Gezi

Priştine’de Gezilecek Yerler

Açıkça söylemek gerekirse Kosova’nın başkenti Priştine, müze ve turistik yerleri görmeye meraklı kişiler için fazla bir imkan sunmuyor. Türkiye’deki şehirlerle karşılaştırılamayacak kadar küçük bir şehir, bağımsızlığını yeni ilan etmiş küçük bir ülkenin başkenti çünkü. Ancak hareketli caddeleri ve sürüyle restoran ve mekanlarıyla daha serbest gezmek isteyenler için bir seçenek oluşturuyor denebilir.

Aylar öncesinden bilet alıp bir haftasonu gezisi ayarladığım Kosova’nın başkenti Priştine’nin 2 günde rahatça gezilip bitirilebilme potansiyeli taşıdığını düşünüyordum. Sağolsun şehir beni yanıltmadı ve işten izin bile almadan şehrin görülesi neredeyse her yerine gittim diyebilirim bu kısa süre zarfında.

Germia Parkı’ndan muhteşem bir Priştine manzarası, ancak patikaların sonuna gelebilirseniz size kendini gösteriyor.

Kosova, tıpkı Bosna Hersek ve Makedonya gibi, yüzyıllar süren Osmanlı yönetiminden ve dini yakınlıktan ötürü Türkiye’yle güçlü kültürel bağları bulunan Balkan ülkelerinden biri. Yugoslavya’nın dağılmasının hemen ardından gelen savaşlar serisiyle değil, 1990’ların sonundaki UÇK – Sırbistan savaşıyla bağımsızlık kazanma noktasına geldi. Özellikle ABD’nin ağırlık koymasıyla Kosova, Sırbistan’dan ayrıldı. 2008’de Birleşmiş Milletler’e kabul edildi. 90’larda yıllarda ülkeye konuşlanan ve Türkiye’den de asker – subayların bulunduğu NATO gücü KFOR hala Kosova’da. Hayat normalleşmiş, savaş bitmiş olsa da savaşta ölenlerin anısı hala çok taze tabii. Bağımsızlık için büyük mücadele vermiş ve sonunda istediğini almış UÇK ve UÇK’nın önde gelenlerinin hatıraları birçok yerde karşınıza çıkıyor dolaşırken. Birçok caddenin adı, UÇK’nın kahraman olarak addedilen üyelerinin adını taşıyor. Halkın büyük kısmı etnik Arnavut olduğundan şehirde en çok görülen bayrak, çift başlı kartal figürlü malum Arnavutluk bayrağı. Bir zamanlar Kosova’nın bağımsızlık mücadelesinin asıl simgesi olmuş.

Normalde sonlarda söyleme alışkanlığım olan şeyi başta söyleyeyim, şehrin trafiğe kapalı Nënë Tereza Caddesi ve etrafındaki sokaklardaki mekanlar, takılması keyifli yerler. Ek olarak, buraya çok yakın Fehmi Agani Caddesi’nde de gayet güzel kafe ve barlar var oturulacak.

Priştine’ye nasıl gidilir?

İstanbul’dan Priştine’ye THY ve Pegasus’un düzenli seferleriyle yaklaşık 1 saat 20 dakika süren bir uçuşun ardından gidilebiliyor. Ayrıca Makedonya ve Arnavutluk gibi komşu ülkelerden sürekli otobüsler kalkıyor. Üsküp’ten tren seferi de olduğunu öğrendim ama Priştine’nin tren garı o kadar harabe bir yer ki, ben bu yolu hiç düşünmek istemezdim.

UÇK’nın, dolayısıyla Kosova’nın bağımsızlığının en büyük kahramanlarından biri olarak anılan Adem Yashari’nin adını taşıyan, Kosova’nın tek uluslararası havaalanından şehir merkezine geliş imkanları ise oldukça sınırlı. 1A numaralı otobüs (ücreti 3 Euro) akşam 9’da havaalanından son seferini yapıyor, bu yüzden daha geç bir saatte gelenler için tek yol taksi. Geliş terminalinin çıkışında bekleyen taksicilerden biriyle anlaşmaktan başka çare yok. Ben biriyle konuştuğumda 15 Euro fiyat çekti, kısa bir pazarlığın ardından 13 Euro’ya beni merkeze kadar getirdi (dönüşte de 12 Euro’ya geldim). Şehir merkezine yaklaşık 15 km uzakta olduğu için yürümek pek mantıklı bir seçenek değil ne yazık ki. Size tavsiyem, uçakta giderken ya da indikten hemen sonra sizin gibi birilerini gözünüze kestirip taksiyi paylaşmanız seçeneği olur.

Daha önceki Sırbistan yazılarımda bahsettiğim Kosova – Sırbistan sınır geçişi problemlerine dair konuyu bir kez de burada tekrarlamak istiyorum. Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlık ilan eden Kosova, Birleşmiş Milletler’e girmiş olsa da Sırbistan tarafından halen tanınmıyor. Bu nedenle Kosova halen Sırbistan toprağı olarak görülüyor. Sırbistan’daki haritalarda, Belgrad’da alacağınız magnetlerde vs Kosova’nın hala Sırbistan’a dahil edildiğini görebilirsiniz.

Durum böyle olunca Kosova’dan Sırbistan’a gitmek sıkıntılı durumlar yaratıyor. Olur da Priştine’den örneğin Belgrad’a gitmeye kalkarsanız Sırbistan sınırında bir sürprizle karşılaşacaksınız. Sırbistan, Kosova’yı tanımadığından, pasaportunuzdaki mührü de geçerli saymayacak. Pasaportta bir Sırbistan giriş mührü arayacak, çünkü zaten Sırbistan topraklarında olduğunuz var sayılıyor. Böyle bir mührünüz yoksa da geri gönderileceksiniz. Bu durumda tek çareniz, Sırbistan’ın tanıdığı Kuzey Makedonya veya Karadağ gibi Sırbistan’ın tanıdığı ülkelerden birine gidip oralardan Sırbistan’a giriş yapmanız olacak.

Bu yüzden planlarınızı ona göre yapın önceden. Priştine’den Sırbistan’a geçmek gibi bir niyetiniz varsa otobüsle Üsküp’e dönüp oradan Niş ve Belgrad yönüne giden bir başka otobüse atlamayı düşünebilirsiniz örneğin.

Not: Kosova 2002 yılından beri para birimi olarak Euro’yu kullanıyor, parasal hesaplamalarınızı bu birime göre yapabilirsiniz.

Priştine’de gezilebilecek yerler

Kosova Ulusal Müzesi

Priştine’de çok az müze var ve onların en büyüğü Ulusal Müze. Büyük dediğime bakmayın, 3 katlı binadaki odaların bazıları hala boş duruyor. Zemin kattaki sergide, Sırplar tarafından tecavüze uğrayan kadınların yaşadıklarını isim vermeden paylaştıkları etkileyici bir sergi vardı. Kadınların yaşadıkları korkunç olayları anlatırken isimleri ve yüzlerini değil, sadece onlara ait terlik ve ayakkabıları gösteren sergi iç burkan türdendi. Dipnot, savaş yıllarında 20,000 Kosovalı kadının tecavüze uğradığı tahmin ediliyor.

Priştine’de tecavüze uğramış kadınlar anısına yapılmış Heroinat anıtı

Müze kısmının ilk katında Kosova topraklarında bulunmuş az sayıda arkeolojik buluntu sergileniyor. Söylenenlere göre çoğunu Sırplar kaçırmış. 2. katta ise daha çok Kosova’nın bağımsızlık savaşında kullanılan silahlar ve hatıralar sergileniyor. Adem Yashari’nin motosikleti, ilk devlet başkanı İbrahim Rugova’nın kendisiyle özdeşleşen boyunbağı ve kişisel eşyaları, savaşta yer almış UÇK ve Amerikan askerlerinin kıyafetleri ve Kosova’nın Birleşmiş Milletler’e kabulüne adanmış bir oda bulunuyor. Giriş ücretsiz, ama Kosova’daki diğer müzelerde olduğu gibi bağışlarınızın memnuniyetle kabul edileceğine dair bilgilendirmeyi de alıyorsunuz.

Etnografya Müzesi

Burası Priştine’nin bir diğer kayda değer müzesiymiş. Miş’li zaman kullanmanın nedeni, restorasyon çalışmalarından ötürü çok küçük bir bölümünün ziyarete açık olmasıydı ben gittiğimde. Normalde biri büyük, diğeri küçük iki 19. Yüzyıl konağında, devrin Osmanlı evlerinin çok gerçekçi bir canlandırması sergileniyor, ama ben sadece küçük konakta hızlı bir tur atabildim. Burada da mutfak, misafir kabul odası gibi bölümleri müzenin görevlisi hızlıca anlattı. 5 dakika bile sürmedi girip çıkmam.

Bir zamanlar Emin Gjiku’ya, yani Küçük Emin veya Emincik olarak bilinen kişiye ait olan konak, ev sahipleri 60’larda Türkiye’ye göçene dek bu ailede kalmış. Osmanlı dönemi evlerine aşina olan bizler için büyük bir kayıp değil tabii hepsini görememek, ama Oryantalist Batılıların ilgisini çekeceğine eminim. Müzeye giderken solda göreceğiniz taş bina ise bir zamanlar Yahudilere aitmiş ve bölgenin nadir orijinal yapılarından biri.

Graçanica (Gračanica)

Graçanica’ya zaman bulursanız gitmenizi gerçekten öneriyorum. Çünkü burası, diğer eski Yugoslav ülkelerindeki gibi, özellikle Bosna’daki gibi birbiriyle daha kısa zaman öncesine kadar savaşmış iki ulusun ne kadar iç içe olduklarının, hala da bu şekilde yaşamaya adeta mecbur olduklarının en açık kanıtı gibi.

Yalnızca 7-8 kilometre var Priştine ile Sırp kasabası Graçanica arasında. Buraya yürüyerek gelirseniz eğer, yol boyunca manzaranın nasıl değiştiğini, Müslüman köyleri geçince Kosova’nın resmi olarak kullanmadığı Kiril Alfabesinin etrafta göründüğünü fark edip bir Sırp kasabasına geldiğinizi anlayacaksınız (Kosova’nın 2 resmi dilinden biri Sırpça, ancak Latin alfabesi versiyonu kullanılıyor). Binalarda Sırp bayraklarının dalgalandığını görüp başka bir ülkeye geldiğinizi düşünmeyin, sadece uzun yüzyıllar boyunca burada yaşamış Sırpların hala orada bulunduğunu aklınızda bulundurmak yeter herhalde. Balkanlarda hiçbir devletin ulus devlet olamadığının, olmasının da imkansız olduğunun canlı kanıtı gibi.

Biz bu savaşın hep Kosova tarafındaydık, kaldı ki Sırpların Kosovalılar üzerinde korkunç şeyler yaptığına şüphe yok. Ama Priştine’nin Newborn anıtına çok benzeyen bir “Missing” (kayıp) anıtını Graçanica’na Sırplar boşuna dikmemiştir sanırım. İki tarafın da şehitleri, 20 yıldır geri dönmemiş kayıpları ve unutulmayacak anıları var yani. Derdim kimin kimi daha çok öldürdüğüne bakarak haklı ve haksız bulmak değil. Sadece gördüğüm şeyleri kendime göre yorumluyorum.

Graçanica’ya gitmenin 1 numaralı amacı, 14. Yüzyıldan kalma manastırı görmek tabii ki. İçeride Ortodoks ibadethanelerinin standart kuralları işliyor, kısa şortla girmek, içeride fotoğraf çekmek yasak. Hatta görevli abimiz benim ellerimi cebime koymamdan bile rahatsız oldu, bir çeşit saygısızlık belirtisi olsa gerek. Daha önce gittiğim Ortodoks katedrallerinde böyle bir uyarıyla karşılaştığımı hatırlamıyorum.

Manastır çok küçük, ama geldiğiniz yola değecek şekilde güzel korunmuş. Tavan ve duvar işlemeleri son derece canlı renklere sahip, görüp görebileceğiniz en güzel Ortodoks ibadethanelerinden biri halinde varlığını sürdürüyor.

Buraya gelmek için Priştine Otogarından veya Gjilan yolu üstündeki bir duraktan Gjilan’a giden otobüslere binmeniz gerekiyor. Ücret 50 cent.

Şehitler Parkı (İbrahim Rugova)

Kosova Demokratik Ligi’nin (LDK) lideri yazar İbrahim Rugova’nın yıldızı UÇK ile pek barışmamıştı aslında, çünkü UÇK’nın silahlı mücadele tekliflerine daha pasif, barışçıl yöntemlerle karşılık vermişti Rugova. Ama bağımsız Kosova’nın ilk devlet başkanı olarak Rugova da ülkenin en saygı gösterilen kişilerinden biri şüphesiz. Bu yüzden 2006’da vefat eden Rugova’nın mezarı, diğer UÇK şehitleri ile birlikte Şehitler Parkı’nda (Varrezat e Dëshmorëve) defnedilmiş. Şehre yukarıdan bakan bir tepeye kurulan parkta Rugova’nın mezarı diğerlerinden ayrı duruyor, ama başka bazı UÇK lideri ve askerinin mezarları da yakında bulunuyor. Çok görkemli bir yer olmasa da zaman ayrılıp görülebilir.

Şehir parkı

Priştine Şehir Parkı, Şehitler Parkı’nın hemen aşağısında, şehir merkezinden pek uzaklaşmadan dinlenip çimlerine uzanabileceğiniz bir yer, başka da bir olayı yok. Şehir merkezinin en büyük parkı, Germia Parkı’ndan ileride bahsedeceğim.

Rahibe Teresa Katedrali

Özellikle çocukluğu 90’larda geçenlerin muhakkak aklında yer etmiş figürlerden olan Rahibe Teresa’yla ilgili hatıralara (Nënë Tereza), daha önce ziyaret ettiğim Makedonya (artık Kuzey Makedonya oldu) ve Arnavutluk’ta rastlamıştım. Bölgede yaşayan Katolik Arnavutların çıkardığı en tanınmış kişi olarak Azize unvanı da alan Teresa’nın, Priştine’de de adını yaşatan bir yer var.

Nene Tereza Katedrali’nden Priştine manzarası

Daha çok yeni inşa edilmiş katedralin dışı büyük ve görkemli olsa da içinde pek birşey yok. Ama şehri tepeden görmek isteyenler için çan kulesi güzel bir seçenek oluşturuyor. 1 € karşılığında kuleye asansörle çıkıp şehrin her yanına tepeden bakabilirsiniz, bu yüzden buraya uğramanızı öneririm.

Camiler ve Müslüman mahalleleri

Tıpkı Üsküp’ün Çarşısı gibi fazlasıyla Anadolu şehri havasını hissedeceğiniz şehrin kuzey tarafında Yaşar Paşa, İmparator (Fatih) gibi çok sayıda camii bulunuyor. Buralarda kurulan pazarlar ise Türkiye’deki pazarlara çok benziyor, meyve sebze dışında da birçok şeyin satıldığı, her ihtiyacın karşılandığı türden yerler. Bu bölgelerin Medrese, Tophane gibi isimleri var. Muhakkak buralara gidip sokaklarında serbestçe yürüyün hiç olmazsa.

Priştine’nin en bilinen camilerinden Yaşar Paşa Camii

I. Murat Türbesi

Priştine’deki Osmanlı eserleri camilerle sınırlı değil. Osmanlı Devletinin 3. padişahı Sultan Murat Hüdavendigar’ın türbesi de Priştine yakınlarında, merkeze yaklaşık 7-8 kilometre mesafedeki Mazgit köyü sınırları içinde bulunuyor.

Tarih derslerinden hatırlarsınız muhtemelen. 1389’da yapılan 1. Kosova Savaşı’nda Osmanlı ordusu, Sırp Ordusunu yenip Avrupa’nın içlerine doğru iyice yerleşirken, savaş sırasında Sultan I. Murat, Sırp askeri Miloş Obiliç tarafından hançerlenip öldürülmüştü, nasıl öldürüldüğüne dair farklı anlatılar mevcut. Neyse, işte Sultan Murat’ın öldürüldüğü yere bir türbe yapılıp sultanın kalbi ve iç organları buraya gömülmüş (tahnit edilen bedeni ise Bursa’ya gönderilip orada ayrı bir türbeye gömülmüş).

Yüzyıllarca ayakta duran, zaman zaman onarımlardan geçen türbe, Balkanlardaki neredeyse bütün Osmanlı eserlerinde olduğu gibi son olarak TİKA tarafından restore edilmiş. Türbenin yanı sıra aynı arazi içinde bulunan 2 katlı Selamlık binası da restorasyondan geçmiş. Burada Sultan Murat döneminin olayları ve türbenin tarihçesi Türkiye resmi tarihi açısından anlatılıp Yeniçeri Ocağı, Mehter Takımı gibi diğer Osmanlı dönemi kurumları tanıtılıyor. Ayrıca döneme uygun döşenmiş birkaç odası da ziyarete açık.

Türbeye bitişik müştemilatta kalan türbedar ailesi (soyadları da Türbedar), yaklaşık 150 yıldır türbenin bekçiliğini üstlenmektelermiş. Hatta ölen aile üyelerinin mezarları da türbenin bahçesinde. Şu anki türbedar teyze oldukça sıcakkanlı, gelenlere hoş geldin deyip muhabbet ediyor.

Benim gibi delilik edip Priştine’den yürüyerek gitmek veya mantıklı ve paralı insanlar gibi araba kiralamak dışında buraya Mitrovica yönüne giden otobüslerle gitmek diğer mantıklı yöntem. Mazgit köyünün çıkışına doğru türbe yol ayrımını gösteren tabelaların yardımıyla anayolun yaklaşık 300 metre içindeki türbeye ulaşılıyor. Mazgit’e yalnızca 3-4 km uzaklıktaki bir köyün adının Obiliç olması ise ayrı bir ironi.

Priştine Üniversitesi kampüsü

Rahibe Teresa Katedrali’nin karşısında Hasan Prishtina’nın adını taşıyan üniversite kampüsü bulunuyor. Birkaç tane fakültesi var, onun dışında şehrin ilginç yapılarından ikisine ev sahipliği yapıyor.

Tamamlanmamış Ortodoks Kilisesi

Priştine’ye gelmeden önce en merak ettiğim yerlerin başında Aziz Nikola adı verilmiş, ancak hiç açılmamış Ortodoks Kilisesi geliyordu. Hikayesi çok ilginç, 90’ların başında Sırp yönetimi tarafından inşası başlamış, ancak savaş nedeniyle kaba inşaatı bittikten sonra devam edememiş, en sonunda Kosova Sırbistan’dan ayrılınca ne olacağı belirsiz şekilde kalmış. Sırplara duyulan öfkeden dolayı depo, hatta tuvalet olarak da kullanılmış, yıkılması düşünülmüş ancak gerçekleştirilememiş, şimdi de girişleri kapatılarak etrafında büyüyen otlara teslim edilmiş, çevresiyle tuhaf bir uyumsuzluk içinde göğe yükselen altın rengi haçıyla kapanmış bir devrin simgesi gibi adeta. Görmeden geçmeyin.

Akıbeti belirsiz Aziz Nikola Kilisesi, böyla kabası bitmiş vaziyette daha ne kadar duracak bilinmez.

Ulusal Kütüphane binası

Brutalist olarak adlandırılan garip mimarisinin örneğine şahsen pek rastlamadığım kütüphane binasının önünden mutlaka geçin. Kimileri çok çirkin bulsa da ben “enteresan” şeklinde adlandırmayı tercih ederim. Hemen yanındaki bitmemiş kiliseyle dünyanın en uyumsuz ikilisini oluşturduklarını iddia edenlere katılırım, o ayrı.

İkonik kütüphane binasının hemen arkasında Kosova Resim Galerisi bulunuyor. Buraya da giriş ücretsiz, ancak maalesef 1 tane sergi ve birkaç modern sanat enstalasyonu dışında birşey yok burada.

Newborn

Her sene farklı konseptte renklere boyanan Newborn heykeli Priştine’nin turistik yerlerinden biri, o kadar. Arkasında yine Brutalist mimari örneği olarak nitelendirilen, yine Adem Yashari’nin adı verilmiş Spor ve Gençlik Sarayı, şu anda sadece sevişebilecek evleri olmayan gençlerin sevgilileriyle biraz daha yakınlaşıp özel anlar geçirebileceği kovuklar yaratması dışında bir işe yaramıyor gibi. Ülkenin en büyük stadı Fadil Vokrri de buranın hemen bitişiğinde yer alıyor.

Brutalist mimarinin acayip bir örneği, Adem Jashari Gençlik ve Spor Sarayı

Gërmia Parkı

Priştine, diğer Balkan şehirleri gibi yeşil bir şehir, ancak büyük parkları fazla değil. Şehir merkezinin 4 km kadar kuzeydoğusunda bulunan Gërmia Parkı ise gerçekten başarılı. Sık ormanlık iki tepenin ortasındaki vadide geniş bir çimenlik alan var ve insanlar buraya gönlünce yayılıp top oynuyor, piknik yapıyor, bu huzurlu yerde çoluk çocuk ve köpek gezdiriyorlar. Priştine halkının buraya geliş amaçlarından biri de, parkın giriş kısmındaki devasa yüzme havuzuna girmek. Denize kıyısı olmayan Kosova’nın, içinden nehir bile geçmeyen başkenti Priştine’de yaşayanların biraz olsun suya bacaklarını sokup güneşlenebilmeleri için en mantıklı alternatife dönüşmüş Gërmia.

Benim gibi yürüyüş ve tırmanmayı sevenler içinse çok çeşitli yürüyüş parkurları bulunuyor. Asfalt yoldan yukarı gidenler ve sabit yükseklikte tepenin etrafında dönen yumuşak aile patikalarının yanında, tepelerin zirvesine giden gayet zorlayıcı ama zevkli patikalar bulunuyor. İşaretli olanlar da var, işaretsiz olsa da insan eliyle açıldığı bariz patikalar da. Tutturduğunuz patikadan devamlı yukarı yönlü gittiğinizde muhteşem bir Priştine manzarası sizleri bekliyor olacak. Yalnız tekrar edeyim, işaretsiz patikada yol uzun, hem inerken hem çıkarken bir Allahın kuluna rastlamadım, iyi kondisyonunuz, bol zamanınız ve yeterli kararlılığınız yoksa patikalara hiç girmeyin. İşaretli patikalar da gayet keyifli ve insanlarla karşılaşılıyor.

Gërmia’ya ulaşmak için şehir merkezinden de geçen 4 numaralı otobüse binebilirsiniz. Otobüs ücreti 40 cent. Şehirde gidecek yeriniz bittiğinde, ki bu çok kısa zaman sonra başınıza gelecektir, çok çok iyi bir alternatif.

Buraya çok yakın Taukbahçe şehrin bir başka önemli parkı. Yolunuz düşerse uğrayıp ağaçların gölgesinde dinlenip biraz kafa dinleyebilirsiniz. Parkın tepesinde bulunan Yahudi mezarlığına gitme şansım olmadı maalesef.

Priştine’de Amerikan Etkisi

Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlığını kazanmasında Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük payı olmuş. Bu nedenle şehrin çeşitli yerlerinde Amerika’ya bu şükran borcu ödeniyor denebilir. Örneğin şehrin en merkezi caddelerinden ikisine Bill Clinton ve George Bush’un adı verilmiş. Hatta adını taşıyan bulvarda Bill Clinton’ın bir de heykeli dikilmiş.
Bunların haricinde Richard Holbrook ve Woodrow Wilson gibi şahsiyetlerin adının verildiği caddeler ve Amerikan destekli olduğu aşikar birçok kurum, kuruluş ve dernekle karşılaşacak, şehrin birçok yerinde Amerikan bayrağının dalgalandığını göreceksiniz. Newborn heykelinin hemen bitişiğinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın bir heykeli var ve Ulusal Müze’de kendisine ait bazı eşyalar ve ödüller de yer alıyor. ABD’nin Balkanlarda kendine sağlam bir müttefik edindiğine şüphe yok diyebiliriz.

Priştine’de ulaşım

Şehir içi ulaşımda nispeten yeni belediye otobüsleri ile halk otobüsü kılıklı biraz daha külüstür otobüsler kullanılıyor. Ücretler, içeride dolaşan biletçiye veriliyor, o da elindeki POS cihazı benzeri aletle fişinizi veriyor. Her yerin ücreti aynı mı bilmiyorum, ben sadece 1 kez bindim ve yukarıda dediğim gibi 40 cent verdim.

Şehir dışındaki yakın yerlere gitmek için ise yine otobüsler kullanılıyor. Türkiye’de en son 15-20 yıl önce yollarda görmüş olduğumuz türden eski otobüsler bunlar. Genelde Priştine’nin Otogarından yola çıksalar da gideceğiniz yerin yol üstünden de binebilirsiniz. Yol kenarlarındaki duraklarda bekleyip otobüslere el etmek suretiyle binmeniz mümkün.

Priştine – Gjilan arasında çalışan ve Graçanica’ya uğrayan bir otobüs

Söylediğim gibi Priştine, yeni bağımsız olmuş bir ülkenin başkenti olarak henüz turistlere fazla birşey sunmasa da canlı hayatı ve mekanlarıyla bir potansiyel taşıyor şüphesiz. Bir 10 yıl sonra durum çok daha farklı olabilir, ama şimdilik 1 günden uzun durmayı gerektirecek kadar turistik değil. Yine de benim gibi 2 günü dolu dolu geçirmeniz de mümkün, eğer gelmeden önce Priştine çevresine dair yeterince araştırma yaptıysanız…

İletişim

Bu yazıyla ilgili sorularınızı, yazının altına yorum yaparak bana iletebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir