Kazablanka sokakları, Kazablanka, Fas
Fas

Kazablanka’da gezilecek yerler – Fas’ın en büyük şehrinde gördüklerim

Dünyada göreninden kat be kat fazla adını duyanın olduğu bazı şehirler vardır. Kazablanka bence o türden bir yer, malum filmi sayesinde bütün dünyanın adını bildiği ama çok azının görebildiği bir yer. Şanslıyım ki ben de o görebilenler arasına katılabildim.

Bununla birlikte Kazablanka’yı Fas’ın diğer önemli şehirlerinden ayıran bazı durumlar var. Bu da sizin Kazablanka’yla ilgili beklentilerinizi ayarlamanızı gerektirecektir. Nitekim Kazablanka Fas’ın en büyük şehri, ama her zaman böyle değildi. Burası bir imparatorluk başkenti olmadı hiçbir zaman, sömürge döneminde çok hızlı büyüdü, bu yüzden ülkenin merkezi oldu ama bir Marakeş veya Fes gibi tarihi camilerle ve medreselerle dolu bir yer de değil. Dolayısıyla burada görebileceğiniz yerler daha farklı nitelikte. Ancak tıpkı diğer Fas şehirleri gibi çok canlı, hareketli ve otantik bir medina’sı var buranın, bu sayede kendinizi Müslüman bir Kuzey Afrika kentine gelmiş gibi hissetmemeniz için hiçbir engel yok.

Bu yazıda Kazablanka’da 2 günde gördüğüm yerleri, biraz şehrin tarihini ve burada hissettiklerimi, ayrıca buraya gelmeden önce izleyebileceğiniz birkaç filmi (1942 yapımı malum film değil) paylaşacağım.

Not: Benim ziyaret ettiğim Mayıs 2026’da 10 Fas Dirhemi yaklaşık 1 Euro’ya tekabül ediyordu. Yani 1 dirhem yaklaşık olarak 5.5 TL’ye denk geliyordu. Hesaplarınızı bu kura göre yapabilirsiniz.

Kazablanka nerede?

Kazablanka Fas’ın batısında, Atlas Okyanusu kıyısında yer alıyor. Kuzeyinde Muhammediye ve sonra Rabat yer alıyor. 250 kilometre kadar güneyinde Marakeş bulunuyor.

Kazablanka Fas’ın en kalabalık şehri. Resmi olmasa da ekonomik başkenti diyebiliriz. Ülkenin en büyük havaalanı da burada. Bunu bir anlamda konumuna da borçlu diyebiliriz. Nitekim Kazablanka, Akdeniz ve Atlas Okyanusu’nun kenarına yayılmış bu ülkenin merkezi bir yerinde olmakla birlikte aynı zamanda deniz kıyısındaki konumuyla çok önemli bir ticaret noktası haline gelmiş.

Kazablanka ne demek?

Kazablanka, “Casablanca” yani Beyaz Ev anlamına geliyor İspanyolca’da. Şehrin orijinal adı olan Anfa, buradaki antik kentin adıymış ki şehri merkezinin 10 kilometre kadar dışında bulunuyor bu bölge de. Kazablanka’da dolaşırken farklı yerlerde Anfa adına muhakkak rastlarsınız, şehrin güneyinde büyük bir Anfa Park var örneğin. Bugünlü ismi ilk kullananlar Portekizliler olmuş, aynı şekilde Beyaz Ev anlamına gelen Casa Branca adını vermişler bu küçük liman kasabasına. Sonra gelen İspanyollar bu adı kendi dillerine çevirmiş, Casa Blanca olmuş. Sonrasında gelenler de bu adı benimsemiş, Araplar da aynı anlama gelen Dar el Beyda adını bir zaman kullanmışlar. Ancak bugün bütün dünyada olduğu gibi Faslılar arasında da şehir Kazablanka olarak biliniyor.

Wecasablanca yazısı, Kazablanka, Fas
Kazablanka’da fotoğraf çektirmelik platformun beyaz olmasını beklerdim ama Fas bayrağı renklerini tercih etmişler

Bu arada Fas’ta pek çok kişi Kazablanka’ya kısaca Kasa (Casa) diyor. En azından otobüs garlarındaki çığırtkanlar “kasa, kasa, kasa” diye insanları otobüslerine çağırıyor. Aynı şekilde Kazablanka’daki tren istasyonlarının isimleri de Casa şeklinde kısaltılıyor, Casa Port, Casa Voyageurs şeklinde. Dolayısıyla yabancı sömürgecilerin koyduğu bu isim, her yerde varlığını sürdürebiliyor.

Kısa Kazablanka tarihi

Yukarıda biraz bahsettiğim gibi bugünkü Kazablanka şehir merkezinde kalan alanda Anfa adında bir yerleşim bulunmaktaymış. Diğer birçok Fas kenti gibi Berberilerin kurduğu, ancak MÖ 7. yüzyıl gibi Fenikelilerin hakimiyetine girmiş. Romalıların Kartaca’yı ve dolayısıyla Fenikelileri yok etmesiyle birlikte Roma kontrolünde bir liman haline gelmiş. Roma sonrası geçen istikrarsız yüz yıllarda yöresel halk Berberilerin ve farklı grupların elinde kalsa da İslam fetihleriyle Müslüman coğrafyanın bir parçası olmuş. 15. yüzyıla gelindiğinde önemli bir ticaret noktası haline gelen Anfa, Portekizlilerin baskısıyla ve fethiyle el değiştirmiş, şehrin adı da bu dönemde Casa Branca olmuş. Ancak 1755’teki büyük Lizbon Depremi, Portekiz’i olduğu gibi çok yakında bulunan Fas şehirlerini ve Kazablanka’yı da yerle bir etmiş. Portekizlilerin bu toprakları terk etmesinin ardından, Fas’ın bugünkü hanedanı olan Alevilerin o günkü başı olan Muhammed Bin Abdullah, 1770 dolaylarında şehri yeniden inşa etmiş, Kazablanka’nın bugünkü görüntüsünde büyük emeği olmuş yani. Şehir Dar el Beyda da adıyla anılmaya başlanmış o devirde.

Tabii Müslüman hanedanların bugünkü Fas topraklarını elinde tuttuğu devirlerde bile yoğun Avrupa etkisi ve varlığı bu topraklarda var oldu. Coğrafi Keşiflerin zirveye ulaştığı yüzyıllarda okyanus kıyısındaki aşırı stratejik konumu, Fas’ı hemen yakındaki Avrupa’nın büyük güçlerinin ilgi odağı haline getirdi. Dolayısıyla bir Tanca kadar olmasa da Kazablanka da ciddi yabancı etkisine maruz kaldı. Özellikle 19. yüzyılda pek çok Avrupa ülkesiyle düzenli ticaret yapılınca şehre yabancılar geldi, nüfus arttığı gibi şehrin sınırları da surların dışındaki mahallelere doğru genişledi. 1906’da imzalanan Algeciras Anlaşması’yla bütün Fas toprakları gibi (kuzeyde Tanca ve güneydeki Batı Sahra hariç) Kazablanka da Fransız kontrolü altına girdi. İsyan edenleri bastırmak için Fransızlar şehri bombaladı, sonunda Fransızlar burayı işgal etti ve 1912’de sömürge yönetimi resmileşti.

Sömürge yıllarında şehrin çehresi bayağı değişti. Modern Avrupa mimarisiyle caddeler, meydanlar, parklar tasarlandı, şehir buna göre dizayn edildi. Ayrıca liman da yoğun şekilde Fransa ve Avrupa’ya buradan hammadde ve meyve-sebze gönderildi, şehir daha kalabalık hale geldi.

Kazablanka Konferansı da, şehrin modern dünya tarihinde yerini almasına sebep olan olaylardan bir başkası. 1943’te yapılan ve Roosevelt, Churchill ve de Gaulle gibi 2. Dünya Savaşı’nın önde gelen liderlerinin bir araya geldiği konferansta savaşın yavaş yavaş değişen seyri tartışılmış. Ki Casablanca filminden de bildiğimiz üzere şehirden Amerika’ya kaçmak isteyen binlerce Avrupalı gelip geçmiş. Sonunda Fas’ın 1956’da bağımsızlığa kavuşmasıyla Kazablanka da Fas Krallığı’nın en büyük kenti olarak günümüze değin gelebilmiş.

Kazablanka’ya nasıl gidilir?

Kazablanka’ya Türkiye’den direkt uçuş yapan şirketler bulunuyor, THY, Royal Air Maroc, Air Arabia ve Pegasus Havayolları İstanbul’dan Kazablanka 5. Muhammed Havaalanı‘na (farklı yerlerde Aéroport Med V şeklinde stilize edildiğini gördüm) sefer düzenliyorlar. Kazablanka-İstanbul uçuşu yaklaşık 4.5 saat sürüyor.

Kazablanka’ya Fas’ın diğer yerlerinden gitmek de son derece kolay. Ülkenin en büyük şehri olmasının yanında konum olarak da ana otobüs ve demiryolları hatlarının merkezinde yer alması, buraya ulaşımı çok kolaylaştırıyor. Trenle gelecek olursanız Tanca ve Rabat‘tan hızlı tren Al Boraq ile gayet çabuk bir şekilde gitmeniz mümkün olabiliyor. Onun dışında Marakeş ve Fes gibi büyük şehirlere de direkt trenler kalkıyor.

Kazablanka’daki tren istasyonları, oldukça büyük miktarda yolcu trafiğine ev sahipliği yapıyor. Casa Port direkt şehrin göbeğinde, deniz kenarında bir istasyon. Rabat tarafından gelen normal trenler burada yolcularını indiriyor. Merkezin 3 kilometre uzağında bulunan -T1 tramvayı ile merkezden 10 dakikada gelinebilen- Casa Voyageurs istasyonu ise daha fazla tren trafiğini ağırlıyor. Tanca’ya kadar giden hızlı tren Al Boraq da buradan kalkıyor, Marakeş’e, Fes’e giden diğer trenler de. Planlamalarınızı yaparken istasyonların yerlerini ve tren programlarını kontrol etmenizi öneririm.

Casa Voyageurs Garı, Kazablanka, Fas
Kazablanka’nın en önemli ulaşım noktalarından Casa Voyageurs tren istasyonu

Elbette otobüsle gelmek de mümkün Kazablanka’ya, ancak Gare routiere denen otobüs istasyonları biraz daha uzakta merkeze. Ben bir gece vakti Ouled Ziane garajına vardığımda ıpıssız sokaklardan geçerek merkeze doğru yürüme cesaretini göstermiştim. Ama normal zamanlarda gelenler, T4 tramvayına binerek merkeze ulaşabilirler. Yine de imkan varsa Kazablanka’ya otobüs yerine trenle ulaşmanızı tavsiye ederim.

Kazablanka Havaalanı’ndan şehir merkezine geliş

Kazablanka 5. Muhammed Havaalanı şehir merkezinin bayağı dışında, yaklaşık 35 kilometre güneyde bulunuyor. Havaalanı terminallerinin altında bir tren garı var, oradan kalkan trenlerle rahatça şehir merkezindeki Casa Voyageurs ve Casa Port tren istasyonlarına ulaşabilirsiniz. Casa Voyageurs istasyonuna geliş yaklaşık 40 dakika sürüyor.

Şehir merkezine Alsa’nın işlettiği otobüslerle de gelebilirsiniz, bu otobüsler de Casa Port istasyonuna kadar sizi götürüyor.

Kazablanka’da gezilecek yerler

II. Hasan Camisi (Hassan II Mosque)

Fas’ın 1961-1999 arasında krallığını yapan 2. Hasan, sadece şehrin değil bütün ülkenin, hatta dünyanın en büyük camilerinden bir tanesini inşa ettirmek istediğinde bunu ilk kez 1980’de açıkça dile getirmiş. Elbette bir kralın böyle bir istekte bulunmasının ardından bunun yapılmaması mümkün olamazdı. Ülkenin adeta gururu olacak, bütün imkanların seferber edildiği devasa bir yapının ortaya çıkması kaçınılmazdı. Cami bittiğinde ortaya çıkan 1 milyar dolara yakın masrafın üçte birini kral ödemiş, kalanı ise halk her kesiminden toplanan bağışlarla karşılamış. Camideki avizeler ve başka birkaç parça eşya dışında tamamen Fas’tan çıkarılan malzemelerle yapılmış.

1986’da temeli atılan, binlerce işçi ve zanaatkarın çalışmasıyla 1993’te tamamlanarak ibarete açılan cami, dünyanın en büyük camileri arasında yer alıyor. Caminin içinde 20 bin erkek, 5 bin kadın, toplam 25 bin kişilik kapasite bulunuyor. Bu kocaman caminin içinde bulunduğu daha da kocaman avlu kısmı ise tam 80 bin kişiye kadar alabiliyor. Bu devasa avlu, elbette devasa bir minareyi de normal gösterebilir. 215 metrelik akıl almaz minare, 2019’da açılan Cezayir Ulu Camisi’ne kadar dünyanın en yüksek minaresi olarak kalmış.

II. Hasan Camii, Kazablanka, Fas
II. Hasan Camisi gerçekten inanılmaz yüksek bir minareye sahip

O kadar büyük bir camiyi hakkıyla gezebilmek için de bir tura katılmakta sakınca yok. Zaten internetten bulduğum bir turun fiyatı, normal bilet fiyatıyla neredeyse aynı olduğu için turla girmek mantıklı diyebilirim. Bu arada camiye giriş ücreti 140 dirhem. Tur saatleri ise namaz vakitlerine göre ayarlanıyor. Tur boyunca rehber, caminin özellikleri ve yapım sürecine dair çok sayıda detay vermesinin yanında İslam dininin kural ve ritüellerini de anlatıyor. Nitekim turda çok sayıda Batılı turist vardı, 5 vakit namaz veya abdest gibi konular doğal olarak bu kişilere uzak olan şeyler. Zaten bütün Fas topraklarında gayrimüslimlerin ziyaretine açık olan yegane caminin II. Hasan Camisi olduğunu da söyleyelim, diğer camilere Müslüman olmayanlar alınmıyor. Ki bu da işe yaramış denebilir, geçen yıl 10 milyon turist bu camiyi ziyaret etmiş. Camiye adım atarken görevliler tarafından verilen torbalara ayakkabınızı koyup tur boyunca elinizde gezdiriyorsunuz.

Bunun dışında caminin mimarisinde ve içindeki bölümlerde farklı şeylere referanslar bulunuyor. Caminin yapıldığı alan zaten okyanusun dibi olduğu için caminin belli yerlerinin altında sular var. Burada Hûd Suresi 7. ayete  bir referansta bulunulmuş: “Arşı, su üzerinde iken hanginizin daha güzel davranacağını denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.” Onun dışında Yahudilik dahil diğer dinlere son derece yakın politikalar sürdüren Fas, haç şeklinde bir mimariye sahip bir camiye imza atmış. Bu haçın orta ekseninde bir kral yolu bulunuyor (Royal Way), Kadir Gecesi gibi zamanlarda camiye gelen kralın yürümesi için açılan, başka kimsenin yürüyemediği bir yol. Bunun ortasında 8 köşeli bir yıldız var, Fas tarihindeki 8 hanedana gönderme.

Onun dışında camide pek çok farklı detay var, mesela caminin tavanı özellikle kalabalık olan Cuma günleri ve Ramazanlarda hava güzel olduğunda 5 dakikada açılabiliyor. Camide havalandırma tamamen doğal yollarla yapılıyor, ancak soğuk havalar ve altında okyanus olması nedeniyle alttan ısıtma sistemi de bulunuyor. Aşırı yüksek minarenin tepesine çıkılabilmesi için bir asansör sistemi yapılmış, ek olarak 1400 basamaklı bir merdiven de varmış, biz buraları göremedik. Ancak caminin alt katında bulunan yine çok büyük abdest alma alanına gittik. Yaklaşık 1 saat süren turun ardından burayı terk etmeden gişeyle aynı binada bulunan müzeye de girebilirsiniz, orada da caminin tarihi ve yapımında kullanılan tekniklere dair detaylı bilgiler veriliyor.

II. Hasan Camii içi, Kazablanka, Fas
II. Hasan Camisi’nin içinde krala ayrılan “kral yolu”nda başka kimse yürüyemiyor

Tabii bütün bu ihtişamın yanındaki sahil şeridi de tamamen yenilenmiş, modern bir alan oluşturmuş. Eskiden caminin bulunduğu alanda Orthlieb Pool adı verilen, 1934’te Fransız sömürgesi zamanında yapılmış çok büyük bir halka açık yüzme havuzu varmış. Fransızlar gittikten sonra burası terkedilmiş, cami inşaatı için yıkılmış.

Bununla birlikte caminin önündeki Sidi Muhammed Ben Abdullah Bulvarı’nın diğer kısmının son derece az gelişmiş, adeta harabelerden kurulu, hatta çok hafif tekinsiz yer olduğunu söylemem gerekiyor. Ben o taraftan yürüyerek geldiğim için kontrastı net şekilde gördüm, açıkçası cami yapılmadan önce bölgenin ne kadar eski püskü olduğunu, cami için ne kadar büyük bir alanın ıslah edildiğini, yine de elbette tamamen her yerine yenilenemediğini, belki de “turistlerin göreceği kadar” düzeltildiğini de söylemek gerekiyor. Dolayısıyla bu görkemli II. Hasan Camisinin kutuplaştırıcı bir tarafı da olduğunu, dünyadaki her turistik yerde olduğu gibi görünen kadar görünmeyenin de hikayesini merak ederek dolaşmanızı öneririm. Ancak, şaşırtıcı şekilde şöhreti kadar görülesi bulmadığım Kazablanka’daki en görülesi yer olduğuna da hiç kuşku yok.

Medina

Kazablanka’nın medina’sı yani tarihi şehir merkezi de Fas’ta gördüklerim arasında en özel olanlardan bir tanesi hiç kuşkusuz. Hem turistlerin hem yerellerin gezebildiği türden bir yer, gündelik eşya satan dükkanlarla ve seyyar satıcılarla dolu olan sokaklar da, Hakimi formalı çocukların top sektirdiği köşeler de, orta yaşlı adamların çay kahve içtiği kahvehanelerin olduğu yerler de var burada. Ama bizzat Medina‘nın orta yerinde bir otelde kalmış biri olarak bu bölgede kalmanın ne kadar unutulmaz olduğunu görmüş olsam da gecenin ilerleyen saatlerine kadar sokak müzisyenleriyle, yoldan geçenlerin konuşmasıyla, teyp açıp saatlerce salavat sesi dinletenleriyle benzersiz ama zorlu bir deneyim yaşattığını da söyleyebilirim.

Medina, Kazablanka, Fas
Kazablanka medinasının yukarıdan manzarası

Buralara geldiğinizde sokaklarda kaybolun, etraftaki genel görüntünün aksine belli bir seviyenin üzerinde restoranlardan birine oturup yöresel yemekler yiyebilir, mekanın terasından çatısız evleriyle uzayıp giden medina manzarasını izleyebilirsiniz.

Meydanlar

Kazablanka’da elbette birçok meydan bulunuyor. Bazısı araç trafiğine kapalı, bazısı şehrin en yoğun trafikli yerleri olan bu meydanlardan iki tanesinden bahsedeyim. Birincisi benim de çok sık geçtiğim Birleşmiş Milletler Meydanı (Place des Nations-Unies). Burası Medina’nın en yoğun girişlerinden olan Marakeş Kapısı’nın (Bab Marrakech) çok yakınında bulunuyor. Benim gibi Medina’nın içinde bir otelde kaldıysanız yüksek ihtimalle bir yere gitmek için Birleşmiş Milletler Meydanı’ndaki tramvay durağına gidersiniz. Bu meydan gün içinde sürekli kalabalık, insanların kaldırımlarda koşturduğu, yola atlayıp karşıya geçtiği, kenarlarda seyyar satırıcların durduğu bayağı canlı, hareketli bir meydan.

V. Muhammed Meydanı, Kazablanka, Fas
V. Muhammed Meydanı ve ark planda Kazablanka Adalet Sarayı

Bahsedeceğim ikinci meydan da buraya yakın bir yer, V. Muhammed Meydanı (Place Mohamed V). Burası da şehrin ikonik binalarından olan Adalet Sarayı’nın önündeki alan. Fransız sömürgesi devrinde yapılmış, güvercinlerin konduğu havuzların yer aldığı, karşıdaki paten alanlarıyla birlikte oldukça genişleyen bir başka önemli meydan.

Carl Ficke Villası (Villa Carl Ficke)

Kazablanka çok hızlı gelişmiş bir şehir, özellikle Fransız sömürge döneminde bir anda büyümüş ve kalabalıklaşmış. İşte şehrin bu hızlı değişimini ve içinden geçtiği aşamalar hakkında bilgi edinmek istiyorsanız Carl Ficke’nin villasına gitmenizi şiddetle öneririm. Burayı orijinal olarak Alman sanayici Carl Ficke 1913’te yaptırmış. Kazablanka’da geçirdiği zaman boyunca güzel para kazanmış olan bu adam, Almanlarla Fransızların arası bozulunca kendi yaptırdığı köşke çok yakın bir yerde Fransızlar tarafından infaz edilmiş.

Villanın içinde yer alan Kazablanka Hatıraları Müzesi (Musée de la mémoire de Casablanca) ise Kazablanka tarihine dair bilgiler edinebileceğiniz küçük bir müze olarak düzenlenmiş. İçinde Kazablanka tarihine dair bilgi levhaları ve şehrin eski fotoğrafları bulunuyor. Kazablanka bölgesinde milyonlarca yıl öncesinden insan kalıntıları bulunduğunu burada öğrendim. Müzedeki levhalarda Casablanca’nın son 150 yıldaki hızlı gelişiminin aşamalarında dair çok bilgi var. Ayrıca villanın orijinal binasından çıkarılan çeşitli sütun ve Ficke ailesinin eşyaları ve tabloları da sergileniyor.

Müzenin 2. katında daha çok Casablanca’nın 20. yüzyılına odaklanılmış, her bir 10 yıllık periyot ayrı ayrı anlatılmış. Kazablanka’nın eski resimlerine bol bol yer verilmiş.

Carl Ficke Villası’na giriş ücreti 50 Fas Dirhemi. Fiyatına göre biraz zayıf kaldığı iddia edilebilir, ama Fas’ın başka bir yerinde bu tarz bir şehir müzesine rastlamadım, tam da sevdiğim tarzda niş ve bilgi ağırlıklı bir müze olarak benzer düşünenlere tavsiye ediyorum.

Habbous

Kazablanka’nın otantik havasını yansıtan tek yer medina kısmı değil. Fransızlar tarafından sömürge yıllarında inşa edilen bu mahallede birçok turist mekanın ötesinde beklentilere uygun turistik bir atmosfer bulunuyor.

Habbous Mahallesi (Quartier Habbous), kafeleri, kitapçıları ve hediyelik eşya dükkanlarıyla bir turistin görmek isteyebileceği her şeyi barındırıyor. Mahallenin en önemli yapıları arasında öncelikli olarak Kazablanka Kraliyet Sarayı’nı saymak gerekir. Her büyük Fas şehri gibi burada da bir saray bulunuyor, bu binayı da Fransızların Habbous’u inşa ederken yaptırmışlar. Ancak ziyarete açık değil, dışarıdan bakıp geçersiniz. Habbous’un asıl önemli yapısı Mahkamat al Pacha. Adının tınısından anlaşılacağı üzere paşanın mahkemesi olarak çevirebileceğimiz komplekste sadece mahkeme değil, birçok idari bina ve paşaların bir zamanlar yaşadığı konutlar yer alıyor. Dışarıdan oldukça görkemli bir yapısı olan Mahkamat al Pacha, içeriden de Marakeş’te sıkça görebileceğiniz güzel bir avlunun etrafındaki odalarıyla Kazablanka’nın görülesi yerlerinden bir tanesi haline geliyor.

Mahkama du Pacha, Kazablanka, Fas
Mahkama du Pacha binasına giremeseniz de dışarıdan görmeye çalışın

Buraya bazı turlarla gelinebildiği söylense de ziyarete açık bir yer değil benzemiyordu. En azından ben gittiğimde kapıdaki askere sordum, içeri girmenin mümkün olmadığını söylediler. Ama dışarıdan bile görmek yetebilir. Habbous’da genel olarak zaten sokaklarda gezip ortamın havasını solumanızı öncelikle tavsiye ediyorum. Bir başka tavsiyem daha olacak. Mahkemenin olduğu yerden güneye, Rue Moulay Ismail’den Rue des Aït Yafelmane’a doğru yürüyerek Place Sraghna tramvay durağına doğru inin. Yaklaşık 1.5 kilometrelik yolda Kazablanka’nın kalabalık bir mahallesinden geçeceksiniz, son derece sıkışık ve kalabalık pazar yerlerinden, turistlerden ziyade yerel halkın bulunduğu sokaklardan geçmek istiyorsanız bu deneyimi de yaşayabilirsiniz Habbous’a gelmişken.

Arap Ligi Parkı

Sadece Kazablanka değil, bütün Fas’ın en büyük, en büyük parklarından bir tanesi bu park. 1913’te dönemin sömürge valisi Hubert Lyautey’in adıyla açılan bu park, Kazablanka’nın tam merkezinde olmasa da merkeze çok yakın, oldukça büyük bir park. Ben bizzat yaptığım için biliyorum, gezmekten yorulduğunuz bir anda bu parkın ağaç gölgesindeki çimlerine uzanarak kitap okumak, yorgunluğunuza yenilip biraz kestirmek kesinlikle harika bir deneyim. Ortasından geçen bir havuz alanı olsa da bu parktaki devasa palmiyeler ve incir ağaçlarıyla ortasındaki çim düzlükler asıl zenginliği bence. Buraya mutlaka uğrayın derim Kazablanka gezinizde.

Arap Ligi Parkı, Kazablanka, Fas
Arap Ligi Parkı, Fas’ın en büyük ve modern parklarından bir tanesi

Parkın kuzeybatı ucunda bulunan Sacré Coeur (Kutsal Kalp) Kilisesi de Kazablanka’daki Fransız sömürgesi günlerinden kalma bir yapı. Fas’taki diğer kiliseler gibi Mağrib mimarisinden esintiler taşıyan bu kiliseye girmek istesem de kapıdaki güvenlik görevlileri o esnada kapalı olduğunu söyleyerek içeri girmeme izin vermediler.

Villa des Arts

Burası muhtemelen bir zamanların özel bir mülkiyetiydi, nitekim art deco tarzda 1934’te yapılmış bu villa son derece güzel bir dubleks ev, güzel de bir bahçenin ortasında bulunuyor. Günümüzde ise sanat villası adıyla biliniyor ve küçük bir müze-galeriye ev sahipliği yapıyor. Ben gittiğimde İlias Selfati adlı modern sanatçının eserleri sergileniyordu. At temalı resmi ve diğer çalışmaları giriş katındaydı. Üst katta ise Faslı sanatçıların, özellikle 20. yüzyılın ortasından Fas kırsalından insanların yüzlerini gösteren yağlı boya tabloların olduğu küçük kalıcı sergi hoşuma gitti. Ama zaten çok küçük bir yer, devasa Arap Birliği Parkı’nın bir köşesine yakın, belki zamanınız olursa uğrayabilirsiniz. Buraya giriş ücretsiz.

Villa des Arts, Kazablanka, Fas
Villa des Arts, son derece güzel bir sömürge dönemi eviymiş

El Hank Deniz Feneri

Ne yalan söyleyeyim, bu merkeze uzak, 2. Hasan Camisi’nin bayağı ötesindeki deniz fenerinin fazla bir esprisi yok. Yüksek bir kayalığın üzerine yapılmış 51 metrelik kocaman bir fener olması dışında burayı görülmeye değer kılacak bir şey göremedim fenerde. Ben gittiğimde kapısı kapalıydı, zaten ziyarete açık olduğu söylense de ne zaman açık olduğunu bilmiyorum. Ancak söylemem gerekir ki, fener sıradan olsa da Kazablanka şehrinin en güzel deniz manzaralarından birine ev sahipliği yapıyor burası. Her ne kadar oturacak bir bank olmasa da kalabalık olmayan bir ortamda güzel bir gün batımı izlemek istiyorsanız buraya gelebilirsiniz, yoksa es geçseniz de olur bence.

Notre-Dame de Lourdes Kilisesi

Burası oldukça ilginç bir yer. Özellikle pazar günü ayinden sonra buraya gelmeye çalışın derim. İçerisi şehirde yaşayan siyahi Afrikalıların bir karnavalını bulacaksınız adeta. Yanlış anlaşılmasın, bu insanlar Fas’a köle olarak getirilmiş, yüzyıllardır ülkede yaşayan Müslümanlaşmış Afrikalılar değil. Muhtemelen Kazablanka’ya iş için, biraz daha fazla para kazanmak için, belki de Avrupa’ya geçebilmek için buraya gelmiş ama bir şekilde bunu başaramadığı için kalmış kişilerdir diye bir yorum yaptım ben.

Notre-Dame de Lourdes Kilisesi yeni ve modern bir kilise, Fransız sömürgesinin son yıllarında yapılmış, 1954’te açılmış. İç kısımda Fransız sanatçı Gabriel Loire’ın elinden çıkan dikkat çekici renkli vitraylar bulunuyor. Dediğim gibi, ben gittiğimde içeride, bahçede, hatta buraya gelen yollarda güzelce giyinmiş yüzlerce siyah Afrikalı gördüm. İçerisi gerçekten panayır gibiydi, hatta siyahilerden oluşan koro neşeli birtakım ilahiler söylemekteydi. Burayı da özellikle pazar günü görmenizi tavsiye ederim, Fas’ta kolay kolay bulamayacağınız bir ortamla karşılaşacağınızı garanti ederim.

Notre Dame de Lourdes Kilisesi, Kazablanka, Fas
Lourdes Kilisesi, Kazablanka’daki bir diğer Fransız dönemi yapısı

Kilise bahçesinin sağ tarafında bir mağara (grotte) bulunuyor, kiliseye adını veren Fransa’daki meşhur Lourdes şehrinde yaşanan Meryem’in göründüğü iddia edilen mağaraya ithafen yapılmış, bu mağaranın bir kopyası. Kiliseyi ziyaret edenler bu mağarada mum yakıyor, dilekte bulunuyorlar.

Fas Yahudiliği Müzesi

Fas’ın diğer kentlerinde olduğu gibi Kazablanka’da da büyük bir Yahudi varlığı varmış bir zamanlar. Ve yine diğer şehirlerde olduğu gibi artık çok küçülmüş bu varlığın hatırasını yaşattıkları modern bir müze bulunuyor burada.

Kazablanka şehir merkezinin dışında, Oasis denen malikanelerle dolu, son derece zengin ve bakımlı görünen bir mahallede bulunan müze, çok yakın zamanda Yahudi finansmanı ve kral 6. Muhammed’in de desteğiyle açılmış. Müze öncelikli olarak Kazablanka’daki, daha genel anlamda ise Marakeş, Suvayr ve diğer yerlerdeki bütün Fas’taki Yahudilerin tarihine odaklanıyor.

Bilgi levhasından ziyade pek çok fotoğraf, Tevrat rulosu veya menora gibi dini eşyaların yanında daha folklorik ögeler, kıyafet ve mücevherler, Yahudi zanaatkarların yaptığı eşyalar da bulunuyor. Hatta 90’ların sonuna dek mücevher ve takı zanaatkarlığı yapmış bir Yahudi’nin küçük dükkanını orijinal haliyle müzeye taşımışlar, ben ilginç buldum. Müzede bunun dışında iki tane orijinal şekilde restore edilmiş küçük sinagog bulunuyor, dini kitaplar, İbranice öğreten kitaplar cam muhafazalarda sergileniyor. Müzenin giriş kısmında ise kralın 2011’de yaptığı açılış konuşmasından bölümler var, Fas’ta dini özgürlüklerin varlığından ve Yahudilerin ne kadar önemli bir yeri olduğundan söz ediyor. Ek bir bilgi olarak şunu belirteyim, Fas krallığı İsrail’le ilişkileri iyi olan bir ülkeydi her zaman ve İbrahim anlaşmalarını da imzalayan ülkelerden biriydi. Dolayısıyla Fas’ın geçmişindeki Yahudi varlığı unutturulmaya çalışılmıyor, tam tersine olabildiğince fazla göz önüne çıkarılıyor. Bu müze de bu çabanın ürünlerinden bir tanesi.

Müzeye giriş 50 dirhem. Gitmesi zor bir yer, konu da ilgi çekici gelmeyebilir, veya İsrail’in yaptıklarından sonra gitmemeyi tercih edebilirsiniz. Yine de Marakeş’teki Slat Al Azama dışında Fas’ta benzeri pek olmayan bir yer olarak, meraklısına ve zamanı bol olanlara tavsiye edebilirim.

Diğer yerler

Abderrahman Slaoui Müzesi var mesela, Arap Ligi Parkı’na çok yakın bir yerde bulunuyor. Ben maalesef açık saatlerini yakalayamadığım için gidemedim, ancak bir iş adamı ve koleksiyoncudan ismini alan bu müzede yerel mücevherler, resimler ve tarihi afişlerin yer aldığı bir koleksiyon yer almaktaymış.

Bunun dışında yerini bulduğum ancak giriş kapısının nerede olduğunu göremediğim için gidemediğim bir müze daha var, Abdelwahab Doukkali’nin Küçük Müzesi (Petit Musée Abdelwahab Doukkali) diye çevirebileceğimiz bu müze aslında çok kısa süre önce vefat etmiş sanatçının müzeye dönüştürülmüş kendi evi. Şarkıcı ve söz yazarı olarak Arap ülkelerinde şöhret kazanan Doukkali’nin gündelik ev eşyaları, müzik aletleri, kazandığı ödüller, aldığı hediyeler sergilenmekteymiş. Ayrıca terasında harika bir Kazablanka manzarası görebilirmişsiniz. Carl Ficke Villası’na çok yakında bulunan meydandaki 17 katlı gökdelenimsi binanın en üst katında yer alan müze-evin tabelasını göremediğim için üzgünüm, siz daha dikkatli araştırırsanız belki bulabilirsiniz.

Kazablanka’nın bir corniche‘i yani kordonvari deniz kenarı bir yürüyüş yolu bulunuyor. II. Hasan Camisi’ne bakan kayalık alandan başlıyor yol ki burada yüzen pek çok genci görebilirsiniz. Yaklaşık 1.5 kilometrelik sahil şeridi, Marina Shopping adlı büyük AVM’de son buluyor.

Onun dışında eski bir sömürge şehri olarak Kazablanka’nın farklı yerlerinde çok sayıda Avrupa yapısının hala ayakta olduğunu söylemek gerekir. Özellikle V. Muhammed Bulvarı’nın etrafında bu tarz çok sayıda yapı karşınıza çıkacak. En güzeli ise Rialto Sineması‘nın olduğu bina bence.

Rialto’dan bahsetmişken oraya çok yakın bir yerde bulunan Balık Pazarı’ndan da söz etmek isterim. Central Marketplace adıyla bilinen bu pazar alanında sadece şehir halkı balık ve deniz ürünleri alışverişlerini yapmıyor, aynı zamanda hem halk hem de turistler, bitişikte bulunan restoranlarda bunları yiyebiliyor da. Pek lüks ve klas gözükmese de bu mekanlarda oldukça uygun fiyatlara balık yiyebilirsiniz diyeyim, yemeseniz bile burayı görmeyi ihmal etmeyin bence.

Larbi Ben M'Barek Stadı, Kazablanka, Fas
Son derece retro bir hava taşıyan Larbi Ben M’Barek Stadı

Son olarak da her haliyle kendini etrafındaki yerlerden ayıran bir yerden söz etmek istiyorum. Casa Port istasyonuna çok yakın bir yerde bulunan Larbi Ben M’Barek Stadı’nı mutlaka görün derim. 1920’lerde Fransız sömürge döneminde yapılmış bu enteresan stadyuma Fas’ın yine sömürge yıllarındaki efsane futbolcusunun adı verilmiş. Tahta perdeli, tuhaf, çok eski bir yapı ama ben gittiğimde restorasyon çalışmaları yapılıyordu.

Kazablanka’da gezilecek yerler haritası

Kazablanka’da gördüğüm veya göremesem de görülmesi gerektiğini bildiğim yerleri işaretlediğim haritadan da Kazablanka gezinizde faydalanabilirsiniz.

Kazablanka’da toplu taşıma

Kazablanka’da oldukça iyi bir toplu taşıma sistemi var bence. Tramvay hatları şehrin birçok yerine ulaşımı sağlıyor. Tramvaylar da sık sık geçiyor. Tramvay hattını çok sık kullandım, nitekim gitmeye çalıştığım birçok yere tramvayla rahat bir şekilde ulaşabilme şansı veriyordu. Tramvaya binmek için duraklarda bulunan otomatlardan bilet almanız, durağa girerken sonra da çıkarken bileti gişe turnikelerine okutmak gerekiyor. Tek binişlik bilet 8, iki biniş 14 dirhem, kredi kartıyla bilet alınabiliyor.

Tramvaylar gerçekten çok yeni ve modernler, içinde kablosuz ağ var ve çalışıyor. Tramvay içindeki anons sistemi de gayet anlaşılır, tramvay hatlarının aktarma durakları da yeterli. Bu aktarmalar sayesinde Casablanca’daki birçok yere tramvayla gitmeniz mümkün kılınıyor. Duraklarda isimler Arapça, Fransızca ve yerel Berberi dili Amazigh alfabesiyle yazılıyor, kaybolmazsınız yani.

Tramvay, Kazablanka, Fas
Kazablanka’nın tramvay hattı 2012 yılında hizmete girmiş.

Yine Rabat’ta olduğu gibi Alsa’ya bağlı otobüsler de şehrin birçok yerinde dolaşıyor, ancak tramvay ağının ülkenin en büyük şehrine yaraşır bir kapsayıcılıkta olduğunu söyleyebilirim. Hatta şehrin futbol takımı Wydad’ın maçına giden pek çok taraftarla da tramvay yolculuğum esnasında karşılaştım, V. Muhammed Stadı’nın yakınlarına tramvayla ulaşılabiliyor.

Kazablanka’ya gelmeden izlenecek filmler

Bu konuda çok yaratıcı davranmaya gerek yok, elbette sinema tarihinin en bilinen klasiklerinden 1942 yapımı Casablanca filminden bahsetmeden geçmek mümkün değil. Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman gibi döneminin en şöhretli oyuncularından iki tanesini barındıran film, 2. Dünya Savaşı yıllarında Kazablanka’da rahatı yerinde bir yaşam süren, son derece bencil ve nihilist Rick’in, geçmişte gönlünde büyük bir yara açmış eski aşkı Ilsa ile yeniden karşılaşması sonucunda kendini zor bir durumda buluşunu ve hayatının en zor kararını vermek zorunda kalışını anlatıyor. Film elbette bu kadar basit şekilde anlatılacak bir film değil. Ve filmdeki olaylar kadar filmin çekildiği zamana ve olayların anlatılış şekline de bakmak gerekiyor. ABD’nin 2. Dünya Savaşı’na girişinden kısa bir süre sonra çekilen film, savaş devam ederken savaşın sonuna dair bir öngörü, Avrupalıların Amerikalıların yardımına ne kadar muhtaç olduğuna dair bir anlatım içeriyor da denebilir. Yine de, günümüzde izlediğimiz birçok savaş filmi savaştan sonra çekilmişken, savaş esnasında, hem de Almanlar hala son derece güçlüyken çekilmiş bir film bulmak tarihsel açıdan önemli bir bakış sunuyor bence.

Ha, bütün bunları konuşmuşken bütün bu hikayenin Kazablanka şehriyle alakasını sorgulayabilirsiniz, aslında yok. Nitekim bu filmde Kazablanka, Batılıların gözünde yeterince uzak ve egzotik olmanın ötesinde bir fonksiyonu olmayan bir yer gibi. Filmin tamamının California’da çekildiğini, Fas’a adım bile atılmadığını belirtmek gerekir. Kazablanka namına birkaç pazar yeri sahnesi, ortada koşturup bağırıp duran gürültücü fesli tiplerin ötesinde pek birşey yok. Yine de Kazablanka’nın günümüzde bir şöhreti varsa büyük ölçüde bu filme borçlu olduğunu da belirtmeden olmaz.

Biraz daha yaratıcı davranmam gerekirse de daha az bilinen, daha yeni ve gerçekten Kazablanka’da geçen bir film izlemek isterseniz de 2019 yapımı Adem filminden söz etmek isterim. Fas’ın Avrupa’da adından söz ettiren kadın yönetmeni Maryam Touzani’nin çektiği bir kadın filmi Adam. Medina bölgesindeki bir evde küçük kızıyla birlikte yaşayan ve giriş kattaki camekanından gözleme, ekmek gibi hamur işleri satarak hayatını kazanan Abla adlı bir kadının evsiz ve hamile Samia’yı yanına almasıyla birlikte yaşadıkları anlatılıyor. Bu filmde Kazablanka medinasının neye benzediğine dair iyi bir fikir veren pek çok görüntü var, tahmin ediyorum ki Fas’ta yalnız yaşayan bir kadının ne demek olduğunu da başarılı bir şekilde anlatıyor. Bu filmi de izlemenizi öneririm.

Son sözler

Kazablanka her açıdan bir ülkenin en büyük, en önemli şehri olmanın gerektirdiği özellikleri barındıran bir yer bence. Büyük bir nüfus, sağlam bir ulaşım sistemi, büyük havaalanı ve tüm ülke içi ulaşımın kesiştiği merkezi konumuyla Fas’a geldiğinizde mutlaka yolunuzun düşeceği bir şehir. Ancak Fas’ın imparatorluk başkentlerinden biri olmadığı için Marakeş veya Fes gibi medreselerin, tarihi camilerin harman olduğu bir yer olduğunu düşünmeyin. Daha çok Fas’ın sömürge geçmişiyle iç içe geçen, son 150 yılda büyüyüp bu hale gelen Kazablanka’yı bu gözle gezmenizi tavsiye ederim.

İletişim

Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Ayrıca Substack‘te de bir bülten yayınlıyorum, gördüğüm ülkeleri, ilginç bulduğum konuları bir konsept dahilinde aylık olarak paylaşıyorum. Buraya da abone olmak isterseniz beklerim.

Özetle söylemek gerekirse, gezmeye meraklı bir beyaz yakalıyım. Üniversiteyi bitirene kadar hiç yurt dışına çıkmadıysam da, sonrasında elimdeki imkanları olabildiğince kullanmaya çalışarak 40'tan fazla ülkeye gittim. Ülkeleri sokaklarında yürüyerek, bütün müzelere ve tarihi yerlere gitmeye çalışarak, az konuşarak, az yiyip içerek, çok yürüyerek, erken kalkıp erken yatarak gezmeyi severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir