Alcatraz Adası, San Francisco
ABD,  Gezi,  Ülkeler

Alcatraz Adası gezisi – San Francisco

Bazı yerler vardır, tam nerede olduğunu bilmeseniz bile adını o kadar çok duymuşsunuzdur ki dünyada böyle bir yerin olduğunu bilirsiniz. Amerikan popüler kültürünün en bilinen ögelerinden biri olan Alcatraz‘ın tam olarak nerede olduğunu bilmeyen çoktur ama birçok kişi adını mutlaka duymuştur, nitekim burasıyla ilgili çok sayıda film çekildi. Ben de burayı duymuştum elbette, ancak San Francisco’ya gitmiş bir iş arkadaşım Alcatraz’a gittiğini söyleyene kadar adanın San Francisco Körfezi’nde olduğunu veya turistik ziyaretlere açık olduğunu bilmiyordum. Üstelik oldukça önemli sayıda turist burayı ziyaret ediyor.

Bu adayla ilgili birçok film çekilmesinin önemli bir nedeni var. Bir defa Amerika Birleşik Devletleri’nin en ünlü hapishanelerinden biri olarak, çok sayıda ünlü ve azılı misafiri olmuş. Bunun yanında sayısız kaçma hikayesi olsa da resmi olarak hiç kimsenin kaçamadığına inanılan, gerçek bir hapishane olarak büyük ün kazanmış. Dolayısıyla adeta mistik bir statüye yükselmiş ve Amerikan popüler kültürünün bilinen ögelerinden biri haline gelmiş.

Bu yazıda Kaya (The Rock) adıyla da bilinen, uzaktan bakıldığında gerçekten suyun üzerinde yekpare bir kayalığa inşa edilmiş yapılardan müteşekkil gibi duran, Amerika’nın en ünlü hapishanesi Alcatraz’a yaptığım geziyle ilgili aklımda kalanları paylaşacağım. Ayrıca Alcatraz mitini güçlendirmiş bazı ünlü filmlerden de söz edeceğim. Açıkçası burası için herkese hitap eden bir yer diyemem. Ancak bir gün San Francisco‘ya gitme durumunuz olursa ve Alcatraz’a gitme konusunda kararsız kalırsanız, umarım bu yazdıklarım karar vermenizi kolaylaştırır.

Alcatraz adası nerede?

Alcatraz adası, ABD’nin batısındaki San Francisco Körfezi’nde bulunuyor. San Francisco kıyılarından 2-2,5 kilometre açıkta yer alıyor. San Francisco’nun yüksek yerlerinden, şehrin en turistik yerlerinden biri olan Fisherman’s Wharf‘tan çok rahat bir şekilde çıplak gözle görülebiliyor, adadaki binalar da seçiliyor. Sabah saatlerinde körfeze çöken sisin arasında adanın daha gizemli bir manzaraya büründüğünü söyleyebilirim.

San Francisco'dan Alcatraz manzarası
San Francisco’dan Alcatraz manzarası

Alcatraz’ın tarihi

Biz Alcatraz’ı bir hapishane olarak biliyoruz ancak burası her zaman bir hapishane değilmiş. Her ne kadar adada bir yaşam alanı kurduklarına dair net kanıtlar bulunmasa da burası yüzyıllar boyunca Ramaytush Ohlone adlı yerli kabilesinin yaşadığı bölgenin içinde bulunuyormuş. Açıkçası konum olarak stratejik bir önemi taşıdığı düşünülse de beyaz adam gelene kadar böyle bir ihtiyaç doğmadığı için Alcatraz’da bir yerleşim de pek olmamış. Sonrasında İspanyolların gelişi ve bölgeyi kolonileştirmesi, getirdikleri hastalıklar, yaptıkları kıyımlar sonucunda bu yerliler eriyip kaybolmuşlar, ada da çeşitli amaçlarla kullanılmaya başlamış.

1848’de California eyaletinin Birleşik Devletler’e katılmasıyla Alcatraz da Meksikalılardan Birleşik Amerika’ya geçmiş. 1853’te adada surlar inşa edilmeye başlanmış. Amerikan İç Savaşı yıllarında (1861-1865) burada ilk defa bilinçli yapılanmalar kurulmuş ve burası bir kale ve aynı zamanda hapishane görevini görmüş. Güneyli savaş esirleri, hatta bazı yerliler burada tutulmuşlar. 1907’de resmen askeri bir hapishane olarak belirlenmiş ve yeniden inşa edilmiş, 1934’te federal hapishane sistemine dahil edilip asker değil sivil mahkumlar için maksimum güvenlikli bir hapishaneye çevrilmiş. Hücre sayısı 600’lerden 336’ya indirilmiş ve bu sırada ana hapishane binasında güvenliği artırıcı birçok tadilat yapılmış. Sonrasında da 1963’te kapanana kadar da çok sayıda ünlü suçlu burada kalmış. Ancak burası hala bir hapishaneyken bile büyük ilgi çeken gizemli bir yer olarak biliniyormuş, nitekim Alcatraz Kuşçusu filminden de öğrendiğimiz üzere San Francisco rıhtımlarından kalkıp körfez turu yapan tekneler, Alcatraz’ın etrafında bir tur attıklarını özellikle belirtip, insanları bu vaatle turlarına çekmeye çalışıyorlarmış.

Bu elbette boşuna değil, çünkü burası yıllar içinde ABD’nin en ‘kaçılmaz’ hapishanelerinden biri haline gelmiş. Zaten coğrafi yapısının getirdiği çok büyük avantajların yanında, burayı ciddi anlamda kaçılmaz bir yer haline getirmek için hapishane ve hücreler döneminin üst düzey teknolojileriyle güçlendirilmiş. Bu nedenle buraya en azılı suçlular geliyormuş, hatta neredeyse tamamı başka hapishanelerden nakledilmiş, profesyonel suçlularmış. Ayrıca buradaki gardiyanlar da en tecrübeliler arasından seçiliyormuş. Alcatraz, içerideki mahkumlara çok çok az özgürlük alanı bırakılan, mahkumların tek kişilik hücrelerde kaldığı, gelenleri canından bezdiren ve ıslah etme yolunda çok az çabanın harcandığı bir yermiş. Herhalde bu yüzden artık ıslah olmayacağına inanılan, ancak kaçma riskini almak istemedikleri kişileri buraya yollamışlar.

Alcatraz’dan kaçma girişimleri

Bütün bu imkansızlıklara rağmen yıllar içinde çeşitli kaçma girişimleri olmuş tabii ki. Toplam 14 denemede 26 mahkum kaçmayı denemiş. Bazıları yarı yolda vazgeçip geri dönse dönmeyenlerden kimisi vurulmuş, kimisi suda boğulmuş, sadece 1 tanesi San Francisco’ya kadar yüzebilmeyi başardığında hipotermiden ölmek üzereymiş ve hapse geri gönderilmiş. 5 tanesinin ise akıbeti bilinmiyor, ama hiçbirinin sağ kurtulabildiği düşünülmüyor.

Alcatraz’da hayat

Tabii bütün bu mahkumlarla birlikte gardiyan ve cezaevi müdürlerinin aileleri de adada yaşıyormuş. Bu görevliler ve aileleri için adada lojmanlar yapılmış. İnsanlar gelmeden önce lakabı gibi gerçekten bir kayalıktan ibaret olan adaya getirilen topraklar sayesinde burada kalanlar bahçeler yapmışlar, adayı biraz daha insan yaşamına uygun bir hale getirmişler.

Adada büyüyen çocuklar her gün teknelerle San Francisco’daki okullara gidiyormuş, aynı şekilde aile üyeleri de şehre alışverişe ve diğer işlerini halletmeye yine bu tekneler vasıtasıyla gidiyormuş. Onlarca azılı suçluyla aynı adada yaşamak, adeta onlar gibi kısmi bir hapis hayatı yaşamış olmak değişik bir his olmalı. Bir dikenli telin, bir duvarın arkasında bu insanların bulunduğunu bilerek, sürekli tehlikeli yerlere yaklaşmaması tembihlenerek büyüyen çocukların ruh halini merak ediyorum. Her ne kadar adada küçük bir market ve spor salonu, bovling ve dans salonları gibi bazı eğlence imkanları bulunsa da burada yaşayan yetişkinler de en azından belli zamanlarda mahkumlar gibi hissetmişlerdir diye düşünüyorum. Bir yetişkin olarak o kişilerle de konuşmak isterdim.

Hapishane kapandıktan sonra

Hapishanenin 1963’te yüksek maliyetleri nedeniyle kapatılmasının ardından burada bir süre herhangi bir şey yapılmamış, müze veya başka bir amaçla kullanılmadan boş kalmış. Kasım 1969’da bir grup Amerikan yerlisi adayı işgal etmiş. 68 Kuşağından idealist üniversite öğrencilerinin de desteğiyle adada yaşamaya başlayan bu Kızılderililer, Amerika Birleşik Devletleri’nin yerlilere yaptıklarını gündeme getirmek, kaybettiklerini herkese hatırlatmak için oldukça cesur ve kıymetli bir harekette bulunmuşlar bence.

19 ay sonra, 1971’de biten Kızılderili işgalinin ardından burası turistlerin gezebilmesi için yeniden düzenlenmiş ve 1973’te ziyarete açılmış. Parkın işletmesi Golden Gate National Parks Conservancy adlı kar amacı gütmeyen kuruluş tarafından yapılıyor.

Alcatraz adasına nasıl gidilir?

Alcatraz’a gitmenin tek yolu San Francisco’dan kalkan teknelere binmek. Alcatraz turları bu tekneleri kaldırıyor zaten, o yüzden burada kafa karıştırıcı bir ikilik söz konusu değil. Yani tura ve ulaşıma ayrı ayrı para ödemek gibi bir durum söz konusu değil. Zaten Alcatraz adasına giriş teoride ücretsiz, ancak yüzerek gidemeyeceğiniz için bu turlara mecburen parasını verip katılmak durumunda kalacaksınız.

Tabii bunun için önce San Francisco’ya gelmeniz gerekecek. Bunun için de Türkiye’den veya bulunduğunuz yer her neresiyse San Francisco Uluslararası Havaalanına giden bir uçak bulmanız lazım. Havaalanından şehir merkezine geliş oldukça kolay, bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için San Francisco gezisi yazımı okumanızı naçizane tavsiye ederim.

İskele 33 (Pier 33), Alcatraz, San Francisco
Alcatraz gemilerinin kalktığı 33 numaralı iskele

Alcatraz turları, SF sahil şeridindeki iskeleler arasından 33 numaralı iskeleden (Pier 33) başlıyor. Bu noktada küçük bir bilgi vereyim, San Francisco’daki iskeleler numaralarla birbirinden ayrılıyor. Ünlü ana feribot iskelesinden (Ferry Building), kuzeye gittikçe, artık ulaşım amacıyla kullanılmayan birçok numaralı iskele binalarının yanından geçiyorsunuz. Bu numaraları takip ederek doğru yere gelip gelmediğinizi kolayca takip edebilirsiniz. Pier 33, Fisherman’s Wharf‘taki meşhur Pier 39‘a çok yakın.

Alcatraz adası turu ücreti

Alcatraz turu bileti 2023 itibariyle 45.25 $ tutuyor. Ben gittiğimde 42.15$’dı. Tekneleri Alcatraz Cruises işletiyor. Bileti direkt 33. İskeledeki gişeden veya internetten alabilirsiniz. Şu site üzerinden, istediğiniz zaman aralığı için rezervasyon yapabilirsiniz. Yaklaşık 30-40 dakikada bir vapur kalkıyor. Ayrıca 2 tane de akşam turu oluyor, adayı karanlıkta görmek isteyenler için. Turun başlangıç saatinde iskelede diğer ziyaretçilerle sıraya girip biletinizi gösterdikten sonra gemiye biniyorsunuz. Adaya varış 15 dakika sürmüyor.

Alcatraz gemi saatleri, San Francisco
Alcatraz tur saatleri genel olarak bu şekilde

Standart bir tur süresi ise gidiş geliş her şey dahil 2.5 saat kadar sürüyor. Zaten ada çok küçük, 90,000 m² bir alandan ibaret. Ancak dönüşte siz istediğiniz bir gemiyi yakalayıp daha erken ya da geç dönebilirsiniz. Yani tur desek de herkesin birlikte hareket etmek zorunda olmadığı için gerçek bir tur diyemiyorum. Açıkçası turun kapsamında sadece vapurla gidiş geliş var desem yeridir. Hapishane bölümünde verilen audioguide‘lar, yukarıda bahsettiğim Golden Gate National Parks Conservancy adlı kurumun inisiyatifinde veriliyor zannediyorum.

Alcatraz Adası turu

Pier 33’ten kalkan gemi, siz yerinize oturup daha ne olduğunu anlamadan Alcatraz’a varıyor. Gemiden indikten sonra iskelede adanın ranger‘ı kafileye adayı tanıtan ve tarihini aktaran bir konuşma yapıyor. Bu ranger abi, üzerinde arıcıların giydiğine benzer bir baş koruma kısmı olan bir kıyafetle karşılıyor, bu da size ileride anlatacağım sineklerden dolayı tabii ki. Adam adeta yürüyen cibinlik gibiydi ki kesinlikle suçlamıyorum kendisini.

Bina 64, Alcatraz, San Francisco
Alcatraz’a yanaşırken ilk olarak 64 numaralı binayı göreceksiniz, binanın üzerindeki yazıya dikkat

Adada sizi ilk olarak 64 numaralı bina (Building 64) karşılıyor. Bu ikonik binanın giriş katında küçük bir kitapçı dükkanı var, Alcatraz’la ilgili birtakım kitaplar ve küçük hediyelik eşyalar satılıyor. Asıl hediyelik eşya dükkanı turun sonunda karşınıza çıkacak, o yüzden birşeyler almak için acele etmeyin. Zaten turun sonunda gemiye binerken yine buraya geleceksiniz. Yalnız 1$ karşılığında satılan ada haritasından bir tane almanızı tavsiye ederim, çünkü dediğim gibi burada kendi başınıza dolaşacaksınız. Burada bir de Kızılderili işgali sırasında adanın girişindeki uyarı tabelasına yazılmış Indians Welcome ve Indianland gibi sloganlara da dikkat edin. Bunlar orijinal yazıların yeniden boyanmış halleri olsa da orijinal haline sadık kalınmış.

Adanın içlerine doğru yürümeye başladığınızda ilk dikkatinizi çekecek olan, sağda kalan nöbet kulesi olacaktır (Guard Tower). Oldukça yüksekteki kuleden adada toplam 6 tane varmış ve bu sayede mahkumların herhangi bir şüpheli hareketini kolayca takip edebiliyorlarmış. Ağır silahlarla donatılmış vaziyetteki gardiyanlar hem kaçmaya yeltenen mahkumlara, hem de adaya fazla yaklaşan teknelere uyarı ateşi açmaktan çekinmezlermiş. 8 saatlik vardiyalar halinde tuttukları nöbette kuleye çıkış kapısı kilitlendiği için 8 saat boyunca hiçbir yere ayrılamazlarmış.

Nöbet Kulesi (Guard Tower), Alcatraz, San Francisco
İskele’ye yakın nöbet kulesi, Guard Tower

Sonrasında 64 numaralı binanın giriş katını gezebiliyorsunuz. Burası ilk başta İç Savaş Kalesi olarak yapılmış ve içinde koğuşlar varmış. Ancak sonrasında hapishane görevlileri ve ailelerinin yaşadığı bir bina olarak yeniden düzenlenmiş. Şu anda ise Kızılderili işgali ve adadaki hapishanenin son gününe dair sergiler yer alıyor.

Buradan çıkıp China Alley denen koridoru geçtikten sonra sağdaki yıkılmış binaya bir göz atın. Artık dikkate değer bir yönü olmasa da bir zamanlar adanın önemli yerlerinden olan Sosyal Tesis’ten (Social Hall) bahsediyorum. Askeri hapishane döneminde kantin, berber, postane gibi amaçlarla kullanılan bina, sivil hapishane zamanında gardiyanların ve ailelerinin vakit geçirip diğerleriyle sosyalleştiği en önemli yer haline gelmiş.

Mahkum atölyeleri

Yola devam edip adanın ucuna doğru ilerlerken adadaki itfaiye servisinin kullandığı itfaiye aracına dikkat edin. Sonrasında endüstriyel amaçlarla kurulmuş deniz kenarındaki eski binaya (Model Industries Building) ve turistik girişlerin mümkün olduğu Yeni Endüstri Binasını (New Industries Building) göreceksiniz. Bu binada adadaki mahkumların çalışma hayatına dair çok fazla şey öğreneceksiniz. Adadaki mahkumların bu atölyelerde demircilik, marangozluk, terzilik, mobilya yapımı, özellikle eldiven ve şapka yapımı etrafında şekillenen dokumacılık ve daha birçok alanda çalıştıklarını bu binadaki bilgi levhalarında okuyabilirsiniz. İkinci Dünya Savaşı yıllarında 3 tane uçaksavar bile yapmışlar. Ayrıca mahkumların San Francisco Körfezi (Bay Area) bölgesinde konuşlu askeri birliklerin çamaşır yıkama işlerini yaptıklarıda anlatılıyor. Yani buradaki mahkumlar ne kadar tehlikeli olursa olsun onların etinden ve sütünden faydalanmak için her türlü yöntem düşünülmüş, tabii ki buranın yüksek maliyetlerini biraz olsun azaltabilmek için de güzel bir fikir olarak kabul edilmiş olmalı.

Alcatraz’da kalan mahkumlar için adadaki küçük atölyelerde çalışmak büyük bir lütufmuş. Çünkü çalışmalarının karşılığında küçük bir para (saati 5-12 sentten başlamış ücretler) kazanmalarının ve hizmetleri karşılığında cezalarından bir miktar eksiltilmesinin yanı sıra, hapishanede hiçbir şey yapmadan geçen rutin hayatın dışına çıkma imkanı sunuyormuş buralar. Bahsettiğim rutin, sabah 6:30’da kalkıp akşam 21:30’da ışıkların söndürülmesine kadar 3 defa yemek yemek, tam 13 defa sayıma girmek ve öylece beklemekten ibaretmiş bu arada.

Tekstil atölyelerinde eldiven ve diğer askeri kıyafetler dikmek, marangozhanede ahşap eşyalar yapmak adadaki endüstriyel faaliyetlerin önemli bir kısmını oluşturmuş uzun yıllar. Ünlü gangster Al Capone bile atölyelerde çalışmış, koridorları paspaslamış.

Alcatraz Kızılderili İşgali

New Industries Building‘de, yukarıda kısaca değindiğim Kızılderili işgali hakkında bol miktarda bilgi var, ben de biraz söz etmek isterim.

Alcatraz Hapishanesi’nin kapatılıp adanın boş kalmasının ardından yıllar içinde çeşitli seferlerde Amerikan yerlileri burası etrafında işgal eylemlerini girişerek seslerini duyurmaya çalışmışlar. Aslında işgallerine gerekçe olarak dayandırdıkları çeşitli anlaşmalar da varmış, yıllar önce yerlilerle Amerikan hükumeti arasında imzalanmış olan. Federal bir toprağın terkedilmesinin ardından yerlilere geri verileceği gibi maddeler içeriyorlarmış. Ancak tabii ki işler o şekilde gerçekleşmemiş, malum, yerlilerin yaşam alanları ve sayısı giderek küçülmüş. Bütün bu adaletsizliklere bir tepki olarak, çoğunluğu bölgede okuyan üniversite öğrencileri olan farklı kabilelerden bir grup Amerikan yerlisinin Kasım 1969’da adaya çıkmasıyla işgal başlamış. Yayınladıkları bildiride adayı 24$’a (beyaz adamın kendilerine ödedikleri birim fiyat karşılığında) satın alacaklarını belirtmişler ve bunu boncuk ve kumaş cinsinden ödeyeceklerini söylemişler. Adada yerlilere yönelik kültür merkezleri ve müzeler açmayı düşündüklerini de belirtmişler. Başta Building 64 ve devasa su deposu dahil olmak üzere adanın çeşitli yerlerine sloganlarını yazmışlar boyalarla. Bu yazılar hala görülebiliyor, tabii yakın zamanda yeniden orijinaline uygun şekilde yeniden yazılmaları sayesinde.

Yerli çadırı, Alcatraz, San Francisco
İşgalden kalma bir yerli çadırı

Ülke içinden o yıllarda ilerici kesimden ciddi destek almışlar. Adada bir ara 400 kişi bulunmuş, kadın erkek, çoluk çocuk hepsi bir aradaymış. Adada bir yandan hükumet yetkilileriyle pazarlık yaparken, gazeteler çıkarmışlar, radyo istasyonu kurmuşlar, davalarını insanlara duyurmaya çalışmışlar. Ancak adadaki çetin yaşam koşulları ve bir de çıkan büyük yangının ardından birçok kişi orayı terketmiş, son kalanlar da Haziran 1971’de adadan alınmış. Her ne kadar çok uzun sürmese de bu olay ABD tarihindeki en önemli sivil itaatsizlik eylemlerinden biri olarak tarihe geçmiş.

Parade Ground

New Industries Building‘den çıkıp geldiğiniz yoldan geriye yürüdüğünüzde yokuş yukarı çıkarak asıl hapishane binasına doğru yaklaşmaya başlayacaksınız. Binalara girmeden önce adanın San Francisco’ya yakın güney ucunda bulunan Parade Ground adlı geniş, açık ve düzlük alanına da bir göz atmanızı tavsiye ederim. Askeri hapishane dönemindeki mahkumların 3 yıl boyunca kayaları delip düz bir alan yaratmasıyla meydana gelmiş bu alan, adadaki en geniş düzlük. Adından da anlaşılacağı üzere burası askeri hapishaneyken askerlerin içtima, yürüyüş ve diğer askeri faaliyetleri gerçekleştirdikleri alanmış. Sivil hapishane yıllarında ise adadaki çocuklar burada oyun oynarlarmış, zaten oldukça küçük ve engebeli bu adada oyun oynayabilecek başka bir yer bulunduğu da söylenemez.

Parade Ground, Alcatraz, San Francisco
Parade Ground’da artık kuşlar geçit töreni yapıyor (arkadaki San Francisco manzarasına dikkat)

Burası günümüzde adadaki kuşların ve diğer göçmen kuşların yumurtlama alanıymış. Bu dönemlerde buraya giriş yasak, kuşları rahatsız etmemek adına. Diğer zamanlarda buradan mükemmel San Francisco fotoğrafları çekilebiliyor. Ayrıca yılda bir kez yerli işgalinin anısına gün doğumunda anma törenleri düzenlenirmiş.

Hapishane kısmına doğru yürürken adanın en yüksek yerlerinden biri olan Su Deposu’na (Water Tower) ve üzerinde yerlilerin yazdığı barış ve özgürlük temalı yazıya dikkat ederek geçin. Yine yol üstünde morgu göreceksiniz, içeri giriş olmasa da camından içeri bir göz atabilirsiniz.

Hapishane ve hücreler

Nihayet asıl hapishane bölümüne vardığınızda ilk olarak mahkumların o meşhur mavi renkli mahkum kıyafetlerini aldıkları bölümden geçiyorsunuz, daha sonra da duş odasında sıraya girip ücretsiz audio guide‘ınızı alıyorsunuz. Duş odasında hiçbir paravan ve özel bölme olmadığına dikkat edin. Mahremiyetin sıfır olduğu, güvenlik gerekçesiyle herkesin birlikte duş aldığı odadan çıktıktan sonra numaralı noktalardan geçerek buranın anlam ve önemine dair bilgiler edinmeye başlayabiliyorsunuz. Times Square veya Broadway şeklinde lakapları olan koridorlardan geçiyorsunuz bu esnada.

Duş odası, Alcatraz, San Francisco
Audio guide’ların verildiği duş odası

Eski gardiyan ve mahkumların seslendirdiği söylenen audio guide‘ı dinlerken ilk hücrelerden geçiliyor. Hücrelerin içine bakıp ne kadar küçük ve yaşaması zor olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Bazılarında izin verilen hobilere ait eşyalar da görülebiliyor, boyalar ve resim araçları, dama tahtası gibi örneğin. Ayrıca standart bir hücrede bulunan eşyaları ve Alcatraz’da kalmış bazı ünlü mahkumların hikayelerini görebilirsiniz.

Ancak The Hole (Türkçesi “Delik”) adlı cezalandırma hücreleri çok başka. Karanlıkta, arada bir gelen gardiyanlardan başka kimseyi görmeden, bazen sınırlı yemek verilen bu hücrelere bir disiplin suçu işleyen mahkumlar atılıyor ve birkaç gün burada tutuluyorlarmış. Hatta bir mahkumun çalışmayı reddettiği için deliğe atıldığını anlatan bir tutanak da görebilir, bizzat bu hücreye girip nasıl bir yer olduğunu kendiniz de deneyimleyebilirsiniz, elbette orada kalanların neler hissettiğini anlamak imkansız olsa da.

Hapishane içindeki farklı bloklarda mahkumlara ait farklı öyküler anlatılsa da, tabii ki hücre kısmının en merak edilen yeri, birazdan anlatacağım Alcatraz’dan Kaçış filminde konu edilen Frank Morris ve arkadaşlarının hücreleri olsa gerek. Bu hücreler, kaçışın fark edildiği sabahki halleriyle duruyorlar neredeyse. Mahkumların uyuyormuş süsü vermek için yaptıkları sahte kafalar, duvarı delmek için kullandıkları kaşıklar ve delinmiş duvar, hücrelerindeki eşyalar olduğu gibi duruyor. İnsanüstü bir gayret ve sabırla hücrelerinden çıkmayı başaran, sonra da kendi yaptıkları botla denize açılan 3 mahkumun akıbetleri hakkında birçok teori olsa da şurası kesin, Alcatraz’ın popüler kültürde bu kadar önemli bir yere gelmesine en çok hizmet etmiş kişiler kendileri.

Alcatraz hücreleri, Alcatraz, San Francisco
Alcatraz’da kat kat hücreler bulunuyor

Hücrelerin haricinde de hapishane içinde görülecek yerler var tabii. Örneğin kütüphane enteresan bir yer. Hala tahta rafları duran kütüphanenin dışarı çıkma ihtimali düşük bunca mahkumun hayatında çok önemli bir yeri olduğunu tahmin etmek zor değil. Alcatraz’da okuma bilen mahkumların yılda ortalama 75 ila 100 arasında kitap okuduklarına dair dudak uçuklatıcı bir bilgi verebilirim. Hatta bu kitaplar dışarıdaki sıradan insanların okuduğu kitaplar değil, büyük filozofların yazdığı, herkesin okumayı tercih etmeyeceği türden ağır kitaplarmış.

Bunun haricinde havalandırma alanı (Recreation Yard) da bence oldukça etkileyici bir yer. Çok yüksek duvarların çevrelediği, basamaklı oturma yerlerinin bulunduğu, mahkumların boş zamanlarında volta attığı, beyzbol oynadığı ve sadece hava aldığı bu alanın, yüzlerce insanın günlük rutininin en beklenen saatlerini yaşadığı yer olduğu düşüncesi oldukça enteresan geliyor bana.

Hapishane Avlusu (Recreation Yard), Alcatraz, San Francisco
Alcatraz’ın en ikonik yerlerinden biri hiç şüphesiz hapishanenin avlusu

Ayrıca mahkumların ziyaretçileriyle konuştuğu görüşme odaları, içinde haberleşme aygıtlarının bulunduğu kontrol odası, müdür ve gardiyanlara dair bilgilerin verildiği odalar da geziniz esnasında karşınıza çıkacaktır.

Yemekhane

Enteresan bir şekilde Alcatraz’ın en iyi yerinin yemekhane olduğu söyleniyor. Oldukça geniş bir yemek salonunda günde 3 öğün yemek yiyebilen mahkumlar, bol çeşitli yemeklerden istedikleri kadar yiyebiliyorlarmış. Yemekhane bölümünde yemek kazanları ve yine birkaç ünlü mahkuma dair hikayeler anlatılan posterler göreceksiniz. Yemekhanenin yanındaki odada ise Amerika’daki hapishane sistemine dair ilginç bilgiler veriliyor. Özellikle Amerikan hapishanelerinde Afrika ve Latin kökenlilerin ülkedeki nüfusuna kıyasla çok daha yüksek oranda bulunmasından yola çıkarak adalet sistemine yönelik çıkarımlar yapılıyor. Amerika’da işlenen suçların genel özeti de veriliyor ve mahkumların oy kullanması veya topluma entegre olmasına yönelik küçük anketler de bulunuyor.

Hediyelik eşya dükkanı

Her turistik yerin olmazsa olmazı diyebileceğimiz hediyelik eşya dükkanları elbette Alcatraz’da da var. Turun en sonunda, yemekhanenin arkasında karşınıza çıkacak bu dükkana mutlaka göz atın. Çünkü bu hediyelik eşyalar arasında her ne kadar hatıra amaçlı tişört, kupa, anahtarlık vs olsa da hapishanedeki günlük hayatta kullanılmış eşyaların replikaları da önemli yer tutuyor. Mahkumların giydiği gömlek ve kıyafetler, yemekhanedeki tuzluk seti, kaşık, karavana tepsisi, askeri kantinde kullanılan 50 cent’lik markaların orijinaline sadık kalınarak yapılmış benzerleri, ayrıca paketlenip satışa sunulan hapishane duvarlarından parçalar satılıyor (tıpkı Berlin‘de Berlin Duvarı parçalarının satılması gibi). Benim için en anlamlı olan ve paraya kıyıp aldığım eşya ise -bana askerlik günlerimi fazlasıyla hatırlatan- metal yemekhane kupasıydı. Orijinal metal bardaklar model alınarak paslanmaz çelikten yapılmış. Hayatımda askerliğimi hatırlatan hiçbirşey görmek istemesem de verdiğim 13.95$+California eyalet vergisine kesinlikle acımıyorum. Bir not düşeyim, buradaki eşyalardan bazıları San Francisco’daki hediyelik eşya dükkanlarında da bulunabiliyor.

Hediyelik eşya dükkanı, Alcatraz, San Francisco
Alcatraz’da satılan hediyelik eşyalardan birkaçı

Elinizdeki audio guide’ı teslim edip ana hapishane binasından çıkmadan önce veya çıktıktan sonra görebileceğiniz birkaç yer var anlattıklarımın haricinde. İlk olarak 1854’te yapılan, 1909’da yenilenen ve bu haline görebildiğimiz, Su Deposu ile birlikte adadaki en yüksek yapı olan Deniz Feneri, günümüzde bir harabeye dönse de zamanında müdürün yaşadığı konak bunlar arasında. Parade Ground’un kapalı olduğu dönemde San Francisco’nun en güzel fotoğraflarını deniz fenerinin olduğu yerden çekebilirsiniz, aklınızda olsun.

Alcatraz’da artık görecek bir yeriniz kalmadığında, indiğiniz iskeleye gelip ilk gemiyle yeniden 33 numaralı iskeleye döndüğünüzde tur tamamlanmış olacak.

Alcatraz sinekleri

Alcatraz’a gelmeden önce bilmeniz gereken püf noktalarını sıralamam gerekirse aslında söyleyebileceğim fazla birşey yok. Sadece birazdan anlatacağım filmlerden 1-2 tanesini belki izleyebilirsiniz, bir de buradaki sineklere hazırlıklı olun. Gemide ve adada o kadar çok sinek var ki, canınızdan bezmemek için kapalı bir kıyafet alın yanınıza, hem de denizdeki rüzgardan korunmuş olursunuz. Bu sinekler küçük, ısırmıyorlar ve hastalık taşımıyorlar, ama alıştığımız sinekler gibi kovalayınca hemen giden cinsten değil, fazla uzaklaşmadan geri konuyorlar üzerinize. Bunlar gemiye ilk bindiğiniz anda musallat olmaya başlıyor, ancak turun sonunda gemiden inip San Francisco’ya ayak bastığınızda adeta sihirli bir şekilde ortadan kayboluyorlar.

Yani bu sinekler sadece adada ve gemide karşınıza çıkacak. Öğrendiğime göre bu sinekler, adada göreceğiniz kuşlarla ortakyaşar bir yaşam tarzı sürüyor. Özellikle karabataklarla sıkı bir ilişkileri var. Sinekler, etrafta hiçbir evsel atık bulamayan kuşlar için iyi bir besin kaynağı oluşturuyor. Öte yandan, bir kuş öldüğünde üzerini kaplayan sinekler onların ölü bedenlerinden faydalanıyor. Yani adadaki ekosistemin devamı için son derece kritik bir görev üstleniyorlar.

Alcatraz kuşları

Sineklerden bahsetmişken kuşlardan da bahsetmek gerekir. Yukarıda da söylediğim gibi kuşlarla sinekler ortakyaşar bir tarzda hayatlarını sürdürdükleri için kuşlar adadan gittiğinde sinekler de bir andan ortadan kayboluyor, kuşların baharda dönüşüyle birlikte geri geliyorlarmış. Genellikle Şubat-Mart döneminden başlayarak Eylül’e kadar adada bu göçmen deniz kuşları yaşıyor, yumurtluyor ve yavrularını büyütüp sonraki uçuşlar için hazırlıyorlar.

Brandt Karabatağı, Alcatraz, San Francisco
Brandt Karabatağı’nı Alcatraz’da sık sık göreceksiniz

Alcatraz’da habitatı bulunan çeşitli kuş türleri olsa da adaya hakim olan kuş türü, adını Alman zoolog Johann Friedrich von Brandt‘tan alan Brandt karabatağı denilen kuş türü. Sağda solda sık sık görebilirsiniz bu simsiyah kuşu. Karabatak haricinde leylek, güvercin, körfezde çok yaygın olan balıkçıl, hatta tek tük şahin türleri bile konaklıyor. Adanın girişindeki küçük bir tahtada adada an itibariyle bulunan kuşların cinsleri, sayıları, yuva sayısı gibi bilgilerin çetelesi tutuluyor.

Kuşların bulunduğu aylarda ziyaretçilerin başta Parade Ground olmak üzere kuşların yuvalandığı yerlere girip onları rahatsız etmelerine izin verilmiyor. Siz de kuşları rahatsız etmemeye çalışın derim.

Alcatraz filmleri

Amerikan sinemasında Alcatraz defalarca filmlere konu olduğundan tüm dünyanın bildiği yerlere dönüşmüş diyebiliriz. bu filmlerden benim de izleme imkanı bulduğum 3 tanesini yazının sonunda anmak isterim.

Alcatraz Kuşçusu (Birdman of Alcatraz)

Tom Gaddis’in 1955’de yazdığı kitaptan uyarlanarak 1962’de çekilen Alcatraz Kuşçusu, Alcatraz’ın en önemli ziyaretçilerinden biri sayılan Robert Stroud‘un hikayesini anlatıyor. Bir cinayetten dolayı hapse giren, ancak içerideyken bir gardiyanı öldürdükten sonra cezası müebbete çevrilen Stroud’un Leavenworth Hapishanesinde kaldığı dönemde kuşlarla ilgili yaptığı çalışmalar, hücresinde onlarca kuşa bakıp kitap yazacak kadar kuşlar ve kuş hastalıkları konusunda uzman hale gelmesi ve sonrasında Alcatraz’a nakledilmesiyle burada geçirdiği zaman filmde konu ediliyor. İlk kez 19 yaşında hapse düştükten sonra hayatının son 54 yılını aralıksız şekilde hapiste geçiren Stroud’un içinde bulunduğu bütün olumsuz koşullara rağmen hapiste başardıkları, kendini geliştirmesi, ticari bir kariyer yapması, evlenmesi, dışarı çıkma ihtimali olmamasına rağmen dış dünyayla elinden gelen tüm imkanlar çerçevesinde bağını koparmamaya çalışmasıyla güzel bir hikaye ortaya çıkmış. Tabii ki filmde gösterilenin aksine Stroud’un gerçekten insani tarafı zayıf, şiddete meyilli ve soğukkanlı bir katil olduğu söyleniyor, film için gerçeklerin bir miktar farklılaştırıldığını söyleyebiliriz.

Filmin çekildiği dönemlerde Alcatraz hala hapishane olarak kullanıldığı için film Alcatraz’da çekilmemiş, o nedenle bu filmde Alcatraz’ın ancak uzaktan manzaralarını görebiliyoruz. Zaten filmin adında bir mantık hatası olduğu da düşünülebilir, çünkü Stroud Alcatraz’tayken hiç kuş beslemesine izin verilmemiş, burada kaldığı 17 yılın çok büyük kısmını tek başına hücre hapsinde ve yanında kuşlar olmadan geçirmiş. Ancak hem burada yıllarca yaşamış bir kişinin hayatına ayrılması, hem de Burt Lancaster‘ın müthiş oyunculuğuyla birleştiğinde bu film, bir klasik olarak izlenmeyi hak ediyor ve Alcatraz’la da yeterince bağı var denebilir.

Alcatraz’dan Kaçış (Escape from Alcatraz)

Alcatraz hapishanesinin tarihinde hiçkimsenin buradan kaçamadığına inanılıyor, en azından kaçanların sağ kalmadığına. Kaçan olduysa da boğulduğu, karaya çıkamadığı kabul ediliyor. Ancak hapisten bir şekilde kaçmış ve akıbeti belirsiz 5 kişi var. Bunların en ünlüleri muhtemelen Frank Morris ile John ve Clarence Anglin kardeşlerdir. Acayip akıllıca hareketlerle topladığı eşyaları kullanarak ve zekice planlar yaparak kaçışını hazırlayan Morris ve 2 arkadaşı, 11 Haziran 1962 gecesi hücrelerinden kaçıp yağmurluklarını birleştirerek hazırladıkları botla adadan yola çıkmışlardı. Sonrasında bota ait parçalar ve mahkumların bazı kişisel eşyaları bulunsa da mahkumların dirisine ya da ölüsüne bir daha rastlanmadı. Frank Morris ve Anglin kardeşlerin akıbetine dair bir sürü teori ortaya atıldıysa ve yüksek ihtimalle boğularak öldükleri tahmin edildiyse de bunların hiçbiri günümüze dek kanıtlanamadı. Bu nedenle 60 yıl önceki kaçışla ilgili dosya hala kapanmış değil.

Frank Morris'in hücresi, Alcatraz, San Francisco
Alcatraz’dan Kaçış filminin kahramanı Frank Morris’in hücresi, bulunduğu haliyle sergileniyor

İşte bu kaçış öyküsünü anlatan 1979 yapımı Alcatraz’dan Kaçış filmi, hapishane filmlerini sevenler için izlenebilecek bir film. Esas oğlan Frank Morris rolünde Clint Eastwood baba oynuyor. Gerçekte olanlara %100 olmasa da büyük ölçüde sadık kalındığı söylenebilir. Bizzat adada çekildiği için turda göreceğiniz yerlerin bir kısmını filmde görüp sonra tanımanız mümkün olacaktır. Hücreleri, yemekhaneyi, kütüphaneyi, duşları ve de arka taraftaki etrafı yüksek duvarlarla çevrili deniz kenarındaki büyük avluyu filmde görebiliyorsunuz. Üstelik hapishanenin kapanmasının üstünden çok fazla zaman geçmediği için hapishaneyi neredeyse tamamen yeniden çalışır hale getirmişler. Yani bir kaçış hikayesi olduğu kadar Alcatraz’daki günlük yaşantıyı da canlandırması bakımından belgesel niteliğinde bir film olduğu söylenebilir. Ayrıca filmin küçük detaylarında Esaretin Bedeli’ni (The Shawshank Redemption) hatırlatan şeyler bulacaksınız, hayvan besleyen mahkumlar, kütüphanecilik yapan esas oğlan, esas oğlana sarkıntılık eden tecavüzcü başka mahkumlar gibi. İyi bir hapishane ve kaçış filmi olmasının yanında, Alcatraz’a gelmeyi düşünenlerin önceden seyretmesinde fayda olacaktır diye düşünüyorum.

Kaya (The Rock)

Alcatraz’la ilgili bahsettiğim diğer iki film gerçek hikayelerden esinlenmiş olmakla birlikte The Rock, kurgusal, yüksek bütçeli ve tempolu bir aksiyon filmi olarak diğerlerinden ayrılıyor.

1996 yapımı filmde, iyi eğitimli bir müfrezeyle Alcatraz’ı işgal eden ve elindeki kimyasal silahlarla San Francisco’yu vurma tehdidinde bulunan bir generalin elindeki rehineleri kurtarıp silahların ateşlenmesini önlemek için yapılan operasyon konu ediliyor. -Filmin kurgusal hikayesine göre- Alcatraz Hapishanesinden kaçabilmiş tek kişi olan John Mason ile kimyasal silah uzmanı Stanley Goodspeed’in birlikte atıldıkları bu macerada kurdukları dostluk, yüksek dozda aksiyon ve Amerikan milliyetçiliğiyle birlikte servis ediliyor. Yine de döneminin en iyi aksiyon filmlerinden biri olduğuna şüphe olmayan The Rock izlenesi bir film bence. Hele filmin ilk 4 dakikasında Nick Glennie-Smith ile birlikte Hans Zimmer’ın yaptığı müzikler, standart Amerikan gençlerini nasıl gaza getiriyordur tahmin edemiyorum.

60 küsur yaşında hala karizmasının zirvesinde olan Sean Connery ile yavaştan aksiyonlara geçmeye başlamış dönemin yıldızı Nicolas Cage‘in başrolde oynadığı bu filmde, tıpkı Escape from Alcatraz’da olduğu gibi, Alcatraz turunda göreceğiniz yerleri farklı açılardan görüyor, filmde gördüğünüz yerleri de kolayca tanıyorsunuz.

Gemiden Alcatraz adası manzarası, San Francisco
Alcatraz adasının Amerikan popüler kültüründeki yeri tartışılmaz

Bunlar haricinde başka birçok film ve belgesel çekilmiş Alcatraz’da. Burası tarihiyle, filmleriyle, sinekleriyle ve tabii ki hikayeleriyle kendine Amerikan kültürü içinde yer edinebilmiş bir yer olarak bir San Francisco gezisinde imkan varsa görülmeyi hak ediyor. Kısa sürede birçok hikaye duyup çok şey öğreneceksiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir