Mendoubia Bahçesi, Tanca, Fas
Fas

Fas’ın enternasyonel harikası Tanca’da gezilecek yerler

Tanca, veya Batı dillerindeki adıyla Tanger veya Tangier, Fas’ın diğer meşhur şehirlerinden birkaç yönüyle farklılaşmış bir yer. Öncelikli olarak burası hakikaten çok kritik bir jeopolitik konuma sahip, bir tarafı Akdeniz, bir tarafı Atlas Okyanusu, Cebelitarık Boğazı’nın girişinde çok kritik bir karakol olarak defalarca el değiştirmiş. Belki de bundan dolayı kelimenin gerçek anlamıyla “uluslararası şehir” olarak uzun yıllar geçirmiş, birçok devlet burada resmi olarak temsil edilmiş, birçok Avrupalı ve Amerikalı burada yaşamış, halen de yaşıyor. Dolayısıyla şehrin dokusu Arap-Afrikalı olduğu kadar Avrupalı da olabilmiş, başta burayı bilfiil yönetmiş İspanyollar olmak üzere çok farklı kültür, buranın bugünkü kimliğine etki etmiş. Farklı kültürlerin bu kadar iç içe geçtiği, bunun şehir planlaması ve binalarda bu kadar görünür olduğu fazla bir yer yok dünyada.

Tabii ki buranın benim açımdan önemli olmasının bir diğer nedeni de, belki de insanlık tarihinin en büyük gezgini olan İbn Battuta’nın Tancalı olması, burada doğup, yıllarca sürecek gezilerine burada başlaması. Zaten Tanca şehri de kendisini fazlasıyla sahipleniyor, başta şehrin havaalanı olmak üzere birçok yerde kendisinin ismine rastlayabiliyoruz gezerken.

Yerel halkın Fransızca kadar İspanyolca da bildiği, sahilden karşıya bakınca İspanya kıyılarının rahatlıkla görülebildiği, dükkan isimlerinde bile İspanyolca’ya  sık sık rastlayabildiğiniz Tanca’da dolu dolu 2 gün geçirdim, bu yazıda gördüklerimi ve tecrübe ettiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Not: Benim ziyaret ettiğim Mayıs 2026’da 1 Fas Dirhemi (MAD veya dh) yaklaşık 5 TL’ye, 10 Fas Dirhemi de 1 Euro’ya eşitti.

Tanca nerede?

Tanca tam anlamıyla bir yüzü Akdeniz’e, diğer yüzü Atlantik’e bakan bir konumda yer alıyor. Cebelitarık Boğazı’nın okyanus tarafından giriş kısmında, İspanya kıyılarına sadece 30 km kadar bir mesafede bulunuyor. Fas içinde değerlendirirsek de ülkenin batısındaki sahil şeridinin en kuzeyinde yer alan şehir olduğunu söyleyebiliriz. Şafşavan, Tetuan gibi turistik yerlere yakın bir konumda.

Tanca adı

Tanca adı farklı dillerde farklı şekillerde ifade ediliyor. Şehrin Fransızca adı Tanger, ki bu adı tren istasyonunda, trafik tabelalarında ve magnetlerde görüyoruz. İngilizce’de ise Tangier olarak geçiyor. Antik çağlarda şehrin adı Tingi veya Tingis şeklinde geçiyormuş ki günümüzdeki adının direkt kökeninin bu olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüzde bizdeki Tanca isimlendirmesinin gayet makul olduğunu düşünüyorum, nitekim şehir Arapça’da doğrudan bizim dediğimiz gibi, yaklaşık olarak Tanjah şeklinde okunuyor.

Kısa Tanca tarihi

Tanca’nın ne kadar kritik bir konuma sahip olduğu henüz dünya haritaları yapılmamışken anlaşılmamıştı, ancak ilk çağlarda bile deniz kenarındaki elverişli konumu nedeniyle önemli bir ticaret noktası olduğu biliniyor. Tıpkı Tunus’un Kartacası gibi ve yaklaşık benzer tarihlerde bir Fenike ticaret kolonisi olarak kurulmuş. Tarihinin sonraki kısmı da Kartaca’ya benziyor, uzun yüzyıllar Fenike ve sonra Kartaca Devleti’nin parçası olduktan sonra Romalılar tarafından yıkılıyor, sonra kısa bir Vandallar dönemi ve Bizanslılar ve de İslam fetihleri geliyor. Endülüs’te büyük devletler kuran Murabıtlar, Muvahhitler ve Meriniler, Tanca’da sırasıyla hakim oldular. Ancak 15. yüzyılla birlikte tüm dünyada keşiflere başlamadan önce Portekizliler, bu çok yakınlarındaki kritik şehri aldı. Ancak şehir 1661’de el değiştirdi, hem de çok ilginç bir şekilde. İnanılmaz stratejik bir hareket yapan İngiliz Kralı 2. Charles, Portekiz Kralı’nın kızı Catarina’yla evlenince içlerinde Tanca’nın da bulunduğu bazı Portekiz toprakları İngilizlere geçti. Böylece dünya ticaretinde en azından Süveyş Kanalı açılana dek çok stratejik bir kontrol noktası, kan dökmeden İngilizlerin hakimiyetine girmiş oldu. Ancak işler İngilizlerin umduğu gibi gitmedi, buraya yapılan büyük yatırımlara rağmen 1684’te inşa ettikleri sur ve limanı yakıp yıkarak Tanca’yı terk ettiler. Tanca, Fas’ı bugün de yöneten Alevi Hanedanı’na geçti.

Borj Dar el Baroud, Tanca, Fas
Borj Dar el Baroud, Tanca’nın en tarihi ve kritik sur sistemini oluşturuyor

Ancak biliyoruz ki bu aşırı değerli toprak parçasında bütün büyük güçlerin gözü vardı, dolayısıyla burası hiçbir zaman tamamen Faslıların da olamadı. İspanyolların, Fransızların, Amerikalılar ve daha sürüyle dış gücün temsilcilik açtığı, fazlasıyla uluslararası kimliğini 18. yüzyılın sonlarından itibaren kazanmaya başladı. Sonuç olarak bütün bu devletlerin güç mücadelesine sahne oldu Tanca, 1905’te Alman kayzeri 2. Wilhelm’in buraya ziyareti ve niyetini açık açık belli etmesi Tanca Krizi’ni ortaya çıkardı. 1912’de imzalanan Fes Anlaşması, Fas ülkesini bir Fransız mandası haline getirse de Tanca’nın statüsü belirginliğe kavuşamadı.

Ve sonunda 1925’te Fransa, İspanya ve İngiltere arasında imzalanan anlaşma, Tanca’yı bir uluslararası şehir haline getirdi. Tamamen silahsız, her türlü ticarete açık bir vergi cenneti olan Tanca, 2. Dünya Savaşı’ndaki İspanyol işgali sayılmazsa 1956’ya kadar bu şekilde varlığını devam ettirdi. Bu yıllarda Tanca iyice kozmopolit bir hale geldi, en meşhuru Paul Bowles olan onlarca yabancı entelektüel, Tanca’ya gelip yerleşti.

1956’da Fas’ın bağımsızlığını kazanmasıyla Tanca bu sefer tamamen bu toprağın sahiplerine ait oldu. Şehirde yaşayan ciddi Yahudi nüfusu yıllar içinde İsrail’e göç etti, Avrupalılar da yavaş yavaş buradan ayrıldılar. Ancak Tanca’nın bu çok kültürlü yapısı halen sürüyor ve şehirde göreceğiniz birçok yapıda kendini göstermeye devam ediyor. Bu oldukça ilginç tarih, Tanca’yı da bence mutlaka görülmesi gereken bir yer yapıyor.

Tanca’ya nasıl gidilir?

Tanca’ya Türkiye’den uçakla gelmek için bir seçenek var. Air Arabia’nın haftanın belli günlerinde Tanca – İstanbul Sabiha Gökçen uçuşları bulunuyor ki bu çok iyi bir imkan. Uçuş 4 saat kadar sürüyor. Ancak, maalesef benim de yaşadığım gibi Air Arabia uçuşlarında overbooking’e maruz kalıp Tanca İbn Battuta Havaalanında ne yapacağını bilemez şekilde ortada kalabilir, Fas’ın başka bir yerinden Türkiye’ye dönüş uçuşu aramak zorunda kalabilirsiniz. Ama ne olursa olsun böyle bir uçuşun bulunmasını önemli buluyorum.

Tanger Ville Tren İstasyonu, Tanca, Fas
Tanger Ville istasyonu, Tanca şehir merkezine oldukça yakın bir yerde bulunuyor

Fas içinden bakarsak da Tanca, ülkenin en kuzeyinde bulunduğundan ötürü ulaşımı belli yerlerden direkt olarak mümkün. Kazablanka ve Rabat’tan direkt seferleri bulunuyor Tanca’ya. Hatta “Al Boraq” hızlı tren hattı sayesinde Kazablanka’dan sadece 2 saat 15 dakikada, Rabat’tan 1 saat 20 dakikada ulaşılabiliyor. Fes veya Marakeş gibi farklı şehirlerden tren aktarmasıyla gelinebiliyor. Tanca’nın ana tren istasyonu Tanger Ville, şehrin turistik merkezine 2 kilometre kadar uzakta sadece.

Elbette daha fazla şehirden direkt otobüs seferleri bulunuyor, ancak otobüs konusunda dikkatli olmak lazım. İnternetten alacağınız biletlerin karşılığı olan otobüs gelmeyebilir, bu olay bayram zamanı Marakeş’ten Tanca’ya gidecekken benim başıma geldi. Otogara gelip otobüsü gördükten sonra bilet almak daha mantıklı ama bu da plan yapmayı zorlaştırabilir. Zaten Tanca’da otobüs garı şehir merkezinin çok dışında, mümkünse trenle gelin derim başka şehirlerden buraya.

Hasbelkader İspanya’da bulunuyorsanız Tanca’ya gemiyle de gelebilirsiniz. İspanya’nın en güney noktasında bulunan Tarifa adlı şehirden Tanca şehrinin göbeğindeki limana feribotlar çalışıyor. Yalnızca 1 saatte Avrupa’dan Afrika’ya ayak basılabiliyor, feribot biletleri ise 45-50€ civarında. İspanya’nın Algeciras şehrinden de Tanca’ya 45 kilometre uzaktaki Tanger Med limanına daha düzenli gemi seferleri düzenlendiğini belirteyim.

Tanca Havaalanı’ndan şehir merkezine geliş

Tanca İbn Battuta Havaalanı şehir merkezine çok uzak sayılmaz, 12 kilometre kadar batıda kalıyor. Şehir merkezine düzenli olarak giden bir otobüs var, Issal adlı şirketin çalıştırdığı Aerobus adlı otobüsler sabahtan başlayarak her saat merkeze sefer düzenliyor. Otobüsler terminalden çıktıktan sonra hemen sağ tarafta yolcu bekliyor. Trafiğin aşırı olmadığı saatlerde yarım saat gibi bir sürede merkez tren istasyonu Tanger Ville’e gidiliyor. Bunun dışında havaalanından merkeze 45 geçelerde, merkezden havaalanına ise 30 geçelerde kalkıyor otobüs. En azından okuduklarım ve kendi gördüklerim tam bu şekildeydi.

Tanca Havaalanı otobüsü, Tanca, Fas
Tanca Havaalanı’ndan ulaşımı sağlayan otobüs

Tanger Ville tren istasyonundan kalkan otobüs ise istasyonu karşınıza aldığınızda sol tarafınızda kalıyor. Burada pek çok taksici yolunuzu kesecek, onlara itibar etmenize gerek yok. Havaalanı otobüsünün ücreti 40 dh. Ancak taksi de çok aşırı pahalı değil, pazarlıkla 70-80 dirheme taksi bulabilirsiniz.

Tanca’da gezilecek yerler

Kasbah ve Bab el Bahr

Bildiğiniz gibi Kuzey Afrika ülkelerindeki şehirlerde, genellikle surlarla çevrili bulunan, sık evli, dar sokaklı, tarihi mahallelerine kasbah yani kasaba diyorlar. Tanca’da da bir kasbah bulunuyor ve kesinlikle ziyareti hak ediyor. Şehrin turistik merkezi diyebileceğimiz, dükkanlarla dolu kalabalık medina kısmının yukarısında, daha az dükkan ve daha çok yerleşimin bulunduğu kasbah kısımlarında yürümenizi öneririm. İbn Battuta’nın türbesi de burada mesela. Beyaz boyalı evlerle çevrili sokaklarda kaybolmanız çok mümkün. Biraz navigasyon yardımı alarak, biraz içgüdülerinizi takip ederek buraları keşfedin derim.

Kasbah’da dolaşırken dik sokakları tırmanıp, geldiğiniz yere göre Bab el Assa veya Bab Haha adlı kapıyı geçtikten sonra vardığınız küçük bir meydan olacak. Sol tarafınızda iki tane müze göreceksiniz, karşınızda ise bir kapı ve onun ötesinde müthiş bir deniz manzarası. Tabii ki insan doğal bir dürtüyle kendisini denize yürürken buluyor. Bab el Bahr, yani Deniz Kapısı, adından anlaşılacağı gibi müthiş bir deniz manzarasını sizlere sunuyor. Karşınızda limanı, sağ tarafta sahil şeridini, uzaklarda ise İspanya kıyılarını görebileceğiniz bu nokta, şüphesiz en çok fotoğraf çektireceğiniz yer olacak. Kapı civarında hediyelik eşya satıcıları var, sol tarafınızda ise deniz manzarası eşliğinde kahvenizi içebileceğiniz küçük kafelerle dolu bir yol (Rue Riad Sultan). Kasbah güzel, ancak Bab el Bahr ve çevresi muhtemeldir ki aklınızda daha çok yer edecek.

Bab el Bahr, Tanca, Fas
Bab el Bahr’ın hem kendisi, hem de arkasındaki manzarası çok güzel

Kasbah’nın üzerine oturduğu bölümü çevreleyen sur sistemini de atlamayalım, özellikle en sağlam kalan kısımlardan biri olan Borj Dar el Baroud, son derece görkemli. Bab el Bahr’dan aşağı inerseniz bu surların daha güzel manzaralarını aşağıdan görebilirsiniz.

Daha aşağıda kalan Medina kısmını da muhakkak görürsünüz, orada bir sürü restoran, kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. Rue Siaghine adlı cadde Tanca’daki en kalabalık yerlerden biri. Özellikle cadde üzerinde yer alan ve Petit Socco denen kısımda insanların gelen geçeni seyretmesi için yolun kenarına yerleştirilen masalarıyla dikkat çeken birkaç kafe var, Gran Café Central adlı yer özellikle popüler. Nitekim burası 1813’te kurulmuş ve 200 yıldır Tanca’nın en gözde buluşma yerlerinden bir tanesi olarak bugüne gelmiş. Oturanların neredeyse tamamı turistti ben gördüğümde.

Kasbah Müzesi

Kasbah’nın yukarısındaki meydanda karşınıza 2 müzenin çıkacağını söylemiştim. Bunlardan yakında olanı, yani Kasbah Modern Sanat Müzesi, uzun zamandır kapalı bulunuyor. Daha içte bulunan müze ise Kasbah Müzesi olarak adlandırılıyor ve ziyarete açık. Buranın tam adı Akdeniz Medeniyetleri Müzesi, zaten müze folklorik değil arkeolojik temelli daha çok. Fas’taki birçok müzede olduğu gibi burası da bir konak olarak yapılmış, içinde büyükçe bir avlu kısmı ve arkasında da güzel bir bahçesi bulunmakta. Fas Sultanı’nın Tanca’daki beyinin yaşadığı yermiş burası, o nedenle oldukça güzel odaları bulunmakta.

Müze kısmında ise Tanca çevresinden çıkarılan arkeolojik buluntular ağırlıkta. Tipik taş aletler, çekiç ve keski gibi araçlar, Neolitik Çağ’da burada insan yerleşimi olduğunun kanıtı gibi görülüyor. Roma dönemi eşyalar Roma hükümranlığının, Helenistik eşyalar ise ne kadar önemli bir ticaret limanı olduğunun göstergesi olarak yorumlanıyor. Müzede daha çok Roma dönemi eşyaları sergileniyor. Tunus’ta benzerlerinden onlarcasını gördüğüm büyük bir ziyafet mozaiği var mesela. Veya çeşitli mezar örnekleri, ölü gömme adetlerine yönelik fikir veriyor. Tanca’nın sonrasında İslam fetihleriyle Müslümanlaşması, sonrasında Portekiz hakimiyetine geçişini anlatılıyor, bu dönemlerden de farklı eşyalar müzede bulunuyor. Görkemli bir Kuran veya Portekizce bir kitabe gibi.

Kasbah Müzesi, Tanca, Fas
Kasbah Akdeniz Medeniyetleri Müzesi’nin girişi

Açıklamaların çoğunun Fransızca olması biraz zorlayıcı açıkçası. Ama girişte alabileceğiniz broşür sayesinde en azından odaların ve müzenin genel konsepti hakkında fikir edinebilirsiniz. Kasbah Müzesi’ne giriş ücreti 30 dh.

İbn Battuta Müzesi

İbn Battuta’nın sadece Tanca değil, bütün dünya tarihi için ne kadar önemli olduğuna biraz değinmiştim. Gerçekten bütün eski dünya gezginlerine baktığımız zaman İbn Battuta kadar uzak diyarlara gitmiş ve bu kadar uzun zamanını gezerek geçirmiş başka bir gezgin yok. Memleketi Tanca’dan 1325’te esasen hacca gitmek için çıkmış, hacdan sonra da biraz daha gezeyim, şurayı da göreyim derken bilinen İslam coğrafyasının neredeyse tamamını, hatta Konstantinopolis gibi o zamanlar gavur diyarı olan yerlere de gitmiş. Zanzibar‘dan Endülüs’e, bütün Anadolu ve Yakın Doğu coğrafyasına, Kırım’a, Hindistan’a, Maldivler’e ve sonunda ta Çin’e kadar gitmiş eşsiz bir karakter kendisi. Neredeyse 30 yıl sürmüş gezileri ve kat ettiği toplam mesafe 120 bin kilometreye yakın olarak tahmin ediliyor. Benim gibi seyahatnamesini okumuş kişiler bazı kısımları gerçeklikten uzak bulabilir elbette, ancak hep söylediğim gibi, söylediklerinin yarısı bile doğru olsa zamanında onun gibi bir gezgin olmamış. Bu nedenle çok hayran olduğum bir şahıstır kendisi.

Tanca’ya gelmişken İbn Battuta adına nispeten yakın zamanda oluşturulmuş modern bir sergiden de bahsetmek gerekir. Tanca kasbah’sını saran sur yapısının bir bölümüne, Borj en-Naam diye bilinen bölümüne 2021’de yapılan bu müze, büyük gezginin gittiği yerleri, buralardaki notlarını, o günün dünyasında gördüğü yerlerin neye benzediğini anlatıyor. Fas’ta ve Tanca’da o devirde hakim olan Meriniler’den bahsediliyor, İbn Battuta’nın doğduğu dönemki durumu da aktarmayı amaçlıyor. Ayrıca seyahatnamesinin farklı dillerdeki baskılarını, adını basılmış pulları ve seyyahla ilgili diğer bilgileri edinebildiğimiz bir yer olarak düzenlenmiş. Daha önceden kendisini tanımıyorsanız bile burayı gördükten sonra hayran olacağınıza eminim. Her ne kadar İbn Battuta’nın bilinen portresi olmasa da ona atfedilen resimlerden yola çıkılarak yapılan heykelleri de var müzede, benim gibi hayran iseniz bunlarla da özçekimler yapabilirsiniz. Hatta farklı resimlerinin koleksiyonu da bulunuyor ki kendisinin ne kadar farklı şekillerde resmedildiğini görebilelim diye.

Dediğim gibi İbn Battuta’nın gezileri ayrıntılı şekillerde anlatılıyor, onun ziyareti esnasında hangi ülkede hangi devletin hüküm sürdüğü, o devletin başında kim olduğu, ve duraklarının o günlerdeki hali ve genel önemine dair bilgiler de veriliyor. Seyahatname yani Rıhle’nin yazılış sürecinden ve Battuta’nın anılarını yazıya döken İbn Cüzey de unutulmuyor tabii. O günlerin seyahat araçlarının replikaları ve İbn Battuta’nın farklı diyarlarla ilgili söylediklerinden ayrıntılı notlar da müzenin ikinci katında yer alıyor.

Küçük bir dükkanla sona eren müzeye giriş ücreti 50 dh. Giriş ücreti kredi kartıyla ödenebiliyor. Buraya girmişken Borj en-Naam’ın üzerindeki İngiliz üretimi Armstrong toplarına ve topların çevrili olduğu denize, karşı İspanya kıyılarına bakmayı unutmayın. Kimbilir, belki İbn Battuta da gençliğinde buralardan uzaklara bakmış, başka diyarlarda neler olduğunu buralarda merak etmeye başlamıştır. Kendini gezgin diyen herkes, Tanca’ya geldiğinde burayı görmeli.

İbn Battuta Türbesi

Büyük gezginin Tancalı olduğunu söyledik, dünyanın dört bir yanını gezdikten sonra memleketine dönüp burada son nefesini vermişti. İbn Battuta’nın ebedi istirahatgahı, türbesi, Kasbah‘nın göbeğinde. Daracık sokaklardan geçerek ulaşılan, evlerin arasında kalan bir noktada. Burayı bulmak için Google harita uygulamasından faydalanmanızı öneririm, bazı yerlerde türbenin yerini gösteren levhalar bulunsa bu yeterli olmayacaktır. Yukarı doğru tırmanıp iki dar sokağın birleşerek bittiği bir noktada, tıpkı etrafındaki evler gibi beyaz, küçük bir dörtgen yapıda türbe. Tek bir kapısı var, o da kapalı, camı da yok. Üzerinde bir tane bilgi levhası var, İbn Battuta’nın kısa öyküsünü anlatan ve gezi rotalarının haritasını gösteren bir levha. Burada açıkçası uzun uzun bekleyecek bir zaman da, bekleyecek bir yer de yok. Kapılarının dibinde dünyanın en müthiş gezgininin yattığı gerçeğini olağanlaştırmış insanların evleri var her yanda. Siz de tırmandıktan sonra biraz soluklanıp, eğer inanıyorsanız bir Fatiha, inanmıyorsanız da en derin saygılarınızı sunup gerisin geri döneceksiniz. Şahsen kendisine saygım o kadar büyük ki, inanmasam bile bir Fatiha okumadan ayrılmak istemedim oradan.

İbn Battuta Türbesi, Tanca, Fas
İbn Battuta Türbesi, evlerin arasına güç bela kondurulmuş gibi

Gezmeyi, yeni kültürleri tanımayı ve gözlemeyi seven biriyseniz, Tanca’ya geldiğinizde buraya kesinlikle ve kesinlikle uğramalısınız.

Tanca Amerikan Temsilciliği Müzesi (Tangier American Legation Museum)

Yazının başından beri Tanca’nın ne kadar uluslararası bir şehir olduğunu vurguluyorum, bu durumu ete kemiğe büründüren, halen faal ve ziyaret edilebilen bir yer arıyorsanız Tanca’daki Amerikan Temsilciliğini kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Zaten Fas da Amerika Birleşik Devletleri’ni ilk tanıyan ülkelerden biri olmakla ve imzaladıkları dostluk anlaşmasını yüzyıllarca sürdürmekle övünen bir yer, 1821 gibi erken bir tarihte de Tanca’da Amerikan Devleti’nin temsilciliği açılmış ve günümüze dek faaliyetlerini kesintisiz sürdürmüş. 1976’dan yani ABD’nin 200. doğum gününden beri de müze olarak halkın ziyaretine açılmış. Günümüzde de müze, kütüphane ve kültür merkezi olarak günümüze dek gelmiş.

Burası Amerika’nın Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki önemli bir karargahı olmuş yıllarca. Pek çok diplomata Arapça eğitimi verilmiş, müzede de açıkçası bunun istihbarat mevzuları için olduğunu söylüyorlar. İkinci Dünya Savaşı esnasında da kritik bir rol üstlenmiş. Bazı odaların orijinal görüntüsü ve eşyalarıyla korunduğu müzede Amerikan-Fas ilişkilerinin geçmişine, Tanca şehrinde Amerika ve diğer yabancı unsurların tarihine, Meşale Operasyonu (Operation Torch) gibi önemli olaylar ve yolu bu temsilcilikten geçmiş Amerikalıların hayatına varana dek bilgi açısından çok yoğun bir yer olduğunu söylemem gerekir.

Tanca Amerikan Temsilciliği, Tanca, Fas
Tanca’daki Amerikan temsilcisinin odası

Tabii burada çok fazla sanat eseri de var, Faslı ve yabancı sanatçıların onlarca tablosunu duvarlarda görebiliyorsunuz. Amerika’daki Faslıların, ama daha çok da Fas’taki Amerikalıların öykülerini görüyoruz, özellikle ünlü yazar Paul Bowles’a büyük bir yer ayrıldığını söyleyebilirim haklı olarak. Hayatının 50 yıldan uzun bölümünü burada geçirmiş olan Bowles, Tanca’nın en ünlü sakinlerinden biriydi şüphesiz. Josephine Baker, caz müziğin Fas’a gelişi, Amerikalıların Fas’ta yaptığı her şey bu müzede bulunuyor. Old Town’ın kalbinde, bakımlı bir bahçenin içinde ve çevresinde yer alan bu güzel müzeyi -Amerika’yı pek sevmeseniz bile- Tanca tarihini ve Batılıların etkisini görebilmek adına görmenizi öneririm.

Zamanında Fas Sultanı’nın eski şehir merkezinde hediye ettiği orijinal binaya, komşu birkaç binayı daha katarak varlığını sürdüren Tanca Amerikan Temsilciliği Müzesi’ne giriş 50 dh.

Dar Niaba Müzesi

Tanca’nın giderek uluslararası bir hale geldiği, büyük Batılı güçlerin cirit atmaya başladığı 19. yüzyılda Fas Sultanı Abdurrahman, hem resmi bir kraliyet temsilcisini yerleştirmek, hem de Batılı etkisini biraz olsun törpüleyebilme umuduyla buraya bir naiplik yani kendi vekilini atamak istemiş. Bu nedenle de 1849 yılında, Fransızların bir süre konsolosluk olarak kullandığı binayı satın almışlar. Tanca 1925’te uluslararası şehir olana dek burada görev yapan naiplik binası, uzun süre kendi halinde kaldıktan sonra yakın bir zamanda bir sanat müzesi olarak yeniden hizmete sunulmuş. Hem de ironik bir şekilde Fas’a gelmiş yabancı ressam ve sanatçıların burada yaptığı eserlerinin sergilendiği bir konsept müze.

Dar Niaba Müzesi‘nin ilk katında Tanca şehrinin ve Fas topraklarının tarihini kronolojik olarak veren bilgi levhaları bulunuyor. Fransızca olsa da birşeyler anlaşılıyor, faydalı bence. Buraya gelen ressamlar arasında ünlü Fransız romantik Eugène Delacroix’nın adından bahsediliyor ki kendisinin sanatsal yolculuğunda Fas’a yaptığı yolculukta gördüklerinin kritik bir rolü olduğundan bahsediliyor, her ne kadar müzede pek bir eseri bulunmasa da. Müzenin kalanında İspanyol, Fransız ve diğer başka milletlerden ressamların eserlerini görüyoruz. Çalışmaların çoğu, Oryantalizm’in ön kabullerini besleyecek nitelikte portreler çoğunlukla. Kavruk, bazen siyahi, fesli, cellabeli tipler. Yine de bu toprakların Batılılar için ne kadar farklı ve ilham verici olduğunu anlayabiliyoruz bu çalışmalardan. Bir yandan da, öyle ya da böyle resim denen şeyin pek giremediği bu topraklarda özellikle 19. yüzyıldan başlayarak Mağrib diyarının ve insanlarının görüntülerini yansıtan, sanat kadar belgesel niteliğiyle de çok kıymetli olan çalışmalar olduğunu söyleyebiliriz.

Fas’ta gördüğüm müzelerden bu yönüyle farklı olan Dar Niaba’yı tavsiye ederim, çok da zamanınızı almayacak zaten. Müzeye giriş ücreti 20 dh. Müzeye girmeseniz, önünden geçseniz bile Portekizliler devrinden kalma kemeri mutlaka dikkatiniz çekecektir.

Fenike Kaya Mezarları (Phoenician Tombs)

Fenikeliler Lübnan’dan çıkıp Tunus’ta Kartaca’yı kurmuş, bütün Kuzey Afrika ve Akdeniz’in güney havzasına hakim olabilmiş, insanlık tarihinde en çok etki bırakmış topluluklardan bir tanesi kuşkusuz. Her ne kadar bu devlete ait eserler çoğunlukla Lübnan ile Tunus arasındaki bölgede olsa da ta Fas’a, Tanca’ya kadar uzandıklarını bu mezarlar sayesinde anlayabiliyoruz.

Tanca’nın merkezine tepeden bakan bir kayalık alandaki mezarlar, standart bir mezar gibi kutu şeklinde, yaklaşık 50 tane böyle mezar bulunmuş. Fenike yani Pön devrinde yapılan definlerden sonra Romalılar da burayı mezar olarak kullanmışlar. Yapılan kazılarda çok fazla eşya bulunamasa da bölgedeki insan yerleşiminin ne kadar geriye gittiğini anlatması açısından önemli.

Burası günümüzde daha çok biz standart turistler ve yerel halk için ise son derece güzel bir manzara noktası olarak hizmet veriyor. Halktan insanlar buraya gelip aileleri ve sevdikleriyle zaman geçiriyor, denizi ve karşı İspanya kıyılarını seyrediyor. Bu nedenle Tanca’da ziyaret etmeye değer manzara noktalarından biri diyebilirim, tıpkı Bab el Bahr gibi. Ancak çok daha dikkatli olmak gerekiyor, çünkü kayalıklar çok dik ve altında koruyucu bir tel veya ağ yok, mezar çukurları adeta tuzak gibi, bu nedenle özçekim falan yaparken aman dikkatli olun.

Fenike Mezarları, Tanca, Fas
Fenike Mezarları çok mükemmel bir manzara sunuyor

Kaya mezarlarından bahsetmişken bu bölgedeki meşhur çay bahçelerinden bahsetmek isterim. Bu bölgedeki ara sokaklara girerek ulaşabileceğiniz güzel deniz manzaralı mekanlar bulunuyor. Bunlardan özellikle Cafe Hafa oldukça meşhur. Buraya veya Bab el Bahr yakınlarındakiler gibi bir mekana oturup naneli çayınızı masmavi gökyüzü ve deniz ve ötesindeki İspanya kıyıları manzarası eşliğinde içebilir, soluklanabilirsiniz. Yalnız Cafe Hafa aşırı popüler ve kalabalık olduğu için siparişinizi vermek, sonra o siparişin gelmesi biraz zaman alabilir. Garsonlar da biraz rahat davranıyorlardı gördüğüm kadarıyla. Bu yüzden sabırlı olun, yoksa benim gibi çay gelmeden kalkıp gitmek zorunda hissedebilirsiniz kendinizi.

Mendoubia Bahçeleri (Jardin De Mendoubia)

Tanca gibi fazla alanı ve büyük parkları olmayan bir şehirde Mendoubia Bahçeleri denen bir tepenin yamacına yerleşmiş park, adını anmamız gereken bir numaralı yeşil alan bence. Ama burası sadece bir park değil, Tanca tarihi açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir alan aynı zamanda. Bir zamanlar Alman konsolosluğu olan bina, Tanca uluslararası şehir olunca Fas Sultanının özel temsilcisi mendoub‘un konutu olmuş, bu bina ve etrafındaki park da adını burada alıyor.

Parkın üst tarafında gerçekten devasa çam ağaçları ve bunların arasına dağılmış pek çok mezar taşıyla ve bakımsız görüntüsüyle bir Müslüman mezarlığı var. Alt kısmın bir yanında Alman, İngiliz ve diğer milletlerden gayrimüslimlerin farklı boyutlarda mezar taşları ve diğer anıtları bulunuyor. Tam bu noktanın yukarısındaki seyir noktası, bence Kasbah’nın en güzel manzaralarının görülebildiği yer. Mendoub’un konutu, yani Mendoubia ise bugün Tanca’nın bağımsızlığına, yani uluslararası olmaktan çıkıp Fas’a katılmasına adanmış bir müzeye ev sahipliği yapıyor.

Tanca’da kitap okunacak, biraz soluklanılacak en iyi yer bence burası. Burayı mutlaka görürsünüz zaten ama bence biraz oturmaya da zaman ayırın.

Diğer yerler

Tanca’da sokaklarda gezerken görülebilecek birçok başka yer de bulunmakta. Öncelikli olarak şehrin İspanyol kontrolündeki ve sonra uluslararası günlerinden kalma yapıları anmak lazım. Hepsinde önce Cervantes Tiyatrosu’ndan (Gran Teatro Cervantes) bahsetmek isterim. 1913’te yapılan bu büyük tiyatro binası, döneminin büyük bir cazibe merkeziymiş. Maalesef içine girebilmek mümkün değil ancak dış cephesindeki harika seramikler, iyi korunmuş heykelleriyle dışarıdan bile oldukça etkileyici bir yapı. Bir noktada içerisi restore edilip yeniden hizmete açılacaktır diye düşünüyorum. Aynı şekilde 1938’de açılmış Cinéma Rif, restore edilmiş güzel bir Art Deco binada hizmet veriyor. Ben gittiğimde Şeytan Marka Giyer 2 filmi hala oynamaktaydı. Sinemanın önündeki büyük 9 Nisan Meydanı’nda (Place du 9 Avril) Fas tarihi açısından önemli bir yer, V. Muhammed buranın bitişiğinde olan Mendoubia’da Fas bağımsızlığını dillendiren bir konuşma yapmış.

Bunun gibi üzerinde İngiliz bayrağı dalgalanmakta olan St. Andrew Kilisesi‘nden, merkezdeki Siaghine Caddesi’nde bulunan ve üzerinde Mision de Catolica yazan İspanyol Katolik Kilisesi’nden, veya Cervantes Tiyatrosuna yakın bir yerde olan Kral XIII. Alfonso İspanyol Okulu’ndan söz etmek gerekir. Yine Tanca kasbah’sının içindeki ara sokaklarda bir Sinagoglar Caddesi var, orada Moşe Nahon ve Beit Yahuda gibi sinagoglar da halen yer almakta. Medina’nın hemen dışında, denize bakan bir yamacın üzerinde Beit Hahayim adında büyük bir Yahudi mezarlığı bulunmakta. Yani özetle her köşede yabancılara ait, veya bir zamanlar aktif olarak kullandıkları sayısız bina görebiliyorsunuz Tanca’da. Merkezin bayağı uzağında büyük bir boğa güreşi arenası bile varmış İspanyolların yaptığı, burayı göremedim maalesef.

Gran Teatro Cervantes, Tanca, Fas
Harika bir mimarisi olan Cervantes, günün birinde umarım tekrar açılır

Şehrin sadece bir Old Town’ı yok elbette. Halen bu kadar çok yabancının yaşadığı bir şehirde modern bir merkeze de ihtiyaç olduğu ortada. Özellikle V. Muhammed Caddesi’nin (Avenue Mohammad V) etrafındaki yerlerde, bu cadde üzerinden şehrin doğusuna, tren garına giden kısmında çok sayıda modern dükkan, restoran vs bulunmakta. Ibn Battouta Mall adlı alışveriş merkezi ve çevresinde modern dükkanlar yoğun şekilde mevcut. Ibn Battouta Mall’dan denize doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkan belediye plajına (plage municipale) inmeyi ve onun önünden marina ve merkeze giden VI. Muhammed Bulvarı’nda gezmeyi unutmayın, özellikle akşamları çok hareketli.

Bunun dışında, VI. Muhammed Bulvarı’nın özellikle güneş battıktan sonra Old Town ile liman arasında kalan kısmını da yürüyün derim. İzmir’in kordonunu andıran bu geniş bölgede top oynayan çocuklar, hava alan aileler, kendiniz gibi ortamın tadını çıkaran turistler göreceksiniz. Oldukça canlı, hareketli bir ortam mutlaka bir akşam buraları da görün. Yalnız bina yakınlarına ve karanlık ara sokaklara fazla yaklaşmayın, tek tük de olsa bazı keyif verici maddeleri tüketen ve sizinle konuşmaya çalışan insanlarla karşılaşabilirsiniz. Tehlikeli değiller bence ama tedbirli olmakta fayda var.

V. Muhammed Caddesi, Tanca, Fas
VI. Muhammed Bulvarı, bir anlamda Tanca’nın kordonu diyebileceğim, liman ve marina bölgesine bitişik bir yerde bulunuyor

Tanca’da sadece yabancıların değil Faslıların yaptığı yapılar da bulunmakta. Merkezin biraz uzağındaki modern V. Muhammed Camisi ve Marshan bölgesinde bulunan Kraliyet Sarayı‘na dışarıdan göz atabilirsiniz. Kasbah’nın içindeki Tanca Ulu Camisi‘ni (Grand mosquée de Tanger) de görebilir, isterseniz ibadet için içeri de girebilirsiniz.

Tanca ile ilgili film ve kitaplar

Tanca gibi fazlasıyla enternasyonel olabilmiş bir şehirde çekilen birçok film var elbette. Ben öncelikle yakın zamana ait bir tanesini, 2025 yapımı Calle Málaga‘yı izledim. Tanca’yı bilmeyenler için bu şehrin nasıl bir yer olduğunu anlatan hafif romantik hafif nostaljik bir film diyebilirim. Başrolünde İspanyol Sinemasının önde gelen kadın oyuncularından olan ve Almodóvar’ın ilk dönem filmlerinden hatırladığımız Carmen Maura oynuyor. Onun canlandırdığı Maria Angeles, Tanca’nın uluslararası şehir olduğu günlerde doğup burası Fas’a bağlandıktan sonra da ayrılmamış, bütün hayatını Tanca’da geçirmiş ve artık 80’lerine gelmiş bir kadın. Gerçekte İtalya Sokağı (Rue d’Italie) olan ama filmde Málaga Sokağı olarak geçen yerde yıllardır oturan, bütün mahalle halkının tanıyıp sevdiği Maria Angeles, bir gün çıkagelen kızının yıllarca yaşadığı evini satacağını söylemesiyle alt üst olur ve evinde kalabilmek için elinden gelen her şeyi yapmaya başlar. Tanca’daki İspanyol etkisini daha iyi anlayabildiğimiz, kasbah‘nın belli yerlerini görebildiğimiz, hatta Fas halkının müthiş futbol sevgisine de şahit olduğumuz, kafa yormayan tatlı bir film diyebilirim.

Ek olarak Jim Jarmusch’un 2013 yapımı Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive) filmini de anmak isterim. Birbirine aşık iki vampirin hem karanlık, hem de romantik hikayesini anlatan bu film, Tanca’nın eşine az rastlanır atmosferini yansıtıyor. Tom Hiddleston ve Tilda Swinton’ın başrolünde oynadığı filmi Tanca’ya gelmeden önce bir kere daha izleyin derim.

Kitap olarak da yine çok sayıda öneri yapılabilir. Nitekim Tanca’da yaşamış başta Paul Bowles olmak üzere birçok yazar var ve bunların eserleri bizzat Tanca’da geçmese de bu şehrin havasını taşıdıkları söylenebilir. Filmi de çekilmiş olan Çölde Çay (The Sheltering Sky) bu kitaplarından bir tanesi. Ben Tanca şehrini çok anlatmasa da baştan sona burada geçen bir kitabı okumayı tercih ettim. Modern Fas Edebiyatı’nın belki de dünyada en çok tanınan temsilcisi olan Tahar Ben Jelloun’un yazdığı Tanca’da Sessiz Bir Gün adlı kitaptan söz ediyorum. Uzun ömrünün sonunda yapayalnız kalmış yaşlı bir adamın, aslında bir huysuz ihtiyarın hayatını, arkadaşlıklarını, gençliğe özlemini, odasından çıkamadığı bir gün boyunca uzun uzadıya düşündüğü, kendiyle hesaplaştığı bir kitap bu. Tanca’nın İspanyol sömürge geçmişine şöyle bir dokunup geçiyor bazı yerlerinde. Yine de bu kitabı, tıpkı benim yaptığım gibi, Mendoubia Bahçesi’nde sıcak ve sessiz bir öğleden sonrasında okuyup hayatı ve kaçınılmaz sonu düşünebilirsiniz.

Son sözler

Tanca Fas’ın geri kalan turistik şehirlerinden farklı bir yer. Hem Arap etkisini görebileceğiniz kasbah‘sı, hem merkezi saran muazzam surları, hem sömürge dönemi Avrupa binaları, hem de deniz kenarına dizilmekte olan modern rezidanslarıyla müthiş bir füzyona ev sahipliği yapıyor.

Tanca sadece kültürel olarak değil, iklim açısından da Fas’ın diğer turistik yerlerinden biraz farklılaşıyor. Ülkenin en kuzeyinde olması ve okyanus rüzgarı ve akıntılarına açık oluşu nedeniyle birazcık daha serin bir yer, mesela Marakeş’e kıyasla. Kesinlikle soğuk diyemem, hatta gayet sıcak, ancak özellikle sabah saatlerinde birazcık serinliği hissedebiliyorsunuz. Yine de ekstra bir hazırlığa gerek olmadığını düşünüyorum. Bir diğer farklılık ise, Fas’ın diğer yerlerinde çoğunlukla palmiye görmenize rağmen burada palmiyelerin yanında çam gibi ağaçlar da bol, bu da Tanca’yı bir Afrika şehrinden çok bir Akdeniz şehrine benzetiyor.

Evet, İbn Battuta’yı çok takdir eden biri olarak Tanca’yı Fas ziyaretimde kesinlikle görmek istiyordum, ancak böyle bir hevesi olmayanlar için bile Fas’ın görülebilecek en güzel şehirlerinden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim Tanca’nın. Rahat ulaşım imkanlarını da göz önüne alırsak, Fas’a gelmişken burayı da mutlaka görmelisiniz.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Özetle söylemek gerekirse, gezmeye meraklı bir beyaz yakalıyım. Üniversiteyi bitirene kadar hiç yurt dışına çıkmadıysam da, sonrasında elimdeki imkanları olabildiğince kullanmaya çalışarak 40'tan fazla ülkeye gittim. Ülkeleri sokaklarında yürüyerek, bütün müzelere ve tarihi yerlere gitmeye çalışarak, az konuşarak, az yiyip içerek, çok yürüyerek, erken kalkıp erken yatarak gezmeyi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir