Kazakistan’ın başkenti Astana’da gezilecek yerler
Astana’nın adını ilk kez çocukluğumda, Kazakistan başkentinin Almatı’dan taşınma sürecinde duymuştum. Bu taşıma olayına kadar orta ölçekli bir şehir olan Astana, başkent oluşunun ardından çok hızlı bir büyüme sürecine girdiği gibi inanılmaz bir başkalaşım yaşadı. Küçük bir Sovyet kentinden adeta fütüristik bir uzay çağı şehri manzarasına sahip oldu, en azından bizim bildiğimiz turistik yeni merkez kısmı öyle oldu. Planlı ve modern şehir yapılanmasının nasıl yapılması gerektiğine harika bir örnek oluşturma şansını nasıl değerlendirdiği tartışılabilir. Bugün ortaya çıkan Astana uçsuz bucaksız topraklar üzerinde aşırı geniş ve uzun bulvarları, inanılmaz yüksek gökdelenleri ve çok ilginç anıt ve devlet binalarıyla benzerine az rastlanacak türden bir şehir diyebilirim.
Turistik olarak derinliği tartışılacak olsa da bu ilginç şehirde birkaç günlüğüne yapılabilecek şeyler, görülebilecek yerleri bu yazıda sizlerle paylaşmak istiyorum.
Not: 2026 Ekim itibariyle 1 TL yaklaşık 9-10 Kazak Tengesi’ne, 1 Amerikan doları da yaklaşık 450 Tenge’ye eşitti, hesaplarınızı bu sayılara göre yapabilirsiniz.
- Astana tarihi ve isimleri
- Astana’ya nasıl gidilir?
- Astana’da gezilecek yerler
- Astana’da toplu taşıma
- Şehirde Nazarbayev etkisi
- Son sözler
Astana’nın tarihi ve isim değiştirme hikayeleri
Astana bölgesindeki yerleşimler 1000’li yılların başındaki Bozok kentine dek gidiyor olsa da burada modern bir yerleşimin kurulmaya başlanması ancak 1800’lü yılların başlarından itibaren olmuş. Orta Asya’ya hakim olmaya başlayan Rusların uç beyi gibi hareket eden Kazaklar (Kazakistan’daki Kazaklar değil, cossack olarak da bilinen Kazaklar) burada askeri bir üs kurmuş, adına Akmola veya Aqmola demişler. 1862’de buraya şehir statüsü verilmiş. Şehir o sıralarda Ishim veya Esil Nehri’nin kuzey (sağ) yakasında büyümeye devam etmiş. İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılan Kartaly-Akmolinsk Demiryolu hattı sayesinde kritik bir demiryolu istasyonu haline gelmiş. Nitekim o zamanın çok önemli bir kömür madeni şehri olan Karagandı’ya yakınlığından ötürü demiryolunun son istasyonu Akmolinsk‘e kurulmuş.
Stalin’in ölümünün ardından başa geçen Hruşçov devrinde burada bulunan uçsuz bucaksız ve tarıma elverişli düzlüklerin kullanılabilmesi için yoğun iç göç kampanyaları yapılmış, çok sayıda Rus ve başka ırklardan Sovyet bu topraklara yerleşmiş. 1961’de şehre “bakir topraklar şehri” gibi bir anlama gelen Tselinograd adı verilmiş. Bütün bu gelişme ve yoğun göçe rağmen burası bir Almatı (o zamanki adıyla Alma Ata) ve hatta bir Karagandı kadar bile önemli bir yer değilmiş.
1991’deki bağımsızlıktan şehrin adı yeniden Akmola yapılmış, 1994’te başkentin Almatı’dan buraya taşınmasına karar verilmiş, 1997’de başkent olmasının hemen ardından direkt “başkent” anlamına gelen Astana adı verilmiş buraya. Yeni başkent, Japon mimar Kisho Kurokawa’nın tasarımlarına göre ve ünlü İngiliz mimar Sir Norman Foster’ın aralara serpiştirdiği acayip yapılarla adeta evrim geçirip bambaşka bir yer haline gelmiş. Nehrin nispeten boş durumda olan güney kısmına yepyeni binalar, geniş bulvarlar, anıtlar, gökdelenler, parklar yapılmış. Şehrin nüfusu hızla artıp görüntüsü de adeta fütüristik bir hale gelmiş. 2019’da ülkeyi bağımsızlığından beri yönetmiş olan ve de Astana’yı -iyisiyle kötüsüyle- bugünkü haline getirmiş bir numaralı kişi diyebileceğimiz Nursultan Nazarbayev’in görevini bırakmasının ardından şehrin adı Nursultan olmuştu. Ancak 2022’de, son isim değişikliğinden sadece 3 yıl sonra Nazarbayev’in yeni başkanla ve yönetimle yaşadığı bazı sorunlar ve elinde tuttuğu son görevlerden de el çektirilmesi üzerine şehir -şimdilik- son kez isim değiştirerek tekrar Astana oldu. Şehrin özellikle yeni merkez (Kazakça Jana Ortalık) dedikleri bölümünde dolaşırken kendinizi bol gökdelenli bir ABD şehrinde geziyormuş gibi hissetmeniz çok mümkün.
Astana’dan bahsederken sürekli farklı isimler kullanmam muhakkak dikkat çekmiştir. Modern dünyada bir şehrin en çok isim değiştirme rekoru Astana’ya ait ki bu hiç sürpriz değil. Eski Sovyet şehirlerinde isim değiştirme mevzusu birçok şehirde 1-2 kez yaşanmıştır evet, ancak Astana kadar bol isim değiştiren bir yer ben hatırlamıyorum ki bu konuda bir Guinness rekoruna da sahip zaten. Ne diyeyim, şehir sakinlerinin akıl sağlığı açısından başka değişiklik olmamasını umut ederim.
Astana’ya nasıl gidilir?
Astana’ya Türkiye’den gitmenin makul yolu elbette havayolu. Nursultan Nazarbayev Uluslararası Havaalanı’na (onun adını değiştirmemişler en azından) Türkiye’de Ankara, Antalya ve İstanbul’dan düzenli seferler AJet, Pegasus ve THY tarafından yapılmakta. Bir fikir vermesi açısından, İstanbul Sabiha Gökçen’e Astana’dan yaptığım yolculuğun 4 saat 50 dakika kadar sürdüğünü not etmek isterim. Ek olarak, Almatı’ya gelip oradan Air Astana aktarmasıyla Astana’ya gelebilmeniz de mümkün.

Tabii benim de yaptığım gibi zaten Kazakistan’a, Almatı’ya gelmişseniz demiryoluyla ulaşım seçeneğini de gözden geçirebilirsiniz. Yaklaşık 1200 km mesafede bulunan Almatı’dan her gün birkaç tane tren Astana’ya kesintisiz ulaşım sağlıyor. En hızlı giden trenin yaklaşık 17 saatte gittiği söyleniyor ancak benim yolculuğum yaklaşık 18.5 saat sürmüştü. Sürenin kısa olmadığını kabul ediyorum, ancak yataklı vagonların gayet konforlu olduğunu söyleyebilirim, hele trene yorgun bindiyseniz güzelce dinlenme imkanı vereceğini de belirtmek isterim. Çok küçük çaplı bir Transsibirya Ekspresi deneyimi yaşamak isteyenlere tavsiye edebilirim.
Havaalanı ve Tren Garı’ndan merkeze ulaşım
Bu yazıyı 2025’te veya daha öncesinde yazmış olsaydım burada belediye otobüsü gibi seçeneklerden bahsetmem gerekecekti. Ancak 2026 yılının Mayıs ayında hizmete giren Tarlan adını verdikleri hafif raylı tren sistemi sayesinde merkeze ulaşım oldukça kolaylaşmış vaziyette. Havaalanının 2 numaralı terminaline bitişik bulunan duraktan trene binip 25-30 dakika içinde merkeze rahatça ulaşabilirsiniz. Ek olarak, şehre tren yoluyla gelip, yeni tren istasyonu Nurly Zhol’da (Işıklı Yol) indiyseniz, aynı şekilde Tarlan’a binip 10-15 dakikada yine merkeze gelebilirsiniz. Nitekim Tarlan’ın ilk durağı havaalanı, son durağı da tren istasyonu.
Tarlan’a binmek de son derece kolay. İstasyonlarda bulunan otomatlardan kredi kartınızı kullanarak 200 KZT karşılığında tek binişlik tren biletini hemen alıp üzerindeki barkodu okutarak platforma geçebiliyorsunuz.
Astana’da gezilecek yerler
Baiterek
Astana -en azından bir zamanlar- bir Nazarbayev şehriyse bunun en net simgesi Baiterek veya Bayterek dedikleri kuledir. Bu kule hem büyüklüğüyle, hem sembolizmiyle Astana’yı tanımlayan yerlerin başında geliyor. Bir kavak ağacı şeklinde düşünülen kule, bir anlamda hayat ağacı gibi düşünülmüş (bu arada terek Kazakça kavak demek). Ağacın dallarının en tepede açıldığı noktada altın rengi bir gözlem kulesi var, o da bir çeşit Samruk yani Simurg kuşunun yumurtasını simgeliyor ki bu kuş Astana’nın bir diğer önemli anıtı Kazak Eli’nde de gösterilmekte. Mutluluğu simgelen samruk kuşu, onun geleceğe dair umutlar taşıyan yumurtası ve hayat ağacıyla Kazakistan’ın geleceğe umutlu bakan genel bir konsept ortaya çıkıyor.

Bu kulenin tasarımını Nazarbayev yapmış. Aklında kulenin şeklini yaklaşık olarak bir kağıda çiziktirmiş (hatta o kağıt şu an Ulusal Müze’de sergileniyor). Mimar Akmurza Rustembekov da bu çizime çok yakın kuleyi ortaya çıkarmış. Şehrin bugün en önemli simgesi diyebileceğimiz Baiterek’in toplam yüksekliği 105 metre olsa da asıl gözlem kulesi kısmı 97 metre yükseklikte. Bu özellikle böyle yapılmış, şehrin 1997’de başkent olmasına bir ithaf olarak düşünülmüş. Şehrin bu yakasının adeta bomboş olduğu zamanlarda yapılan ilk büyük anıt olduğunu, o zamanın fotoğraflarından anlıyoruz.
Baiterek’e uzaktan bakıp geçebilirsiniz (zaten görmesi zor bir yer değil), ancak kulenin içine gidip, asansörle yukarı çıkıp gözlem katından acayip fütüristik Astana manzaraları da görebilirsiniz. Ben gündüz gittim ama akşam hava karardıktan sonra eminim daha da ilgi çekici oluyordur buradaki manzaralar. Kuleye çıkmak için yapmanız gereken, kulenin altındaki girişten girip, eşyalarınızı vestiyere bıraktıktan sonra bilet gişesi kuyruğuna girmek. Günün geldiğiniz saatine göre kuyruk uzun olabiliyor ama bir şekilde bittikten sonra bu sefer de asansör kuyruğuna giriyorsunuz. 10 kişilik asansöre bindikten sonra yaklaşık 1 dakika gibi bir sürede 97 metredeki gözlem katına çıkmış oluyorsunuz. Gözlem bölümü de kendi içinde iki ayrı kattan oluşuyor, üst katta küçük bir kafe yer alıyor. Manzara eşliğinde oturup birşeyler içebilmek mümkün yani. Ama buradaki asıl atraksiyon, üst katın da üzerinde bulunan, spiral merdivenle çıkılan platformda yer alıyor.
Kazakistan’ı bir süre gezdikten sonra aşina olacağınız, farklı yerlerde karşınıza çıkan bir mizansen var, Nursultan Nazarbayev’in 1991’de cumhurbaşkanı olurken anayasa kitabının üzerine el koyup yemin ettiği anı değişik yerlerde, heykele dönüştürülmüş şekilde görüyorsunuz. Bu heykellerde açık bir kitap oluyor, kitabın bir sayfasında Kazakistan Anayasası yazıyor, diğer sayfasında ise bir el izi var sadece. Bu el Nazarbayev’e ait ve Bayterek’in tepesinde de bu mizansen kurulmuş vaziyette. Ziyaretçiler bu kata çıkıp, uzun kuyrukları geride bıraktıktan sonra anayasa kitabının başına geçiyor, elini Nazarbayev’in elinin üzerine koyuyor, bu esnada yüzleri meclis ve başkanlık sarayına dönmüş oluyor ve bir dilek tutuyorlar. Sadece fotoğraf çektirmek yerine bir de dilek tutmak ve dileğin gerçekleşeceğine inanmak oldukça tuhafıma gitti doğrusu, siyasi bir olayın simgesini bir çeşit çaput bağlanan dilek ağacına çevirmek pek gördüğüm bir durum değil. Ama Nazarbayev’in Astana’da ne kadar büyük etkisi olduğunu sürekli söylüyorum, bu da onlardan bir tanesi sadece.
Baiterek’in giriş katında da küçük bir galeri var, bazı folklorik eşyalar, örnek bir yurt’un (büyük çadır) içi ve Altın Adam’ın bir kopyası bulunuyor ki onu Ulusal Müze bölümünde biraz daha ayrıntılı anlatacağım.
Baiterek’in gözlem kulesine çıkış ücreti 2500 Kazakistan Tengesi. Astana’nın bir numaralı atraksiyonunu üşenmezseniz muhakkak öneririm.
Ak Orda Başkanlık Sarayı ve Nurzhol Bulvarı
Kazakistan son derece merkeziyetçi bir devlet diyebiliriz, başkanlık sarayı da şehrin merkezinde ama yaklaşması pek mümkün olmayan bir noktada yer alıyor. Şehrin farklı yerlerinden, mesela Syganak Köprüsü’nden karşıya geçerken görülebilen mavi kubbeli bu büyük sarayın önündeki meydanın iki tarafında ise Kazakistan Parlamentosu ve Hükumet Binası bulunuyor. Onların önünde de altın sayısı camları olan iki yüksek kule, bu kulelerde ise çeşitli büyük şirketler yer alıyor. Ak Orda’nın yakınına gelip fotoğraf çekmeyi her turist ister, ancak önündeki meydana çıkan yolları ve köprüleri polis ve güvenlik görevlileri kapatıyor, elinizi kolunuzu sallayıp buraya giremiyorsunuz. Benim sadece yolun karşı tarafındaki köprüye çıkıp uzaktan fotoğrafını çekecek kadar yaklaşmama izin verdiler örneğin. Ama açıkçası daha fazla zorlayıp risk almanın hiçbir anlamı yok, alt tarafı bir başkanlık sarayı.

Ak Orda’ya sırtınızı verip diğer tarafa yürümeye başladığınızda zaten önünüze Bayterek çıkıyor. Bayterek’ten itibaren uzun ve büyük bir parkın içinden geçerek ilerliyorsunuz. Bu parkı çevreleyen yola da Nurzhol Bulvarı diyorlar. Astana’nın en turistik yerleri bu Nurzhol (Nurjol gibi okunuyor) yani Işık Yolu bulvarı çevresinde bulunuyor, buraları görmeden geçmeniz söz konusu bile olmaz. Nurzhol Bulvarı yaklaşık olarak Bayterek’ten başlayıp Khan Shatyr (Han Şatır) adlı alışveriş merkezine kadar uzanıyor. Park içinde çeşitli havuzlar, farklı heykeller ve ağaçlar, çiçekler yer alıyor. Bunun haricinde yolun iki yanında alışveriş merkezleri, restoranlar ve iş merkezleri sıralanmış durumda. Tabii Astana’nın diğer yerleri gibi caddenin iki tarafı arasında insanlık dışı mesafeler var, dolayısıyla bu bulvar da fazlasıyla geniş ve ferah diyebilirim.
Yolda ilerledikçe H şeklinde bir iş merkezine, onun ötesinde Aşıklar Parkı adlı küçük bir parka (ki önünde çok güzel bir genç kadın ve erkek heykeli var) ve sonunda devasa bir çadır şeklindeki Han Şatır’a varılıyor. Han Şatır‘ın içinde büyük bir AVM, bir sürü mağaza ve çocukların zaman geçirmesi için dinozorlu oyuncaklar falan var. Her ne kadar Nurzhol Bulvarı üzerinde Keruen (Kervan) gibi başka AVM’ler de olsa da Han Şatır şehrin en ünlü yapılarından biri olarak görülmeyi her türlü hak ediyor. Buraya ulaşmak için de en azından bir kere bütün bulvarı başından sonra yürüyüp Bayterek’in farklı görünümlerini yakalamanızı öneririm.
Ulusal Müze
Gördüğüm bütün ülkeler içinde birden fazla ulusal müzesi olan ilk yer Kazakistan oldu sanırım. Almatı’daki ulusal müzeyi gördükten sonra Astana’dakinin ne kadar farklı olduğunu merak ediyordum, aynı şeyleri mi gösterecekler diye düşünüyordum ama benzerlikler olsa da (örneğin folklor ve etnografya temalı odalar resmen aynı, aynı dombıralar, aynı yurtlar iki tarafta da var) yine de farklı şeylerin bulunduğunu, buraya da zaman ayırmak gerektiğini söyleyebilirim.
Müzede Kazakistan’da antik çağlardan itibaren bulunmuş buluntular sergileniyor. Altın Orda Devleti’ne ayrı bir oda ayrılmış. Altın Orda’nın bütün hanlarının portrelerinin yer aldığı ve onların hayatı hakkında bilgi verilen bir bölüm var ki zaten onların soyundan gelen Kerey ve Canibek kardeşler, Kazak Hanlığı’nın kurucusu olmuşlardı. Sonrasında Kazak topraklarında yetişmiş büyük şahsiyetlere ayrılan bir salon geliyor, Ahmet Yesevi’den Farabi’ye, Abay Kunanbay’a, Alaş hareketinin öncülerine değiniliyor. Sonra da Sovyet yıllarında yaşanan zorluklara değiniliyor, modern Kazakistan odasında Nazarbayev ağırlıklı olarak bağımsız Kazakistan tarihinde yaşananlar anlatılıyor.

Astana’daki diğer pek çok yer gibi yine son derece büyük ve modern bir binaya kurulmuş olan ulusal müzedeki en önemli eser, hiç kuşkusuz Altın Adam dedikleri antik buluntu. Issık Kurganı’ndan 1969’da çıkarılan, daha sonra restore edilerek bugünkü haline getirilen Altın Adam, üzerindeki inanılmaz detaylı altın plakalarla dolu kıyafetiyle dünyada eşine pek rastlanacak türden birşey değil. MÖ 5-4. yüzyıla tarihlenen kıyafetin bir Saka savaşçısına ait olduğu tahmin ediliyor. Binlerce yıldır aynı göz kamaştırıcılığı korumuş olması, 60 yıl öncesine kadar kimsenin bilmediği birşeyin bugün büyük bir ülkenin adeta maskotu haline gelmesi de az bir iş değil.
Ulusal Müze’de tabii ki sadece Altın Adam ve diğer bahsettiğim yerler yok. İçinde mamut ve dinozor iskeletlerinin ve envai çeşit fosillerin bulunduğu paleontoloji odası, Kazak sanatçıların eserlerinin sergilendiği bir güzel sanatlar bölümü, Astana’ya ayrılan ayrı bir oda gibi çok sayıda yer bulunuyor. Ama Altın Adam kadar ilgi çekici bulduğum bir bölüm daha vardı, orası da eski Türk hanlıklarına ait yazıtlar, steller ve balbal gibi heykellerin olduğu odaydı. Orhun Yazıtları’nın en önemlilerinden olan Kültigin anıtının kopyasının yanında Bilge Kağan, Tonyukuk gibi isimlere ait başka stelleri görünce gerçekten Moğolistan’a gidip bu devasa anıtları göresim geldi diyebilirim.

Astana’daki Kazakistan Ulusal Müzesi’ne giriş ücreti 5000 Tenge, ancak Altın Adam’ı da görmek isterseniz ki bence mutlaka görmelisiniz, giriş ücreti 6000 Tenge oluyor. Parayı ödeyince size bir yaka kartı verilecek, o kartta Full yazdığında Altın Adam dahil her yere girebilirsiniz anlamına geliyor. Orta Asya’nın en büyük müzesine mutlaka uğrayın derim, zaten Tarlan’ın National Museum durağı, müzenin hemen yanında bulunduğu için ulaşımı oldukça kolay diyebilirim.
Başkanlık Merkezi ve Müzesi
Burası da Astana’daki son derece ilginç yerlerden bir tanesi bana göre ve siyasi tarihe ilgisi olanların kesinlikle görmesi gereken bir yer. Çünkü Başkanlık Merkezi’nde bulunan müzede Kazakistan Cumhuriyeti’nin tarihine ve özellikle iki cumhurbaşkanına odaklanıyor.
Müzede Kazakistan’ın bağımsızlık öncesi tarihine uzunca yer ayrılıyor, sonra da bağımsız Kazakistan’la ilgili bölümler geliyor. İlk başkan Nursultan Nazarbayev’in o her yerde gördüğümüz el bastığı anayasa heykeliyle anlatılmaya başlıyor bütün hikaye. Kazakistan’ın geçmişine dair pek çok bilgi levhasının yanında bağımsızlıktan sonra Nazarbayev’in ve 2019’dan beri ülkeyi yöneten Kasım Cömert Tokayev’in icraatlarına, başkan olarak yaptıklarına, kişisel eşyalarına, başkan olarak kendilerine gelen bir yığın hediyeye, genel olarak ülkede başarılanlara (örneğin Tenge para birimine geçiş, sınır komşularıyla sınır anlaşmazlıklarının kesinleştirilmesi) yer veriliyor. İki liderin başka dünya liderleriyle buluşmalarından fotoğraflar ve ülkenin farklı alanlarda elde ettiği başarılar da müzede gösteriliyor, her müzede gördüğümüz o 3 Kazak kozmonotla birlikte özellikle spor konusunda ülkenin çıkardığı şampiyonlara ayrılan bir oda bulunmakta. Motosikletiyle 175 ülke dolaşan Dimitri Petruhin’in hediye ettiği motosikleti de müzede sergileniyor. Kazak başkentlerinin tarihine ve Astana’nın başkent oluşuna dek yaşadıkları da müzede anlatılmakta. Bunun dışında şu anki başkan Tokayev’in ortaya koyduğu “Sadece Kazakistan” hedefine yönelik söylemler, uygulanacağı taahhüt edilen prensipler de ayrıntılı şekilde anlatılıyor, bu yönüyle buranın turistlerden çok Kazak vatandaşlarına yönelik bir niteliği bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu mekanla ilgili en ilginç konu şu oldu benim için: Astana’ya gelmeden önce yaptığım araştırmalarda Birinci Başkan Müzesi diye bir yer olduğunu görmüş, buraya giderken oraya gittiğimi sanmıştım. Müzede Nazarbayev’in şahsi kültüne yönelik bir sürü şey göreceğimi düşünüyor, bir ulu önder anlatısı bekliyordum. Ancak benim gittiğim müzede Nazarbayev’le birlikte Tokayev de son derece genişçe anlatılıyor. İki başkan da esasen benzer seviyede gösteriliyor diyebilirim, ikisinin de başardıkları olabildiğince “objektif” bir bakış açısıyla ele alınmaya çalışılıyor diyelim. Eskiden Nazarbayev’e adanmış olan bir başka müze de şehrin kuzey yakasındaymış, ancak orası da şu anda Belediye Binası olarak hizmet veriyor. Hatta meşhur Altın Adam eskiden buradaymış, sonra Ulusal Müze’ye götürülmüş. Yani ülkede 2022 sonrası Nazarbayev’in adını olmasa bile kültleştirilmiş karakterini insani seviyelere indirme çabasının bariz olduğunu ben bu müzede olan ve olmayan şeylerle birlikte açık şekilde gördüm diyebilirim.
Müzenin bulunduğu alanda çok büyük bir başkanlık kompleksi bulunuyor bu arada. Yan tarafta Norman Foster tasarımı göz şeklinde bir bina var, orası da kütüphaneymiş kapıdaki askerin dediğine göre. Belki de Nazarbayev’e ayrılan müze orası, internette buna dair de birşeyler buldum. Ancak o taraftaki kapıda bulunan asker beni içeri almadı. Başkanlık Merkezi denen yerdeki kapıdan içeri giriliyor, orada da yukarıda anlattığım müzeyle karşılaşacaksınız. Tam lokasyonu aşağıdaki gezilecek yerler haritasında görebilirsiniz.
Başkanlık Merkezi’ne ve resmi adıyla Kazakistan Cumhuriyeti Başkanlık Merkesi Müzesi’ne giriş ücretsiz.
Barış ve Uzlaşma Sarayı (Palace of Peace and Reconciliation)
Burası Bağımsızlık Meydanı’nın karşısında bulunuyor. Yine Norman Foster’ın planladığı bu piramit şeklindeki bina, Astana dendiği zaman akla gelen yerlerden bir başkası. Kazakistan’ın farklı kültürlerinin bir arada yaşayabilmesini sembolize eden bu yapıda 1500 kişilik bir opera salonu, diğer etkinlikler için salonlar ve sergiler ve küçük bir müze bulunuyor. Ben sadece dışarıdan görmekle yetindiğim için kesin konuşmayayım ancak bence siz de böyle yapabilirsiniz, özellikle Ulusal Müze’yi gördüyseniz.
Askeri Tarih Müzesi (Military Historical Museum)
Nehrin kuzey yakasında bulunan Askeri Tarih Müzesi, mavi kubbeli son derece dikkat çekici bir binaya kurulmuş. 2015’te Savunma Bakanlığı’nın inisiyatifiyle açılan müze, Kazakistan Silahlı Kuvvetleri’ne dair bol miktarda bilgi ve belge içeriyor. Giriş katında hava, kara, deniz kuvvetlerinin geçmişi, şimdiki komutanları, önceki genelkurmay başkanları ve diğer komutanları gibi biz yabancıları çok da ilgilendirmeyecek kısımlar var. Üst katlarda bence biraz daha ilgimizi çekebilecek kısımlar var. Kazak topraklarından geçmiş Türkler de dahil kavim ve devletlerin askerleri, silahları, kıyafetleri ve taktiklerine dair bilgiler yer alıyor buralarda. Modern Kazakistan’ın öncülü olarak kabul edilen Kazak Hanlığı’nın silahlı gücüne, 1. Dünya Savaşı sonrası bağımsız Kazakistan için çaba sarfetmiş “Alaş” hareketinin ordusuna ve tabii ki Sovyet döneminde katılınan savaşlara değiniliyor. 1. Dünya Savaşı, Rus-Japon Savaşı ve elbette 2. Dünya Savaşı’na ait geniş bölümler bulunuyor. Savaştıkları cepheleri, Kazak askerlerinin yaptıklarını uzun uzun anlatıyorlar. Asker olan veya olmayan sporcuların uluslararası müsabakalardaki başarılarına da değiniyorlar. Ayrıca Kazakistan’ın silahlı kuvvetlerine verilen ödül ve plaketler de sergileniyor, aralarında Türkiye’den gelen plaketler de bulunuyor.

Özetle bu müze oldukça büyük ve kapsamlı olsa da biz turistlere o kadar fazla hitap etmiyor diyebilirim. Bununla birlikte Askeri Tarih Müzesi’ne giriş ücreti oldukça düşük, sadece 500 Tenge.
Eski Merkez
Şu ana kadar anlattığım her yer şehirde son 30 yıl içerisinde yapılmış, turist rehberlerinde adını üst sıralarda gördüğümüz türden yerler. Bunlara kendimce bir ek yapmak istiyorum. Bahsettiğim gibi şehrin Tselinograd olduğu zamanlarda çoğunlukla nehrin kuzeyinde yani sağ yakasında yaşıyormuş insanlar. Nazarbayev’in Astana’sı şehrin merkezini sol yakaya taşıyınca bu taraf gözlerden uzak kalmış gibi. Sizlere önerim, Astana’ya geldiğinizde zamanınız olursa bu karşı yakayı da görmeniz olur. Nitekim burada öyle uzaydan inmiş gibi görünen anıtlar, devasa gökdelenler yok. Burada eski Sovyet havası çok daha net hissediliyor, bununla birlikte yekpare büyük blok apartmanlarla da kaplı değil. Daha mütevazi evler ve caddeler, daha az trafik, daha sessiz bir ortam var eski merkezde.

Rota olarak şöyle bir yol çizebilirsiniz: Astana Merkez Parkı’ndan yaya köprüsünü kullanarak karşıya geçin. Beibitshilik (Barış) Caddesi ve o civarda dolaşın. Abay heykelinin, Astana Filarmoni Konser Salonu’nun etrafında gezinip, Azerbaijan Mambetov Caddesi’ni takip ederek Atyrau Köprüsü’nden geri dönün. Şehrin o fütüristik haline gelmeden önce son derece mütevazı olduğunu, üstelik bu kısımların büyük oranda korunduğunu kendi gözlerinizle görün. Yol üstünde Mambetov Caddesi’nden geçmeyi unutmayın, yürüyüş yolunda müzisyen figürleri şeklinde sokak lambaları var, Almatı Köktöbe’dekini hatırlatır şekilde bir Beatles heykeli de var. Özellikle Filarmoni Orkestra salonuyla Kenesarı Han heykeli arasındaki kısım gayet keyifli bir yer bence.
Anıtlar ve meydanlar
Astana yeni bir şehir olduğu için öyle her köşe başında önünüze bir anıt, bir heykel çıkan bir yer değil. O konuda biraz geriden geldiklerini söyleyebiliriz. Ancak tabii ki planlı bir şehirde çok sayıda meydan bulunur, meydanların ortasına da çeşitli anıtlar yerleştirilebilir. Astana’da bu tarz yapılmış çok sayıda meydan ve onların ortasında çeşitli anıtlar bulunuyor. Astana’daki en büyük ve önemli meydan olarak Bağımsızlık Meydanı‘nı anmak gerekiyor. Ulusal Müze ile Hazret Sultan Camii arasında kalan alanda yapılan bu meydanda çok önemli bir anıt yer alıyor, Kazak Eli Anıtı dedikleri büyük sütundan bahsediyorum. Kazak Eli, Kazak Ülkesi anlamında kullanılıyor, bu 91 metrelik sütunun tepesinde altın renkli bir simurg kuşu bulunuyor ki Baiterek’te de simurg yumurtası olduğunu düşünürsek, bu iki birbirine benzer yükseklikteki anıtın ortak bir konsept dahilinde yapıldığını sanırım söyleyebiliriz. Kazak Eli Anıtı’nın arkasında Birlik anıtı dedikleri bir başka anıt var, 11 farklı karakterin gösterildiği anıtta Kazakistan ülkesindeki farklı kesimlerin birliği ön plana çıkarılıyor. En anlayamadığım sembol, elinde şampiyonluk kemeri tutan boksördü.

Bağımsızlık Meydanı’nda birkaç tane daha benzer anıt var, örneğin devasa bir ağaç yaprağı şeklindeki LED ekranlar oluşan, Barış Duvarı (Wall of Peace) adlı anıttan bahsedebiliriz. O ekranlarda konsepte uygun görüntüler gösteriyor, çoğunlukla benim de gördüğüm gibi dalgalanan Kazakistan bayrağı gösteriliyor.
Bir başka önemli anıt ise, Sovyetik ekole ait, bütün eski SSCB ülkelerinde gördüğümüz Anavatanın Savuncuları (Defenders of the Motherland Monument) anıtı, bilindik şekilde 2. Dünya Savaşı’ndaki zafer anısına yapılmış, önünde sönmeyen bir ateşin yandığı, ortada anavatanı simgeleyen bir kadın figürünün olduğu bir heykelin yer aldığı, en arkadaki kabartmalarda ise 1. ve 2. Dünya Savaşı resmediliyor.
Bunlar dışında şehirde çeşitli parklar var, içinde bir Atatürk anıtının olduğu Atatürk Parkı mesela. Ya da Astana Merkez Parkı var, içinde bir lunparkın yer aldığı, Astana’nın kuzeyine geçilen köprülerin içinde bulunduğu güzel bir park olduğunu söyleyebilirim.
Cami ve kiliseler
Pek çok eski Sovyet şehri gibi Astana’da da çok sayıda dini yapıya rastlayamıyoruz. Ancak burası 1997’den sonra planlı bir şekilde adeta sıfırdan inşa edilmiş olduğu için, bu yapıların eklenmesi biraz daha planlı ve geniş kapsamlı olmuş gibi düşünebiliriz. Yani şehirde elbette Rus Ortodoks kiliseleri var, ancak Yunan ve Ukrayna Ortodoks kiliseleri de, bir Katolik kilisesi ve hatta bir Mormon kilisesi de bulunmakta. Ancak bunların hiçbirinin öyle göz alıcı yapılar olduğunu söyleyemeyiz.

Şehirdeki camiler ise daha görkemli. Öncelikli olarak Bağımsızlık Meydanı dedikleri yere yakın bir konumda bulunan Hazret Sultan Camisi‘nden bahsedebilirim. Birazdan adını anacağım Ulu Cami yapılana dek ülkenin en büyük camisi burasıymış. 4 minareli, Türkiye’deki camilere benzeyen oldukça devasa bir cami olduğunu söyleyebilirim buranın. Onun dışında merkezde, Han Şatır’a yakın tarafta bulunan El Farabi Camisi‘ni anayım. Yakın zamana kadar buranın adı Nur Astana Camisi’ymiş ki Farabi, bugün Kazakistan toprakları içinde kalan bir şehirde doğduğu için adını Almatı ve Astana’da belli yerlerde görebilmekteyiz. Altın renkli kubbesiyle dikkat çekiyor burası da.
Son olarak da ben gitmemiş olsam da uzaktan gördüğüm eski adıyla Ulu Cami, yeni adıyla Nursultan Camisi‘nden bahsetmek isterim. Henüz 2022’de açılan, ve 2026 Nursultan adı verilen cami, sadece Kazakistan’ın değil, bütün Orta Asya’nın en büyük camisiymiş. Merkezden uzak bir yerde, havaalanına yakın bir konumda bulunuyor ki havaalanına trenle giderken yolun solunda mutlaka görürsünüz bu devasa camiyi.
ALZhIR
Astana yakınlarında tarihi bir yapı, bir antik kent yok. Zaten buradaki yerleşik tarihin ne kadar yakın zamana dayandığından bahsetmiştim. Ama Kazakların yakın dönem tarihi açısından önemli buldukları bir yer var. Rusça kısaltması ALZhIR olan, açılımı Akmolinsk Vatan Hainlerinin Eşleri Kampı gibi birşey. Evet SSCB’nin ücra bir köşesinde olsa da bugünkü Astana’ya 35-40 km mesafede bulunan bu çalışma kampında vatan hainliği, halk düşmanlığı yaptığı düşünülerek hapse atılan, sürgüne gönderilen, infaz edilen kişilerin eşleri yaşamışlar. Tamamen kadınlara ayrılmış bir kampmış yani.
1938’den 1953’e yani Stalin’in ölümüne kadar faal olan kamptan yaklaşık 18 bin kadının yolu geçmiş. İçlerinde oldukça tanınmış kişilerin eşleri de var, bizzat kendisi daha sonra ün kazanmış önemli kişiler de bulunmakta. 2007 yılında bu kampın olduğu yere bir anıt ve bir müze açılmış. Müzede buradan yolu geçen kişilere ait bilgiler, o kişilerin anlattığı hikayeler ve kullandıkları gündelik eşyalar sergilenmekteymiş. Eski Sovyet ülkelerinde sık sık gördüğümüz, Stalin dönemi kamplarına ve baskılarına yönelik müzelerin Kazakistan’daki karşılığı diyebiliriz buraya. Elbette birçok kişinin haksız yere kamplarda ömür çürüttüğünü biliyoruz, ancak tek suçu vatan haini kabul edilen kişilerle evli olmak olan kişilerin de benzer koşullara maruz bırakılması, suçun şahsiliği muhabbetini düşündüren, eşit derecede üzücü ve haksız bir durum yaşatmış diyebiliriz.
Ben kendim gidemedim ancak Astana şehir merkezine 45 kilometre kadar uzakta bulunan bu kampın olduğu Akmol kentine giden 312 numaralı otobüs ile Alzhir’e gidilebildiği bilgisini paylaşmak isterim. Bu otobüs yaklaşık yarım saatte bir kalkıyor ve Han Şatır AVM’sinin önündeki yoldan geçiyor. Yandex Maps ile kontrol edebilirsiniz tam güzergahı ve kalkış saatlerini.
Astana’da gezilecek yerler haritası
Astana’da çoğunluğunu gördüğüm, bir kısmını da görmeyi planladığım ancak gitmediğim yerlerin bir haritasını sizlerle paylaşmak isterim.
Astana’da toplu taşıma
Astana gibi çok yakın zamanda ve son derece planlı kurulmuş bir şehirde ulaşımın, trafiğin, toplu taşımanın son derece iyi durumda olmasını bekleriz doğal olarak. İnanılmaz genişlikte bulvarlarına rağmen şehrin çok merkezi yerlerinde akşam iş çıkış saatlerinde trafik olduğuna tanık oldum.
Şehir içinde birçok yere otobüsle gidilebilse de otobüse binebilme, bilet alabilme konusunda sıkıntılar yaşanabildiğini okudum. Otobüslerdeki QR kodlarını kullanarak uygulamadan ödeme yapma veya Kazak kredi kartlarıyla ödeme imkanları olsa da, biz turistlerin kullanacağı yabancı kredi kartları çalışmıyor. Almatı’daki gibi şoföre nakit verme yöntemi işe yarıyor mu, bunu kendim denemediğim için bilmiyorum. Otobüs takibi için Yandex Maps veya 2GIS gibi uygulamaları kullanabilir, taksi ihtiyacınız olursa da Yandex Go’ya başvurabilirsiniz.

Açıkçası hafif raylı taşıma sistemi Tarlan‘ı gördükten sonra buraya tam zamanında gelmişim dedim. Nitekim son derece modern bir sistem olmasının yanında şehrin en önemli ulaşım kanallarını merkeze bağlaması, havaalanı ve ana tren garına zahmetsizce ulaşımı sağlamasıyla gerçekten toplu taşıma seviye atlamış. Şehrin kuzeyine de uzatılsa, ulaşım konusunda pek eksiği kalmamış olur bence, zaten uzatma çalışmalarını ve inşaatları bizzat gördüm. Tabii bu kadar geniş caddelerle dolu bir şehirde bir yerde dolaşmak her şekilde zor olsa da raylı ulaşımın yaygınlığını çok değerli buluyorum. Bilet almak ve treni kullanmak hakikaten çok kolay, otomattan kredi kartı veya nakitle tek biniş için 200 tengeye bilet alınabiliyor. Olabildiğince bu metroya güvenmeye çalışın derim. Tarlan’ın sabah 6 ile gece 11 arasında çalıştığını da belirteyim.
Astana’da Nazarbayev etkisi
Yazının en başından beri çok kereler Nursultan Nazarbayev’in adını andım. Başka herhangi bir şehir rehberimde bir devlet başkanından bu kadar çok bahsettiğimi hatırlamıyorum. Ama bu yazı bunu hak ediyor. Yazı içinde defalarca tekrar ettiğim gibi Astana başkent olmadan önce orta ölçekli sıradan bir şehirdi. Nazarbayev’in başkenti Almatı’dan buraya taşıma kararı ve sonrasında uygulamaya konan projeler şehrin çehresini tamamen değiştirdi. Doğal olarak Astana’da Nazarbayev’in çok büyük etkisi var.
Sadece Bayterek değil, başka bazı yapıları da Nazarbayev’in bir kağıda çizdiğini, o kağıda çiziktirilmiş taslakların günü geldiğinde gerçek binalara dönüştürüldüğünü görmek gerçekten ilginç hissettiriyor. Sonuçta bu kişi ülkesini neredeyse 30 yıl boyunca tek adam olarak yönetmiş bir kişi, elbette aklından geçenleri beyan etmiş ve bunları yaptıracak güce sahip olmuştur. Yine de bu kişi bir mimar, bir şehir planlamacı veya bir inşaat mühendisi değilken bir kağıda çizdiklerinin gerçeğe dönüşmesi beni şaşırtmaya devam edecek.

Bununla birlikte şunu da söylemem gerekir. Şehrin adının 2019’da Nursultan yapılması bana o zamanlar son derece enteresan gelmişti. Ancak şehri görüp, Nazarbayev’in şehrin bugünkü haline gelmesinde ne kadar büyük etkisi olduğunu anlayınca o kadar da yadırgamadım. Evet, bu tam bir tek adam ülkesinde yaşanabilecek bir hareket ama biri böyle bir şerefi hak ediyorsa Nazarbayev’den daha çok hak eden azdır.
2022’deki büyük sokak hareketlerinden sonra ülkede bir çeşit De-Nazarbayev hareketi başlamış diyebiliriz sanırım. Belki de bu yüzden Nazarbayev’in diktirdiği binalar dursa da caddelerde ismi, meydanlarda heykelleri çok çok azalmış. Adı hala havaalanında yaşasa da, “Nur” adının farklı yerlerde araya sokulduğunu görsek de bir zamanlar Nursultan imgesinin şehirde çok daha görünür olduğunu anlamak zor değil. Ama bu haliyle bile Astana’ya iyisiyle kötüsüyle bir Nazarbayev şehri demek abartı olmaz.
Bilinçli olduğunu düşündüğüm bir gözlemim daha var şehirle ilgili. Burada Rus etkisinin Almatı kadar görülür ve yoğun olmadığını da belirtmek isterim. Evet, insanlar kendi aralarında sık sık Rusça konuşuyor, şehirde hatırı sayılır bir Rus nüfus da var, ama örneğin cadde tabelalarında Kiril alfabeli Kazakça’nın yanında Latin alfabeli İngilizce’yi gördüm. Rusça nihayetinde resmi dil olduğundan metroda, müzede, havaalanında vs tabii ki vardı, ama hissiyatım şu ki şehir sıfırdan inşa edilirken sanki Kazak kimliğinin yanında özellikle daha uluslararası bir kimlik verilmeye çalışılmış.
Son sözler
Gelmeden önce de beklediğim uzaysal görüntüler Astana’da karşıma gerçekten çıktı. Açıkçası bir şehre geldiğinizde tarihi birşeyler görmek isteyen bir gezginseniz, Astana gibi yepyeni bir şehir sizin ilginizi fazla çekmeyecektir. Ama en azından kağıt üzerinde planlı şekilde inşa edilmiş bir şehrin neye benzediğini görmek istiyorsanız, ülkenin Nazarbayev sonrası nereye yönlendiğini merak ediyorsanız, modern bir şehirde zaman geçirmek niyetindeyseniz Türkiye’den tek uçuşla ulaşabileceğiniz bu şehre bir şans verebilirsiniz. Bir Almatı olmasa da Almatı’yla birleştireceğiniz bir plan çerçevesinde görülebilir bir yer diyebilirim ama yüksek beklentiyle gidilecek bir yer olmadığını düşünüyorum.
İletişim
Bu yazıyla ve diğer yazılarımla ilgili her türlü sorunuzu, yazıların altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.
Ayrıca Substack‘te de bir bülten yayınlıyorum, gördüğüm ülkeleri, ilginç bulduğum konuları bir konsept dahilinde aylık olarak paylaşıyorum. Buraya da abone olmak isterseniz beklerim.
