarak 40'tan fazla ülkeye gittim. Ülkeleri sokaklarında yürüyerek, bütün müzelere ve tarihi yerlere gitmeye çalışarak, az konuşarak, az yiyip içerek, çok yürüyerek, erken kalkıp erken yatarak gezmeyi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir