Lalla Hasna Parkı'ndan Kütübiyye Camisi minaresi, Marakeş, Fas
Fas

Fas’ın muhteşem şehri Marakeş’te gezilecek yerler

Marakeş‘e gidip bir tam gün geçirdikten sonra şunu düşündüm, standart bir Oryantalist Batılı’ya “Doğu, Orta Doğu, Arap coğrafyası nedir?” diye sorsanız size tarif edeceği yer en çok Marakeş’e benzer. Nitekim burada acayip bir Medina bölümü ve daracık sokaklara sığışmış bir sürü dükkan, turistlere birşeyler satmaya çalışan satıcılar, sürüyle turist, mükemmel restore edilmiş medrese ve konaklar, benzerine az rastlanacak tarihi bir cami ve belki en önemlisi, gündüzleri uçsuz bucaksız bir düzlük iken akşam olunca türlü türlü eğlencenin başladığı muhteşem Jemaa el Fnaa Meydanı var. Çöl gibi görünen ama arkasındaki Atlas Dağları’ndan beslenen sıcak ama belli ki yaşanabilir bir şehir burası. O yüzden her türlü Fas gezisinin belki de görülmesi gereken bir durak olmuş Marakeş.

Souk, Marakeş, Fas
Marakeş’in kimliğinin en önemli parçası olan çarşılarından bir görüntü

Bu yazıda sizlere Marakeş’te gidip görebildiğim yerleri, buraya gelişle ilgili ipuçlarını aktarmaya çalışacağım. Bu şehrin neden özel bir yer olduğunu kendimce sözcüklerle anlatmaya çalışacağım. Umarım Marakeş’in kendisi kadar ilgi çekici bir yazı yazmayı başarmışımdır.

Not: Benim ziyaret ettiğim dönemde 1 Euro yaklaşık 10 Fas Dirhemi’ne eşitti, hesaplarınızı ona göre yapabilirsiniz.

Kısa Marakeş tarihi

Marakeş şehrinin tarihi antik çağlardaki Berberi kavimlere kadar gitse burada organize bir şehrin kuruluşu Murabıtlar (Almoravid) devrine, 11. yüzyıl ortalarına uzanıyor. Hükümdar Ebubekir bin Ömer, bölgede yeni ve modern bir merkez olarak Marakeş’i kurmuş. Bu devirden kalma birkaç eser halen şehirde görülebiliyor. 12. yüzyılın ortalarında ise Muvahhitler (Almohad) ele geçiriyor ve şehri zenginleştirmeye devam ediyorlar, nitekim 1147’de Marakeş’i başkent yapıyorlar. Başta şehrin en önemli tarihi yapılarından Kütübiyye Camisi olmak üzere, pek çok önemli eser inşa ediliyor ve bu devirde Marakeş bir imparatorluk şehrine dönüşmeye başlıyor. Ancak sonraki hanedan Meriniler, başkenti Fez’e taşıyınca Marakeş bir miktar ikinci plana düşüyor.

Saadi hanedanı döneminde Marakeş yeniden önemli bir merkez haline geliyor, Saadi sultanlarının burada bulunan anıt mezarlarından bunu biliyoruz. Ayrıca Ben Yusuf Medresesi gibi bugün Marakeş’in en turistik yerlerinden biri de bu devirde yapılıyor, yine Endülüs diyarından kovulan Yahudiler’le zaten bölgede bulunan Yahudilerin toplu olarak yaşadığı Mellah mahallesi meydana getiriliyor. Portekizlilerin sürekli gözünü diktiği şehir yine de Avrupalıların eline düşmüyor, Saadilerden sonra günümüze dek gelen Alavi Hanedanı yönetiminde önemli bir şehir olarak 20. yüzyıla geliyor. Elbette bütün Fas ülkesi gibi Marakeş de 1912’de Fransız sömürgesi haline geliyor, Fransız valileri şehrin gerçek karar vericisi haline geliyor. Ancak bu devirde Marakeş’te öne çıkan bir yerel karakter var, Thami El Glaoui. Marakeş’te Fas sultanından bile daha çok etkisi olan bir adammış ki Dar el Bacha’nın da olduğu pek çok meşhur Marakeş binası, bu adam tarafından yapılmış. Ancak bağımsızlıktan sonra Fransızların gidişi, İsrail’in kurulmasıyla Yahudilerin eksilmesi ve Batılı turistlerin, hele hippilerin gelişiyle demografik yapısı değişmeye devam etmiş. Bugün Müslüman dünyanın en heyecan verici şehirlerinden bir tanesi olarak milyonlarca turisti kendine çekmeye devam ediyor Marakeş.

Marakeş’e yakın zamana kadar Türkiye’de yaygın olarak Merakeş denmekteydi, nitekim benim okuduğum ve bu yazının sonunda bahsedeceğim Marakeş’te Sesler kitabının 1970’lerden kalma baskısının da birçok yerinde Merakeş şeklinde yazıldığını gördüm. Günümüzde Avrupalıların okuduğu şekliyle Marakeş söyleyişi yaygınlaşmış olsa da böyle bir alternatif söyleyişi olduğunu da belirtmek isterim.

Marakeş’e nasıl gidilir?

Marakeş’in havaalanı, batıdaki Menara mahallesine komşu olmasından ötürü Marakeş Menara Havaalanı adıyla biliniyor. Şehir merkezine arabayla 7 km uzaklıkta bulunuyor sadece. Bu havaalanına Türkiye’den sadece Türk Hava Yolları’nın İstanbul uçuşlarıyla direkt olarak ulaşabilirsiniz. Ancak Kazablanka’ya yakınlığı nedeniyle önce buraya uçup, sonra da buradan tren ve otobüsle de gayet rahat şekilde gelebilirsiniz. Kazablanka’dan trenle 3 saatte geliniyor buraya. 150 dirhem civarında bir ücrete tren bileti alabilirsiniz Fas Devlet Demiryolları ONCF’nin sitesinden. Tren garı şehrin turistik merkezinin 3 km ötesinde, yürüyerek 40 dakikada rahatça merkeze gelinebiliyor. Otobüs garı (Gare Voyageurs) da merkeze 2.5 kilometre mesafede, Kazablanka‘dan 100 dirhem gibi bir ücret karşılığında 2.5-3 saatte ulaşılabiliyor. Rabat ve Tanca‘dan, Suvayr ve Agadir’den buraya direkt otobüsler var ama internetten aldığınız biletlere güvenmeyin derim, özellikle bayram zamanlarında benim yaşadığım gibi otogarda otobüs gelmeyip sizi sap gibi ortada bırakabilir.

Türkiye’den direkt sefer çok az olsa da Avrupa’nın birçok şehrinden farklı havayollarının Marakeş’e seferler düzenlediğini de belirteyim.

Marakeş nerede bulunuyor?

Marakeş Fas’ın yaklaşık olarak ortalarında yer alan bir şehir. En büyük şehir Kazablanka’nın 250 km doğusunda, deniz kıyısındaki ünlü tatil kenti Suvayr’ın (Essaouira) doğusunda yer alıyor. 1000’li yıllarda kurulmuş, Fas’ın bazı Müslüman hanedanlarının yaptığı yatırımlarla birlikte büyümüş gelişmiş ve bu önemli konumunu günümüze dek sürdürmüş.

Marakeş’in bu konumundan dolayı Fas’ta gördüğüm diğer yerlere göre daha sıcak olduğunu söylemeliyim. Hava durumu size hep yüksek sıcaklıklar verecek ki bu doğru. Türkiye’de, hatta diğer Fas şehirlerinden bir şekilde katlanabilir sıcaklıklar varken Mayıs ayında 40 derece sıcakta cayır cayır yandım, Türkiye’ye burası yüzünden kızarmış bir şekilde döndüm. Turistler son derece cıbıl geziyorlar, bu bana her türlü biraz tuhaf gelse de nedenini anlayabildiğimi söylemek zorundayım.

Marakeş’te gezilecek yerler

Jemaa el Fnaa Meydanı

Marakeş’e gelindiğinde görülmesi gereken bir numaralı yer hiç tartışmasız bu meydan. İsminin ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler olsa da nasıl bir yer olduğu şüphe götürmüyor, bu meydan ve çevresi, Hollywood filmlerinde gördüğümüz Orta Doğu’ya çok benziyor. Her tarafta seyyar satıcılar, sokak lezzetleri, müzik yapanlar, çeşitli oyunlar oynatanlar, sürekli bir gürültü ve renk cümbüşü var adeta. Görüp görebileceğiniz en geniş meydanlardan bir tanesi bir yandan, bana Isfahan‘da gördüğüm Nakş-ı Cihan Meydanı’nı hatırlattı bu yönüyle. Ama oradan çok daha kargaşalı, çok daha “doğaçlama”, adeta her akşam farklı bir yere dönüşen, dünyada başka bir yerle özdeşleştirmenin çok zor olduğu bir yer aynı zamanda.

Bu meydan, muhtemelen şehrin oluşmaya başladığı 11. yüzyıldan beri burada. Okuduklarımdan öğrendiğime göre burası her zaman büyük bir pazar yeriymiş. Hayvan pazarı olarak kullanılan, gelip geçen kervanların durakladığı hep hareketli bir yermiş. Söylediğim gibi ismiyle ilgili farklı rivayetler var. Bir görüşe göre ölülerin toplanma yeri (burada infaz edilen idamlardan dolayı), bir başka görüşe göre harabeye dönmüş camii (burada bulunan yarım kalmış bir camiye ithafen) gibi anlamları olabilirmiş. Şu anda burada ne bir ölü var ne de camii, tam tersine hayatınızda göreceğiniz en hayat dolu yer burası.

Jemaa El Fnaa, Marakeş, Fas
Gündüz vakti meydan son derece tenha olabiliyor

Peki burada ne mi var? Aslında birçok şey var. Zaten etrafını çevreleyen bazaar dükkanlarından dolayı her türlü hediyelik eşya, kıyafet vs meydanın etrafında bulunabiliyor. Ayrıca restoranlar, kafeler de var. Ama bizzat meydanın üzerinde bulunan bakacak olursak, öncelikle çok sayıda meyve suyu satan araba yer alıyor. Buralarda göz alıcı renkleriyle dizilen meyvelerden sıkılan soğuk suları içip cehennem sıcağında serinleyebilirsiniz. Gündüz vakti satıcılardan çok bir yerlere giden insanların kalabalığı dikkat çekiyor. Ancak akşam olup güneş alçaldığında, cehennem sıcağı biraz olsun katlanılır hale geldiğinde hem turistler, hem de satıcılar iyice artıyor, o koca meydanda boş bir alan görememeye başlıyorsunuz. Meyve suyu satıcılarına ek olarak sokak lezzetleri satıcıları da kendini gösteriyor. Yeme içme dışında her türlü oyuncağı, çeşit çeşit ıvır zıvırı yerlere seren seyyar satıcılar bulunuyor.

Ama beni bunlardan çok daha fazla etkileyen şeyler, çocukken anne-babamın şehrindeki fuar alanlarında gördüğüm manzaraları hatırlatan küçük oyunlardı, örneğin ileride duran bir su şişesini futbol topuyla devirme veya olta benzeri bir sopanın ucundaki halkayı kola şişesinden geçirerek havaya kaldırıp o şişeyi kazanma oyunlarını gördüm. Eminim daha başkaları da varmıştır, bunlar sadece benim denk geldiklerimdi.

Bu tip oyunların dışında çok daha değişik eğlenceler de var. Örneğin neşeli havalar çalan aile orkestraları ve benim için en unutulmazı, hikaye anlatıcıları var bu meydanda. Konuştuklarından tek kelime anlamasam da benim gibi onlarca kişiyi etrafına toplayabildiğini gördüğüm, söyledikleri izleyicileri kırıp geçiren, tuhaf kıyafetli ama bir şekilde bilge biriymiş hissini veren adeta modern meddahlar var bu meydanda. Veya sırtında gezdirdiği bir maymunla turistlere fotoğraf çektirip para kazanan maymun terbiyecileri var. Yılan terbiyecileri de varmış ama maalesef onlara ben denk gelemedim.

Jemaa el Fnaa, Marakeş, Fas
Jemaa El Fnaa akşam ve geceleri kalabalıklaşıyor

Özetle akılalmaz ölçüde farklı eğlencelerin bir arada olduğu, günün her saatinde fazlasıyla hareketli, ama özellikle güneşin batışından gecenin ilerleyen saatlerine dek aksiyonun zirve yaptığı, kesinlikle çok benzersiz bir yer bu meydan. Marakeş’e geldiğinizde buraya kesinlikle uğrarsınız, mümkünse akşam saatlerinde de gelin, otelinizi buraya yakın seçin bence ama çok da yakın olmasın, yoksa gürültüden uyumanız pek mümkün olmayabilir.

Kütübiyye Camisi

Rabat’ta yarım kalmış ama minaresi ayakta duran Hasan Kulesi’yle ilgili birşeyler okuduğumda buranın aynı devirde yapılan iki kardeşinin olduğunu öğrenmiştim. Bir tanesi günümüzde Sevilla Katedrali’nin çan kulesi olarak kullanılan, ancak orijinalinde oraya yapılan devasa caminin minaresi olan La Giralda, diğeri de Marakeş’teki Kütübiyye Camisi‘ydi. La Giralda’nın sadece minaresi kalmış, Hasan Kulesi zaten tamamlanamamış, dolayısıyla bu kardeşlerin neye benzediğini en eksiksiz şekilde göreceğimiz yer, Kütübiyye Camisi oluyor.

Yabancı kaynaklarda Koutoubia olarak geçen, Türkçe’de Kutubiye veya Kutubiyye olarak da yazıldığını gördüğüm, ancak İslam Ansiklopedisi’ne göre Kütübiyye de denen bu camii, bütün Fas’taki en göz alıcı Muvahhitler (Almohad) devri eserlerinden biri hiç kuşkusuz. 1147’de yapılan cami, Marakeş’in merkezinde, Jemaa el Fnaa meydanının karşısında yer alıyor. 1158’de bu caminin yerine bugün karşımıza çıkan yeni versiyonu yapılmış, 77 metrelik neredeyse her yerden görülen minaresi ise neredeyse 40 yıl sonra tamamlanmış. Minarenin yan tarafındaki düzlük alanda ilk caminin kalıntıları olan taşları, hatta duvara kazınmış gibi görünen mihrap bölümünü hala görebilmek mümkün. Araştırmalara göre ilk olarak Murabıtların yaptırdığı cami, kısa süre sonra şehri ele geçiren Muvahhitler tarafından tekrar yapılmış. Zaten Muvahhitler, Murabıtları dinden çıkmış gibi görüyorlarmış, bu nedenle onlardan kalan neredeyse tüm dini yapıları yıkmışlar. Kütübiyye’nin orijinal kıblesinin de yanlış olduğunu düşünüyorlarmış, o yüzden bugünkü caminin kıble yönü, eski camiye göre bir miktar kaydırılmış. Eski caminin kalıntıları da ancak Fransız sömürgesi devrindeki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmış zaten.

Kütübiyye Camisi, Marakeş, Fas
Kütübiyye Camisi’nin minaresi ve yakın planda birinci caminin kalıntıları

Caminin önündeki meydanda beyaz kubbeli küçük bir yapı göreceksiniz, orası da Fatima Zohra adlı 17. yüzyılda yaşamış ermiş bir kadının türbesiymiş, bu kadının mucizeler gerçekleştirdiğine inanılıyormuş, bu nedenle türbesi halen ziyaret edilmekteymiş, özellikle Marakeşli kadınlar ve kız çocukları tarafından.

Kütübiyye Camisi, Fas’taki bütün camiler gibi (sadece Kazablanka’daki II. Hasan Camisi hariç) gayrimüslimlerin ziyaretine açık değil, Müslümanlar caminin içine girebiliyor. Ancak bu caminin sadece dışı bile son derece etkileyici bir yapı ve tıpkı Jemaa el Fnaa gibi Marakeş’te her türlü yolunuzun düşeceği bir yer, buraya gelip etrafında zaman geçirmenizi, yandaki Lalla Hasna Parkındaki bir banka oturup bir yandan dinlenirken bir yandan da minareyi seyretmenizi kesinlikle öneririm.

Souk (Çarşı)

Buraya dair fazla bir diyeceğim yok, nitekim burası da Marakeş’e gelip de görmeden geçmeyeceğiniz bir yer. Jemaa el Fnaa’nın bitişiğinden başlayıp daracık sokaklarla kılcal damarlar gibi yayılan sokaklar boyunca hem turistik, hem de yerel halka yönelik yüzlerce dükkan göreceğiniz bu bölge başınızı döndürecek, kalabalıktan, insan seslerinden yolunuzu kaybetmeniz mümkün. Fas’ta görebildiğim her şehirde benzer çarşılara gittim ve Marakeş’tekinin gördüğüm en büyük çarşı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yazının sonlarında bahsedeceğim kitabında Elias Canetti bile bu çarşıdan, hatta doğru pazarlık yapmanın usullerinden bahsetmiş. Söylememe bile gerek yok sanırım, pazarlık yapmadan hiçbirşey almayın.

Souk Semmarine, Marakeş, Fas
Marakeş çarşılarında terlik satan dükkanlar

Çarşının içinde alışıldık şekilde farklı türden dükkanlar, farklı alanlarda toplanmışlar. İsimleri de buna göre değişiyor, takıcılar çarşısı, dericiler çarşısı gibi. Souk Semmarine en meşhur, meydana en yakın çarşı, burada turistlere yönelik şeyler satılmakta. Çarşının uzak ucunda deri yapımıyla ilgilenen imalathaneler, yani tabakhaneler bulunuyor. Oraya ben maalesef gidemedim, ancak burası da görülesi yerler arasında sayılıyor. Son bir not daha vereyim, Kurban Bayramı zamanında Fas’ın her yerinde olduğu gibi buralarda da kesilen hayvanların çeşitli parçalarına rastlamanız mümkün, yerlerde ayak ve paçalar, kelleler görebilirsiniz, kaynak makinesi gibi bir aletle yakılan kellelere rastlayabilir, kokudan rahatsız olabilirsiniz. Bu tür işler merkeze biraz uzak yerlerde daha çok olsa da souk etrafında da rastladığım için bu konuda da bir uyarıda bulunmak isterim.

Tavsiyem elbette büyük çarşının dar sokaklarında kaybolmanız, hem kalabalık hem de tenha yerlerinde dolaşmanız. En sonunda da meydana yakın bir mekana oturup terasına çıkarak meydanı veya çarşıyı oluşturan binaların alçak damlarını seyretmenizi de öneririm.

Ben Youssef Medresesi

Meşhur meydanı saymazsak Marakeş’in çok ziyaret edilen, en kalabalık yerinin Ben Youssef veya İbn Yusuf Medresesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü burası hem kolay ulaşılabilir bir yerde, hem devasa büyüklükte bir yerde değil, hem de gerçekten güzel pek çok güzel manzara veriyor ziyaretçilerine.

Ben Youssef Medresesi, adından da anlaşılacağı gibi gençlere dini eğitim veren bir kurum olarak kurulmuş. 1565 yılında, Saadi Hanedanı devrinde, Sultan Abdullah el Galib tarafından kurulmuş. Adını da içinde bulunduğu mahalleden, yani mahalleye adını veren 12. yüzyıl eseri Ben Youssef Camisi’nden almış. Kare bir düzende inşa edilen medresenin boyutları kabaca 40×40 metreymiş. Toplam 134 öğrenci odası bulunuyor. 2 katlı binanın alt katında müthiş bir avlu bulunuyor, üst katında ise çoğunlukla öğrenci odaları bulunuyor. Odalarda okuma ve dinlenme bölümleri bir arada bulunuyor. Zirve döneminde 800 civarında öğrenci burada dini eğitim almış. Üst kattaki odaların avluya açılan pencereleri bugün sosyal medyada paylaşmalık fotoğraf çekim yerleri haline gelmiş.

Ben Youssef Medresesi, Marakeş, Fas
Ben Youssef Medresesi’nin iç avlusu hep böyle kalabalık oluyor

Gerek zillaj denen renkli seramikler, gerek onların üst kısmında bulunan taş işlemeleri ve yazıtlar olsun, gerekse mukarna denilen tavan süslemeleri olsun, son derece güzel bir ve görkemli bir konak haline gelmiş burası. Ortadaki havuzun üzerinden yansımalar da çok güzel fotoğraflar veriyor ama içerisi aşırı kalabalık olduğu için böyle bir fotoğraf çekebilmek pek mümkün değil. Giriş katta bir de mescit bölümüne dikkat çekeyim, zamanında medrese hocaları ve öğrencilerinin namaz kıldığı alanda bulunan mermer bir küvet göreceksiniz, 10. yüzyıldan kalmaymış. Abdest almak için kullanılıyormuş.

Girişteki koridorundan başlayarak en ücra köşesindeki odasına dek özene bezene yapılmış olan bu medreseye giriş 50 dh, audioguide benim çok işime yaramadı ama alırsanız onun da ücreti 30 dh. Kredi kartı geçiyor. Çok güzel şekilde restore edilmiş medresenin restorasyon hikayesini anlatan kısa bir film, üst kattaki bir projeksiyon odasında gösteriliyor.

Size tavsiyem olabildiğince erken gelmeniz olur nitekim içerisi hızla insanla doluyor. Özellikle üst katlar adeta yürünmez hale geliyor. Yukarı aşağı inmeye yarayan merdivenlerde de ciddi yoğunlukla karşılaşabilirsiniz.

Dar el Bacha

Marakeş’in en çok ziyaret edilen yerlerinden biri de Dar el Bacha, yani Paşanın Evi adlı konak. Marakeş’te benzerlerini Behiye Sarayı gibi yerlerde görebileceğiniz türden küçük harika bir konak burası. Burası günümüzde 2 amaca hizmet edecek şekilde, bir müze ve kafe olarak kullanılıyor ve özellikle ikinci yönüyle dünyaca tanınıyor.

1910 yılında bölgenin yöneticisi, yani paşası olan Thami el Glaoui’nin Behiye Sarayı ve Dar Mnebhi gibi son derece güzel diğer konaklardan örnek alarak yaptırdığı konağında bahçe, harem, mescit, kütüphane gibi pek çok bölüm bulunuyormuş. 2015’ten beri bütün bu odalar bir müze olarak kullanılıyor. Müzenin teması, Fas kültürünü meydana getiren farklı unsurlarını bir araya getirip ziyaretçilerle paylaşmak.

Müzenin avlu kısımlarında ve koridorlarında Afrika’nın farklı bölgelerinden getirilmiş çeşitli ahşap heykeller ve eşyalar olsa da genellikle Fas kültürüyle alakalı şeyler sergileniyor. Ünlü bir Faslı modern ressam olan Mohamed Azouzi’nin tablolarının sergilendiği birkaç odayı geçtikten sonra avlunun etrafındaki odalarda bulunan tematik sergi bölümlerine girebiliyorsunuz. Halılar, sandıklar, müzik aletleri, seramikler, kaftan ve ziynet eşyalarını görebiliyorsunuz. Bunlarla ilgili videolar da ekranda oynatılıyor, ben mesela pişmiş topraktan seramik yapımıyla ilgili bir videoyu uzun uzun izledim. Müze kısmında bir de Patti Birch adlı Amerikalı bir koleksiyoncu hanımefendinin Fas Kralı’na hediye ettiği yine farklı ülkelerden objelerin yer aldığı sergi odaları da bulunuyor.

Dar el Bacha, Marakeş, Fas
Dar el Bacha’nın olağanüstü avlularından sadece bir tanesi

Ancak bütün bu koleksiyonuna rağmen Dar el Bacha’yı görmeye gelenlerin büyük kısmı, dünyaca ünlü kafesini görebilmek için buraya geliyorlar desem abartmış olmam. Açıkçası sosyal medyada mükemmel paylaşımlar yapabilmek için burada harika bir ortam var. Sadece kafeye girmek için 10 dinarlık bir parayı müzeye girişte ödemeniz gerekiyor, sonra da müzenin iç kısmındaki kafeye gidip adınızı yazdırarak sıraya giriyorsunuz. Genellikle uzun bir listenin sonuna yazıldıktan sonra sonunda verilen sıranız geldiğinde, yani içeride oturacak yer olduğunda size verilen cihazla haber veriliyor ve kafeye alınıyorsunuz. Müze bahçesinin içinde bir köşeye çekilip yere oturmuş, etrafıyla ilgilenmeyen, yalnızca elindeki cihazın ötmesini bekleyen pek çok insanla karşılaştım, duyduğuma göre içeri girebilmek için bekleme süresi 1-1.5 saati bulabiliyormuş. Videolardan gördüğüm kadarıyla içeride küçük ama harika bir bahçe içinde, fes giymiş garsonlardan hizmet aldığınız otantik bir ortam bulunuyor. Ve tabii ki dünyanın en ünlü kahvelerinden bir tanesini içebiliyorsunuz, Bacha kahvesini. Bana kalırsa alt tarafı bir kahve için kesinlikle değmez, ama bekleyenlere birşey diyemiyorum.

Eğer derdiniz sadece kahvenin tadına bakmaksa neyse ki kafeye girmeniz gerekmiyor, müzenin girişindeki küçük mağazada bütün Bacha çeşitlerini görüp satın alabilmeniz mümkün, ben de böyle yaptım kafe için kuyruk beklemek yerine. Böylece aynı kahveyi Türkiye’de sevdiklerimle içmeyi tercih ettim, nitekim kahve biraz pahalı olsa da gerçekten güzel. Son derece modern bir şekilde tasarlanmış dükkanda envai çeşit kahve çeşidi satılıyor. Kutuların üzerinde kahvelerin içeriği yazıyor, ancak tam olarak neye benzediği konusunda yine bir fikriniz oluşmadıysa rafların ön kısmındaki küçük kaplara konmuş kahveyi koklayabiliyorsunuz. Kahvenin yanı sıra cezveler, fincanlar ve diğer kahve gereçleri de satılmakta.

Dar el Bacha’ya giriş ücreti 60 dirhem, yukarıda da bahsettiğim gibi kafeye de girmek için 10 dirhem ekstra verince toplam ücret 70 dirhem’e çıkıyor. Her ne kadar sadece kahve içmek isteyenler için 10 dirhem vermek yeterli gibi görünse de ziyaret eden bazı kişilerin müzeye giriş parasını da ödemeye mecbur bırakıldığına dair internette yazılar okudum, ancak ben kafeye girmediğim için bu bilgiyi doğrulamam mümkün değil. Ancak ben en azından müze kısmını görmenizi tavsiye ederim.

Behiye Sarayı (Bahia Palace)

Marakeş’te görülmesi gereken konak-saraylardan bir tanesi de burası. 1866 yılında temeli atılan bu konağı yaptıran, dönemin sultanının veziri olan Abu Imran Musa bin Ahmed bin Mubarak Al Shari Al Bukhari imiş ki kendisine kısaca Si Musa da diyorlar. İnşasının tamamlandığını görmeye ömrü yetmemiş, yine vezirlik yapmış oğlu Ba Ahmed veya Ba Hmad devrinde saray tamamlanmış. Onun da ölümünden sonra saray devlete geçmiş. Burayı daha sonra Fas’ın Fransız sömürge valisi Hubert Lyautey de ana karargahı olarak kullanmış. Yıllar boyunca yapılan eklemelerle saray 8 hektarlık bir alana yayılmış ve sonunda müze olarak halkın ziyaretine açılmış.

Bahia Sarayı‘nda tıpkı Ben Youssef Medresesi ve Dar el Bacha gibi fazlasıyla süslü odalar ve iç avlular, güzel ve bakımlı bahçeler bulunuyor. Çok küçük bir hamam bölümü de mevcut. Oda tavanlarındaki süslemeler, mukarnaslar, zillej’ler son derece göz kamaştırıcı. Ayrıca riad denilen ortasında mermer bir havuz bulunan kare bir bahçe ve etrafındaki zengin süslemeli odaların oluşturduğu harika yapılanmalar da mevcut.

Bahia Sarayı Mermer Avlu, Marakeş, Fas
Bahia Sarayı’nın mermer avlusuna çok özenildiği belli oluyor

Sarayın içinde eşya olarak fazla birşey yok, genel olarak boş salonları geziyorsunuz. Bir yerde Fas-Berberi kültürünün doğayla ilişkisini anlatan birkaç sergi var, üzerinde bitki ve hayvan figürlerinin işlendiği ziynet eşyaları gibi. Bunun dışında 20 kadar Berberi kapısının sergilendiği küçük bir sergi bölümü vardı. Bir de Faslı Aicha Aherdane adlı bir kadın sanatçının tabloları için bir oda ayrılmıştı, onlar da ücreti karşılığında satışa açıktı (bu olayı Marakeş Müzesi’nde de gördüm, Fas’ta müzelerin boş salonlarında resim sergisi yapıp tabloları satmak yaygın bir pratik anlaşılan).

Ancak burayı özel kılan elbette sarayın kendisi, büyük mermer avluları ve odaları. Öğle vaktinin olanca sıcağından çıkarak girdiğiniz odalarının serinliği gerçekten iyi geliyor. Dar koridorlardan, ağaçlıklı avlulardan, meydan gibi bazı geniş alanlardan geçerek yaklaşık 45 dakika kadar zellij işlemeli odaların güzelliğine hayran olacağınız bir gezi vaat ediyor Bahia Sarayı. Ben gittiğimde farklı yerlerinde restorasyon çalışmaları devam ediyordu, o yüzden büyük mermer avlunun yarısı kapalı, diğer yarısı da iskeleler arkasındaydı. Yine de 54×29 metrelik mermer ve zillej kaplı avlu tüm ihtişamını yansıtıyordu.

Saraya giriş ücretini –online bilet almadıysanız– sadece nakit parayla alabiliyorsunuz, onun ücreti de 100 dh. Audioguide ücreti ise 50 dh. Şehirde benzer yerler olsa da burayı büyüklüğü ve güzel restore edilmişliğiyle hepsinden önce tavsiye edebilirim. Saraya gitmeden önce küçük bir broşürüne göz atmak isteyenleri şu sayfaya yönlendirebilirim.

El Badi Sarayı

Saadi Hanedanı döneminde Marakeş’in adeta bir ikinci bahar yaşadığından biraz bahsetmiştim. Saadi sultanı Ahmed el Mansur da tahta çıkmasından ve yakın zamanda Portekizlilere karşı kazandıkları Alcácer Quibir (Ksar el-Kebir olarak da biliniyor) Savaşı’nın şerefine El Badi Sarayı‘nı inşa ettirmeye başlamış. Savaşı kazanan aslında El Mansur’dan önceki sultan I. Abdülmelik imiş, ancak savaş esnasında (tıpkı Portekiz kralı I. Sebastião gibi) hayatını kaybetmiş. Onun yerine geçen yeğeni El Mansur, savaşın anısını bu görkemli sarayla yaşatmak istemiş. Öyle ki sarayda İtalyan mermerleri, Sudan’dan getirilen altın varaklar ve daha pek çok değerli taş/maden kullanılmış. Zaten El Badi, yani El Bedi, Allah’ın 99 isminden biri, eşi benzeri olmayan anlamına geliyor. Gerçekten eşsiz bir saray inşa etmeye çalışmışlar.

Sarayın inşası yaklaşık 25 yıl sürmüş, ancak Saadi sultanları buranın hayrını pek görememişler. Nitekim kısa bir süre sonra hanedan zayıflamış ve Fas’ın şimdilik son hanedanı olan Alaviler tarafından yıkılmış. Sarayda kullanılan yapı malzemeleri ve süslemeler de Fas’ın dört bir yanına dağılmış, Meknes’teki büyük saray ve daha başka birçok yerde kullanılmak üzere sökülmüş ve unutulup gitmiş. Geriye bugün de görebileceğimiz yüksek ve kalın duvarları ve odaların yerlerini belirleyen taşlar dışında pek birşey kalmamış. Sarayın içinde bir miktar tarihi eser sergileniyor, örneğin Kütübiyye Camisi’nin Murabıtlar devrinden kalma güzel minberi burada, ancak onun dışında fazla görülesi birşey bulunmuyor.

Ben yine de burayı ziyaret için gittiğimde ne yazık ki bayram nedeniyle kapalı olduğunu gördüm, dolayısıyla içeri girebilme imkanı bulamadım. Girişin 100 Fas dirhemi olduğunu ve online olarak bilet satıldığı bilgisini sizlerle paylaşabilirim.

Saadi Mezarları (Saadian Tombs)

Marakeş’in merkezindeki en tarihi yapılar arasında Alevi Hanedanı öncesi Fas topraklarını yönetmiş olan Saadi Hanedanı’nın büyüklerinin gömüldüğü mozole veya türbe kompleksini saymak gerekiyor. Muhtemelen çok daha öncesinde de kraliyet nekropolü olarak kullanılmış olsa da bugün bu alandaki yapılar Saadi Hanedanı döneminde yapılmış. Hanedanın kurucusu Muhammed El Şeyh’in 1557’deki ölümünden sonra oğlu Abdullah el Ghalib inşaatı başlatmış ve sonra diğer sultanlar da burada gömülme geleneğini devam ettirmişler. Aleviler döneminde de burada definler olmuş, 2 büyük mozolenin etrafı dolmuş, bahçesindeki rengarenk seramik kaplı mezarlardan da anladığımız üzere uzun süre kullanıldıktan sonra burası terkedilmiş.

İlginç bir şekilde ancak Fransız sömürge dönemi geldikten sonra buralara arkeolojik bir bakış açısıyla yeniden bakılmış ve türbeler yeniden gün yüzüne çıkarılmış ve halka açılmış (belki de ilginç değildir, Alevi Hanedanı kendinden önceki hanedanın hatırasını özellikle görmezden gelmiş de olabilir). Rabat’taki Chellah veya Şella’da biraz görebildiğim o uzun ince lahitlerin çok daha iyi örneklerini görebilmek açısından değerli bir yer olsa da, görülmeye değer başka birşey olduğunu düşünmüyorum dürüst olmak gerekirse. Kabul ediyorum, türbe yapılarının içlerinde güzel tavan süslemeleri ve zellij denen seramikler var, ama bunları zaten Ben Youssef veya Bahia’da görmüş olacaksınız zaten. Ki bu türbe kompleksine giriş ücretinin 100 dirhem gibi görece uçuk bir fiyat olduğunu da düşünürsek girmemeye tercih etmenizi anlarım. Not, giriş ücreti sadece nakit olarak kabul ediliyor.

Buraya bitişik bulunan Kasbah Camisi’ni dışarıdan da olsa mutlaka görün ama. Minaresini ve dış duvarlarını en az Kütübiyye Camisi kadar etkileyici bulduğumu söylemeliyim.

Majorelle Bahçesi (Jardin Majorelle)

Marakeş’in en çok fotoğraflanan yerlerinin başında bu bahçeyi saymak gerekir, bu hikayesi uzun bahçeyi ve bahçede bulunan iki müzeyi.

Adını Fransız bir sanayiciden alan Majorelle Bahçesi, bu kişinin 1920’lerde alıp hem egzotik bitkiler yetiştirdiği, hem de bir ev inşa ettiği bir araziymiş. Jacques Majorelle 1962’de ölünce burası ihmal edilmiş, yokolup gitmek üzereyken bu kez ünlü modacı Yves Saint Laurent ve ortağı, sevgilisi Pierre Bergé 80’lerde burayı alıp yeniden ayağa kaldırmış.

Laurent’ın da ölümünden sonra burası halka açık bir bahçe ve müze olarak yaşamını sürdürmüş. Bugün Marakeş’in en çok turist çeken, en çok fotoğrafta görünen yeri ki ben gittiğimde Türkler de dahil pek çok kişi sosyal medyada paylaşmalık fotoğraflar çekmek için kuyruğa girmişti.

Bu komplekste görülebilecek 3 yer var. Birincisi tabii ki bahçenin kendisi. Gerek Marakeş’te gerekse Fas’ın diğer şehirlerinde bu tarz bahçeleri sık sık görüyoruz aslında. Majorelle Bahçesi’nin bence en büyük farkı ise burada çok çeşitli kaktüslerin bulunması. Diğer bahçelerde daha renkli çiçekler var, Majorelle’de ise çölün renksiz ama etkileyici bitkilerinin farklı farklı türlerini, devasa boyutlarda görebilmek mümkün. Ama sadece kaktüs değil, çok farklı çiçek ve ağaçlar bu bahçenin içinde yer alıyor. Ayrıca Yves Saint Laurent için küçük bir anı köşesi var, kendisi 2008’de vefat ettiğinde külleri bu bahçeye savrulmuş. Majorelle Bahçesi’ne giriş ücreti 170 dirhem.

Majorelle Bahçesi’nin içinde yer alan Berberi Sanatları Müzesi de, bahçenin ilgi çekici yerlerinden. Majorelle’in bizzat atölye olarak tasarladığı küçük ev, renklerinden ötürü yine pek çok fotoğrafa malzeme oluyor. Ama evin içindeki müzeye ilgi o kadar fazla değil, çünkü ekstra bir para ödemek gerekiyor.

Berberi Sanatları Müzesi, Marakeş, Fas
Majorelle Bahçesi’ndeki bu güzel binada Berberi Sanatları Müzesi yer alıyor

Bu paraya geçmeden önce müzenin kendisinden bahsedebilirim. Pierre Bergé’in adını taşıyan müzede Berberi kültürüne ait pek çok farklı türde eşyanın yer aldığı bir koleksiyon sergileniyor. Kıyafetler, gündelik eşyalar, ziynet eşyaları ve daha pek çok Berberi eşyası müzede bulunuyor. Oldukça modern şekilde tasarlanmış müzede fotoğraf çekmek yasak, ancak İngilizce açıklama olmaması biraz şaşırtıcıydı. Onun yerine şu broşürde müze ve koleksiyonla ilgili bilgi alabilirsiniz. Buraya girebilmek için Majorelle Bahçesi’ne de girmek gerektiğinden kombine bilet alınıyor, bahçe artı müze 230 dh.

Kompleksteki son yer ise Yves Saint Laurent Müzesi. Bilindiği üzere Saint Laurent markasının kurucusu, 20. yüzyılın en büyük moda ikonlarından bir tanesi olan Yves Saint Laurent’ın hayatına, çalışmalarına, tasarımlarına adanmış bir müze burası, YSL’nin elinden çıkan çok sayıda kıyafet burada segileniyor, ayrıca pek çok fotoğrafı da bulunuyor. Müze 2017’de açılmış. Ben modaya pek meraklı biri olmadığım için bu müzeye girmeyi tercih etmedim. Burası Majorelle Bahçesi’nin diğer tarafında bulunuyor, dolayısıyla bileti farklı. YSL Müzesi’ne giriş ücreti 140 dirhem.

Majorelle Bahçesi ve içindeki diğer yerlere giriş için sadece online olarak bilet satılıyor. Kapıdaki gişelerde bilet satışı yok. Neyseki bilet almadan geldiyseniz internetten hızlıca bilet alıp içeri girebilirsiniz, üstelik internetiniz yoksa da kapı civarındaki kablosuz ağ sayesinde internete bağlanma imkanı vermişler, gayet gelişmiş imkanlar mevcut yani. QR kodlu sayfaya giriş yapıp bileti alabilirsiniz, site de burada.

Mellah (Yahudi Mahallesi)

Geçmişte Fas topraklarında hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu varmış. Bunu zaten Kazablanka ve Tanca gibi yerlerde karşıma çıkan Yahudi yapılarında da kavramıştım. Marakeş de Yahudilerin en kalabalık olduğu yerlerden biriymiş. Marakeş Medinası ve Saadilerin kraliyet sarayı olan El Badi’nin bitişiğinde ama dışında bulunan Mellah bölgesi, şehirdeki Yahudilerin yaşadığı yermiş (zaten Fas’taki bütün Yahudi mahallelerine Mellah derlermiş). Geceleri kapıları kapalı tutulan, izole bir yermiş bir zamanlar. Bugün Marakeş’te Yahudilik namına görebileceğiniz her şey bu mahallede bulunuyor, nitekim hem bölgede uzun yüzyıllardır yaşayan orijinal Yahudiler, hem de 1492’de Endülüs topraklarından kovulan Seferad Yahudileri bu mahallede yaşamışlar. Uzun yıllar bu topluluklar da birbirine çok karışmamaya özen göstermiş, ancak sonra karışmışlar ve ortaya hibrit bir Yahudi kültürü çıkmış.

İlk başta Salat Al Azama Sinagogu‘nu (veya Slat Laazama) saymak gerekiyor. 1492’de Reconquista’nın tamamlanmasıyla Endülüs topraklarından kovulan Yahudilerin kurduğu bu sinagog (adı da zaten Kovulanlar Sinagogu gibi bir anlama geliyor), yakın bir geçmişte aslına uygun şekilde restore edilmiş ve ziyarete açılmış. Bu gelişmelerde Fas Kralı VI. Muhammed’in de büyük yardımları olmuş bu arada, zaten Fas’ın diğer şehirlerinde olduğu gibi burada da Fas Krallığı ile İsrail’in ne kadar köklü ve yakın ilişkileri olduğu burada da sık sık vurgulanıyor. 2020’de İbrahim Anlaşması’nı imzaladıklarından bile bahsediyorlar sinagogun girişinde.

Asıl sinagogun içinden geçerek ulaşılan iç avluya açılan diğer odalarda ise buradaki Yahudi geçmişinin hatırası olan eşyalar sergileniyor, bilgiler veriliyor. Eski Yahudi okullarının sınıfları, fotoğraflar, kültürlerini yansıtan müzik aletleri vs sergileniyor. Fas’taki diğer Yahudi müze ve sinagogları gibi burası da son derece modern ve bakımlı bir yer, zengin Yahudilerden maddi destek alındığı çok belli. Sinagoga giriş 10 Fas Dirhemi.

Mellah'ta yıkılmış ev, Marakeş, Fas
Mellah’ta duvarları yıkılan harabe bir evin içinin ne kadar güzel olduğunu görebildim

İçeride bir tane de büyük bilgi levhası var, yüzyıllar öncesinden günümüze önde gelen Fas Yahudilerinin isimleri veriliyor. Tabii 1948’de İsrail devletinin kuruluşundan sonraki yıllarda pek çok Yahudi aliyah yapıp göç etmiş. Fransa’ya ve başka dünya ülkelerine göç edenler de olmuş. Bugün Marakeş’de 100-200 kadar Yahudi yaşıyor, bu yüzden Mellah Mahallesi de sadece tarihi olarak bir Yahudi mahallesidir diyebiliriz. Burada artık pek Yahudi kalmasa da buranın sokaklarında dolaşın, yıkılan veya yıkılmak üzere olan evleri dışarıdan görün, sokaklarda oynayan çocukları, leş bakkallarda alışveriş yapan kadınları, dükkan önlerinde pinekleyen esnafları görün ki buradaki çarşı da Marakeş’in en turistik yerlerinden bir tanesi, içeride çok sayıda baharat dükkanı bulunuyor ve Marakeş’in egzotik havasını zenginleştiriyor.

Sinagoga 150 metre mesafedeki Yahudi Mezarlığı Miaara‘ya değinmek isterim. Beyaz ve birbirinin kopyası binlerce mezar taşının sıkışık bir alanda adeta beyaz bir deniz oluşturduğunu göreceksiniz. Ben sadece girişten içeri şöyle bir göz attım, asıl mezarlık kısmına girebilmek için 10 dirhem gibi bir bağış yapmanız gerekiyor, ben girmeyi tercih etmedim.

Marakeş Müzesi

Marakeş’te şehrin geçmişinden ve folklorundan biraz bahseden bir müze arıyorsanız Dar Mnebhi adıyla bilinen binada bulunan Marakeş Müzesi‘ne uğrayabilirsiniz.

19. yüzyılın sonlarında El Mehdi El Mnebhi adlı döneminin savunma bakanın yaptırdığı bir konak burası. Sonraki yıllarda farklı amaçlar için kıllanmış ve son olarak 1997’de Omar BenJelloun’un çabalarıyla müzeye dönüştürülen Marakeş Müzesi, Ben Youssef Medresesi’ne çok çok yakın bir yerde bulunuyor. İçinde oldukça büyük, üzeri kapalı bir iç avlu var, burada tarihi seramikler ve çanak çömlek, yöresel ziynet eşyaları, çeyiz takımları ve bir semaver gibi gündelik eşyalar sergileniyor. Bu iç salondaki 1.2 ton ağırlığındaki devasa avizeye de dikkatinizi çekerim. Bu müzede Fas tarihine dair detaylı bilgiler de veriliyor ancak açıklamalar maalesef Fransızca.

Marakeş Müzesi, Marakeş, Fas
Marakeş Müzesi’ndeki avize

Yine bir hamam kısmı ve büyük avlu etrafındaki odalarda Marakeşli kadın ressam Rabia Mziouka’nın modern bir üslupla şehir manzaralarını resmettiği tablolarını görebilirsiniz, bunlar da satışa açık. Müzeye giriş 50 dirhem. Küçük bir not, müzede ücretsiz bir wi-fi ağı bulunuyor, benim gibi internetsiz gezmekteyseniz anlık olarak acil kontrollerinizi burada yapabilirsiniz.

Menara Bahçeleri

Marakeş her ne kadar son derece sıcak ve kurak bir yer gibi görünse de şehrin hem içinde, hem de çevresin yeşil parklar, güzel bahçeler bulunuyor. Menara Bahçeleri de bu bahçelerden en bilineni diyebilirim. Nitekim burada bulunan bir manzara noktası, son derece unutulmaz bir manzara sunuyor ziyaretçilerine. Burası merkeze 4 km kadar uzakta bulunuyor. Aslında buraya vardığınızda pek birşey görmeyeceksiniz. Güzel ama sıradan zeytin bahçeleri içinde iki katlı bir ev ve evin önünde kocaman bir havuz. Bu havuzun yüz yıllarca öncesinde yapıldığını, devasa havuzun sularını getirebilmek için arka planda kalan Atlas Dağları’nyla arasında müthiş bir kanal sistemi kurulduğunu ve halen bu sistemle suların getirildiğini söylemek isterim. Almohadlar (Muvahhidler) zamanında yapılan bahçe, son olarak Alavi Hanedanının eklemeleriyle bugünkü halini almış. Zeytinin yanı sıra palmiye ve diğer meyve ağaçları da bu bahçede bulunmakta.

Menara Pavillion, Marakeş, Fas
Menara Bahçeleri’ndeki küçük konak güzel olsa da arkadaki dağ manzarasını yakalayamadım

Pek az turistin ziyaret ettiği, edenlerin de kısa süre bakınıp gittiğini gördüğüm bu bahçe, konağın tam karşısında, havuzun öbür başına geçtiğinizde önünüze serilen müthiş bir manzarayla ünlü. Önde “doğru zamanda” konağın silüetinin yansıdığı havuz, arkada bu mütevazi konak, yanında türlü türlü ağaçlar ve en arkada bazen üzeri karlarla kaplı olan muhteşem Atlas Dağları’nın görüntüsü, buraya bir şekilde eşi benzeri olmayan bir görüntü katıyor. Şanslıysanız bu görüntüyü yakalayabilirsiniz. Benim gittiğim zamanlarda ise havanın bulutlu olmasından ötürü arkadaki dağları göremedim. Benim için burayı unutulmaz hale getiren olay ise şu oldu: Kurban Bayramı’ndan bir gün önce buraya gittiğimde sakin duran havuza birşeyin düştüğünü gördüm. Sonra bunun bir koyun olduğunu, uzun süre yüzdüğünü, benim önüme kadar gelebildiğini görünce burası benim için unutulmaz bir hale geldi. Yarın muhtemelen hayatta olmayacak koyunun birşeyleri sezip hayatını kurtarmak için mi suya atladığını, yoksa sahiplerinin sırf eğlenmek için mi onu suya attığını hiçbir zaman bilemeyeceğim.

Benim gördüğüm haliyle dürüst olmam gerekirse burası bana o kadar da güzel bir yer gibi görünmedi. Ancak Türkiye’ye dönüp kişisel bilgisayarımı açtığımda, buranın fotoğraflarını ekran koruyucu olarak bana gösterdikleri zaman fark ettim buranın aslında “doğru zamanda” ne kadar harika bir yere dönüşebildiğini. Şehir merkezinden 4 km kadar uzaktaki bu bahçelere benim aksime sıcağın alnında yürümek istememenizi anlarım, o yüzden 11 veya 20 numaralı bir otobüsü yakalarsanız bunlardan birine binip gitmenizi öneririm. Havaalanına bitişik bir konumda bulunan bu bahçeye giriş ücretsiz.

Marakeş’te gezilecek yerler haritası

Marakeş’te görebildiğim yerleri işaretlediğim haritaya bakıp kendinize göre bir plan hazırlarken faydalanabilirsiniz.

Marakeş’te dolaşmak

Marakeş şehir merkezi aşırı büyük bir yer sayılmaz, şehrin içinde ve çevresinde bayağı yürüdüğümü söyleyebilirim. Bütün bu gezintilerim esnasında dikkatimi çok çeken bir husus oldu.

Şimdi, Marakeş Fas’ın en turistik şehri olabilir, net bir şekilde turistlerin en görünür olduğu şehir diyebilirim. Fas için turizm geliri çok önemli, son yıllarda ülkenin en büyüyen gelir kalemi zaten. Bu nedenle turistleri ellerinden geldiğince buraya gelmeye teşvik ediyor, onların ayağını kesecek durumları en aza indirmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Normalde bu tarz Müslüman ülkelere gelen turistlere “usturuplu” giyinmeleri öğütlenir. Marakeş’te turistlerin giyimleri böyle değil, deniz kenarındaki bir tatil beldesinde geziyormuş gibi rahat giyinmiş vaziyetteydi hem kadın hem erkek turistler. Açıkçası bu kadar sıcak bir havada rahat giyinme isteğini anlayabilirim, zaten halktan hiçbir tepki gördüklerini de görmedim. Yine de dürüst olmam gerekirse kimse birşey demiyor diye, ülkeye döviz getiriyoruz diye hiç kimse bu kadar da kafasına göre takılmamalı diye düşünüyorum ben.

Tabii bu kadar turistin gezindiği bir ortamda dikkatli olmak çok önemli. Özellikle Jemaa El Fnaa Meydanı civarında doğal olarak birşeyler satmak isteyenler oluyor, peşinizden sesleniyor, yakın markajda bulunuyorlar. Özellikle 1 kilometre öteden ben turistim diye bağıran bir görüntüye sahip olanlara bu daha fazla yapılıyor. Ben her zamanki gibi Orta Doğulu görüntüm ve iyice uzamış sakalımla çok rahat dolaştım, pek ilişen olmadı. Bütün bunları söylemişken şunu da eklemem gerekir, bu kadar kalabalık bir ortamda yine de az rahatsız ediliyor diyebilirim turistler. Nispeten güvenli bir yer izlenimi verdi Marakeş bana, Fas’ın diğer şehirleri gibi. Ama elbette adi suçlar burada da yaşanıyor, malınıza cüzdanınıza sahip çıkın.

Marakeş'in yukarıdan manzarası, Fas
Marakeş’in sokaklarının aksine üst katları oldukça sakin

Marakeş’in akşamları, hatta gece yarısına kadar son derece hareketli bir yer olduğunu belirtmeliyim. Avrupa şehirlerinde alışık olduğumuz akşam 8’den sonra hayatın bitmesi durumu burada söz konusu değil. Tabii bu durumu gündüz havanın aşırı sıcak oluşuna, güneş battıktan sonra çok daha güzel bir havanın gelişine de bağlayabiliriz. Gece 12’de bile caddelerde trafik var, mekanlarda oturan, at arabasıyla dolaşan turistler görüyorsunuz. Sadece turistler değil, yerel halk da sokaklarda. Jamaa al Fnaa Meydanı’nda seyyar satıcılar, vatandaşlar, dilenciler, her türlü insanı görüyorsunuz. Bu açıdan son derece çok canlı, çok sesli ve hareketli bir yer, gezmesi çok keyifli bir yer.

Bunun dışında Marakeş’in neredeyse 1000 yıla ulaşan tarihi merkezinin yanında modern, yabancıların takılmasına uygun yerleri de bulunuyor. Buralar merkezin 2-3 kilometre uzağında, tren garına ve Menara tarafına doğru uzanan bölgede bulunuyor. Son derece Batılı tarzda barlar, restoranların olduğu, gecenin geç saatlerine kadar açık kalan yerler var yani. Veya alıştığımız tarzda AVM’ler de bulunuyor, en önemlisi de Menara Bahçeleri’ne doğru giden yolun kenarındaki Menara Mall diyebilirim. İçinde malum fast food zincirleri ve Türkiye’de de sıkça gördüğümüz giyim markaların dükkanlarının bulunduğu son derece yeni ve modern bir AVM olduğunu söyleyebilirim. Kablosuz internet ağı da var yararlanabileceğiniz.

Marakeş’e gelmeden okunacak kitaplar ve izlenecek filmler

Marakeş buranın yerlisi olmayan herkes için son derece farklı, adeta gizemli denebilecek bir havaya sahip bir şehir. Fas’a hücum eden birçok yabancıdan bazıları burada da zaman geçirmiş, gözlemlerini kitaplaştırmış. Ben burada gezerken Nobel Ödüllü yazar Elias Canetti’nin Marakeş’te Sesler adlı deneme kitabını okudum, sizlere de okumanızı öneririm. Canetti burada belli ki daha önce başka yerlerde görmediği şeyler görmüş, Medina bölümünü, satıcıların pazarlık yapış şekillerini öyle bir anlatıyor ki adeta okuyucular Arap dünyası ve Orta Doğu’da benzer bir yeri görmemişler gibi davranıyor. Bu tip kişiler için son derece kıymetli bir seyahat rehberi gibi adeta kitabı. Batılıların klasik Oryantalist algısının pekişmesine de hizmet etmiş olmalı bu haliyle. Bir yandan kendisi de Yahudi olduğu için Marakeş’te karşılaştığı Yahudi cemaati üyelerini önce biraz garipseyerek, ancak sonra anlayarak ve pozitif bir dille okuyuculara aktarıyor Canetti. Marakeş anılarından sonra farklı zamanlarda yazdığı aforizmalarla ve kendi otobiyografisinden alınmış, Bulgaristan’ın Rusçuk şehrindeki anılarla bitiyor. Marakeş’e gelmeden veya geldikten sonra buranın 50’ler sonundaki halini aktaran güzel bir okuma yapmak isterseniz bu kitabı sizlere tavsiye ederim.

İzlenebilecek filmlerden bahsetmeden önce de şunu söylemek isterim: Aslında Marakeş’te çekilmiş çok fazla ana akım film var. Siyah Giyen Adamlar serisinin dördüncü filmi 2019 yapımı Men in Black: International var örneğin. 1999 yapımı Mumya var, Nicole Kidman’ın ünlü casus ve Oryantalist Gertrude Bell’i canlandırdığı Çöl Kraliçesi filmi var. Başka filmler de var, ama bu filmlerin çoğu Marakeş’te geçen bir hikaye olma derdinden çok Marakeş çarşıları ve meydanlarının olağanüstü orijinal görüntülerini kullanabilme kaygısıyla çekilmiş.

Ben baştan sona Marakeş’te geçen enteresan bir filme rast geldim. Kate Winslet’ın 1998’de, yani Titanik’ten hemen sonra başrolünde oynadığı ama pek de bilinmeyen Hideous Kinky (Türkiye’de festivallerde Korkunç Muzur adıyla gösterilmiş) filminden bahsediyorum. İnternette bulması çok zor oldu, yine de bir şekilde bulup izleyebildim. 1970’lerde Sufi felsefesini öğrenmek amacıyla Marakeş’e gelen, biraz hippi karakterli diyebileceğimiz genç bir İngiliz kadının ve iki küçük kızının öyküsü anlatılıyor. Bilal adlı bir adamla tanışması, Sufilik yolunda ilerlemeye çalışırken tanımadığı bir kültürle, parasızlıkla, kızlarının problemleriyle mücadelesi, tamamen Marakeş arka planıyla sunuluyor. Şehrin en ünlü yerleri de filmde gösteriliyor. Tabii ki pazar sahneleri için Jemaa El Fnaa meydanından yararlanılıyor, yanında kaldıkları zengin adamın evi Behiye Sarayı, Sufi şeyhini ziyaret ettiği yer ise Ben Youssef Medresesi. Bu açıdan adeta Marakeş’in gayriresmi bir seyahat rehberi gibi diyebiliriz bu filme. Her ne kadar Batılı bakış açısı doğal olarak baskın olsa da Marakeş’e gelmeden izlenmesi güzel olur diye düşünüyorum.

Son sözler

Marakeş gerçekten Fas’a gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yer. Nitekim Orta Doğu ve Müslüman coğrafya havasını en çok burada hissedeceksiniz. Modern, Batılı tarzda büyüyüp genişlemiş bölgeleri olsa da Jemaa el Fnaa Meydanı ve etrafındaki tarihi şehir, aklınızda yer edecek cinsten. Fas gezinizde Marakeş’i kesinlikle atlamayın derim.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Ayrıca Substack‘te de bir bülten yayınlıyorum, gördüğüm ülkeleri, ilginç bulduğum konuları bir konsept dahilinde aylık olarak paylaşıyorum. Buraya da abone olmak isterseniz beklerim.

Özetle söylemek gerekirse, gezmeye meraklı bir beyaz yakalıyım. Üniversiteyi bitirene kadar hiç yurt dışına çıkmadıysam da, sonrasında elimdeki imkanları olabildiğince kullanmaya çalışarak 40'tan fazla ülkeye gittim. Ülkeleri sokaklarında yürüyerek, bütün müzelere ve tarihi yerlere gitmeye çalışarak, az konuşarak, az yiyip içerek, çok yürüyerek, erken kalkıp erken yatarak gezmeyi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir